Bunları Biliyor musunuz ?

Bunları Biliyor musunuz ? Bilgilerinize her gün yeni bilgiler katmak istiyorsanız, bizi takipte kalın:)

Kazaların daha aza indirebilmesi için tüm sürücü ve şoförlerimizin bilmesi gereken yol çizgilerimiz ve anlamlari
01/06/2026

Kazaların daha aza indirebilmesi için tüm sürücü ve şoförlerimizin bilmesi gereken yol çizgilerimiz ve anlamlari

Bunlara dikkat ve önemli bir bilgi !!!
31/05/2026

Bunlara dikkat ve önemli bir bilgi !!!

29/05/2026
28/05/2026

FRANSA ve VİETNAM

Vietnam savaşı denince aklımıza sadece ABD'nin Vietnam savaşı gelir.
ABD 2 milyona yakın Vietnamlıyı en feci şekilde katletmesine rağmen ülkeden çıkmak zorunda kalmıştı ya.

Ancak bundan önce uzun yıllar Vietnam'ın Fransız işgalinde kaldığını, Fransa'nın da en az ABD kadar katliam yaptığını bilmeyiz.

Fransa 1872 yılında Vietnam'ın tamamını işgal etti. Bu işgal 1954 yılına kadar sürdü.

Fransa'nın işgaline karşı ilk ciddi direniş 1885'te başladı. Fransız ordusu bu direnişi şiddetle bastırıp 25 bin Vietnamlıyı hunharca öldürdü.

1920’de Ho Chi Minh önderliğinde yeni bir direniş başlatıldı. Fransız ordusu yine bütün köyleri yakıp yıkarak direnişi bastırdı.

İkinci dünya savaşında Fransa hükümeti Vietnam gençlerini askere alarak, Afrika'da ve Avrupa'da kullandı.

İkinci dünya savaşının bitiminden sonra, Fransa savaş uçaklarını Vietnam'a getirerek, Köyleri bombalamaya başladı.

Bu arada Vietnam fiilen ikiye bölündü, Kuzey Vietnam işgale karşı daha örgütlü direnebildiğinden, Fransa Güneye çekildi.

Lider Ho Chi Minh ile yapılan görüşmeler sonuç vermeyince savaş devam etti.

Fransız kuvvetleri Hanoi'yi aldı.
Ana yollarını denetimini de ellerine geçirdi.
Fakat kırsal alanda istediği başarıyı sağlayamayınca, Havadan bombalamaya ağırlık verdi.

Önce havadan pirinç çuvalları atıyor, sonra çuvalları almak için gelen halkın üzerine Na**lm bombaları atıyordu.

Fransa'nın Vietnam'a getirdiği 200 uçak, günde ortalama 32 ton yiyecek atıyor, ardından da 170 ton bomba yağdırıyordu.

Buna rağmen Fransızlar ne yaptılarsa Vietnamlıları pes ettiremediler.

Bu arada Fransızların 1920 ile 1954 arasında katlettiği Vietnamlı insan sayısı Milyonu geçti.

1954 yılında Fransa, ABD ile anlaşarak Vietnam daki haklarını ABD'ye devtetti.

Öldürmeye ABD devam etti.

Fransa'nın soykırım ve katliam yaptığı yerler Vietnam'dan ibaret değildi.

20. Yüzyıl içinde;
Cezayir'de bir buçuk milyon insan katletti.
Burundi'de 650 bin insan katletti.
Ruanda'da 800 bin insanın katledilmesini Belçika ile birlikte örgütledi. Hazırladı.

Benin, Togo, Kongo, Orta Afrika Cumhuriyeti, Gine, Madagaskar, Senegal, Fas, Tunus ve Fildişi sahilinde toplam 5 milyonun üzerinde insan katletti.

Diğer kıtalardakini sayabilmek, kayıtlara geçebilmek mümkün olmadı.

Çünkü kalem hep katilin elindeydi.
Mikrofon hep hırsızın, soyguncunun, işgalcinin elindeydi.

Soyulana, mazluma kimse mikrofon uzatmadı.
Bunlar yaşanırken, biz hala Paris, hak, hukuk, medeniyet merkezi sanıyorduk.

İnsan haklarının dağıtım merkezi sanıyorduk.

1939'dan sonra da, bize sadece Avrupa'nın kendi öğrettiği yalan tarih öğretildi.

Bunun için aynı işgalcilerden gelen hiçbir kötülüğün farkına varamadık. Hiçbir tedbir alamadık.
Geldik bugüne.

Biz bu katliamları, soygunları, soykırımları yapanlara, -sen soykırım yaptın- diyemediğimiz için, bugün Fransa yine, sen 100 yıl önce Ermeni soykırımı yapmışsın diyerek seni suçluyor.

Tarihe sadece Atatürk'ün baktığı yerden bakalım.

KENAN ÖZEK

Adam 48 yıl önceki ilkokul öğretmenini parkta görünce, utanarak yanına yaklaşıp "hocam beni tanıdınız mı?" dedi.İhtiyar ...
23/05/2026

Adam 48 yıl önceki ilkokul öğretmenini parkta görünce, utanarak yanına yaklaşıp "hocam beni tanıdınız mı?" dedi.

İhtiyar öğretmen:
- Hayır tanımadım.

Adam:
- Hocam nasıl tanımazsınız!.. Ben ilkokul öğrenciniz M....a. Hocam sınıfımızda bir arkadaşın saati kaybolmuştu. Ben almıştım. Siz de "herkes kalksın ve ellerini tahtaya dayasın, arama yapacağım" demiştiniz. Ben utanmış ve çok korkmuştum. Sizin ve arkadaşlarımın yüzüne nasıl bakacağım diye soğuk terler döküyordum...

Sizden bir komut daha geldi.
"Şimdi herkes gözlerini kapatsın."

Ortalarda bir yerdeydim. Aranma sırası bana gelmişti. Saati cebimden sessizce almış, devamla, aynı sessizik içinde son arkadaşa kadar aramayı sürdürmüştünüz. Sonra bizi yerimize oturtup bana ve hiç kimseye hiç bir şey söylemeden saati sahibine vermiştiniz.

Büyüdükçe içimde büyüttüm bu davranışınızı... Hocam ben şimdi 60 yaşındayım. Düşünüyorum da şu hayattaki en büyük dersi, o gün sizden almışım. Her aklıma gelişinde sarsıldım ve her aklıma gelişinde kendimi sizden kalan erdemin koruyucu gölgesinde hissettim.

“Utancı bilerek yaşamak korkunç...
Daha da korkuncu, bilerek yaşatmak.”

der Edip Cansever.

Hocam siz bana o utancı yaşatmadınız. Yaşasaydım unutur muydum, doğrusu bilmiyorum. Ama beni utandırmamanızı hiç unutmadım Hocam.

Şimdi hatırladınız mı beni?

İhtiyar öğretmen yan yana oturdukları bankta öğrencisine yaslanarak:
- O olayı ertesi gün unutmuştum ben. Şimdi sen anlatınca hatırladım

Sizlere "gözlerinizi kapatın" dediğimde ben de gözlerimi kapatmıştım. O yaştaki her çocuğun düşebileceği yanılgıya düşen öğrencime karşı içimde bir yargı oluşsun istememiştim.

O sen miydin?
Bilmiyordum, nasılsın?

Alıntı

💉 Kan verdirdikten sonra kolunuzda morluk mu oluştu?Bu birçok insanın başına gelir…ve çoğu durumda ciddi bir sorun anlam...
21/05/2026

💉 Kan verdirdikten sonra kolunuzda morluk mu oluştu?

Bu birçok insanın başına gelir…
ve çoğu durumda ciddi bir sorun anlamına gelmez.

🩸 Morluk neden oluşur?

Kan alma işlemi sırasında,
örnek almak için iğne toplardamara girer.

Bazen:
🩸 çok küçük miktarda kan
damarın dışına sızarak deri altındaki dokulara yayılabilir.

Bunun sonucunda:
💜 hematom yani morarma oluşur.

🔬 Deri altında tam olarak ne oluyor?

Aslında olan şey küçük bir:
🩸 “kan sızıntısıdır” (ekstravazasyon).

Sızan kan deri altında kalır
ve vücut bunu zamanla yavaş yavaş geri emer.

Bu yüzden morluğun rengi günler içinde değişebilir:

🟣 Mor
🔵 Mavi
🟢 Yeşilimsi
🟡 Sarımsı

⚠️ Neden bazı insanlarda daha sık olur?

Bazı faktörler morarma riskini artırabilir:

• hassas damarlar
• ince cilt yapısı
• işlem sonrası yeterince baskı uygulanmaması
• kolun ani hareket ettirilmesi
• kan sulandırıcı ilaçlar
• aspirin ve bazı ilaçlar

Hatta:
💉 tamamen doğru yapılan bir kan alma işleminden sonra bile morluk oluşabilir.

🧊 Ne yapılabilir?

✔️ Bölgeye birkaç dakika baskı uygulamak
✔️ Hemen ağır yük kaldırmamak
✔️ İlk saatlerde soğuk uygulamak
✔️ Bölgeyi sert şekilde masaj yapmamak

çoğu durumda yardımcı olabilir.

Genellikle:
⏳ morluklar günler veya birkaç hafta içinde kendiliğinden kaybolur.

🚨 Ne zaman doktora başvurulmalı?

⚠️ Şiddetli ağrı
⚠️ Belirgin şişlik
⚠️ Aşırı kızarıklık
⚠️ Bölgede sıcaklık artışı
⚠️ Karıncalanma
⚠️ Çok büyük veya sık oluşan morluklar

gibi durumlarda tıbbi değerlendirme gerekebilir.

🩺 Çoğu kan alma sonrası morluk zararsızdır…
ama vücudun verdiği sinyalleri takip etmek önemlidir.

📚 Kaynaklar:
• Mayo Clinic
• MedlinePlus
• National Health Service

Derinlerde, vahşi yaşam bekçisi bir zamanlar kurtardığı hayatın bir gün kendi hayatını kurtaracağını asla hayal etmemişt...
19/05/2026

Derinlerde, vahşi yaşam bekçisi bir zamanlar kurtardığı hayatın bir gün kendi hayatını kurtaracağını asla hayal etmemişti. ❤️

Bir öğleden sonra, Elias bir fil göç rotası yakınlarında hasar görmüş bir su borusunu tamir ederken aniden yere yığıldı. Gece çöktü ve geri dönemedi, park korucuları geniş ovalarda aramaya başladı.

Sonra kimsenin görmezden gelemeyeceği bir ses geldi.
Yine ve tekrar, yüksek sesli fil sesleri aynı uzak bölgeden karanlığın içinde yankılandı. Rangers çağrıları takip etti ve onları bekleyen unutulmaz bir sahne keşfetti.

Baygın bakıcının yanında duran yaşlı bir boğa fil vardı.
Devasa fil Elias'ı yalnız bırakmayı reddetti.

İz kamera görüntüleri daha sonra Jabari'nin saatlerce etrafında dolaştığını, gece boyunca sürekli bağırdığını ve yardım gelene kadar bölgeyi koruduğunu gösterdi. Sağlık görevlileri olay yerine ulaştığında bile Jabari yakınlarda kaldı, kurtarma ekiplerinin bir zamanlar ona değer veren adamı tedavi ederken sessizce izledi.

Park yetkilileri daha sonra daha da duygusal bir şeyi açıkladı: Yıllar önce, Elias genç fil bir kaçak avcı çukurunda mahsur kaldıktan sonra Jabari'yi kurtarmıştı. O zamandan beri fil her zaman onun sesini tanıdı.

Bir korucu nazikçe şöyle dedi: "O fil, arkadaşının yardıma ihtiyacı olduğunu biliyordu... Ve biri gelene kadar orada kaldı. “

Elias hayatta kaldı ve bekçiler Jabari'nin hala zaman zaman aynı noktaya döndüğünü, kurtarmanın gerçekleştiği su borusunun yanında sessiz durduğunu söylüyor.

Çünkü hayvanlar dilimizi konuşamayabilirler... ama onlar nezaketi asla unutmazlar. 🐘❤️
Gizemlerde Tarih sayfasından alınmıştır..

Okudukça insanın tüyleri kabarıyor .."Mustafa Kemal Paşa ve Cevat Paşa... Çanakkale'de destan yazan bu iki büyük adam ta...
17/05/2026

Okudukça insanın tüyleri kabarıyor ..

"Mustafa Kemal Paşa ve Cevat Paşa... Çanakkale'de destan yazan bu iki büyük adam tam beş yıl sonra, 14 Mayıs 1919 günü karşı karşıya geliyor...

Yer, Sadrazam Köşkü... Mustafa Kemal, Samsun görevine gitmeden hemen önce Sadrazam Damat Ferit tarafından yemeğe davet edilmiştir. Davetli diğer isim Genelkurmay Başkanı Cevat Paşa'dır.

Yemeği enteresan kılan husus, Mustafa Kemal'in giriştiği manipülasyondu. Çünkü Samsun görevi görünürde İngilizleri tatmin etmek için Türk isyanını sindirme girişimi olsa da Mustafa Kemal, büyük bir mücadele başlatmak adına yetkilerini kimselere fark ettirmeden genişletmişti. Sadrazam Damat Ferit ve Genelkurmay Başkanı Cevat Paşa bu hadiselerden habersizdi.

Yemek sessiz ve sakin başladı. Ardından kahveler içildi ve çalışma odasına geçildi. Mustafa Kemal o an, yemeğin amacını fark etmişti. Damat Ferit, Mustafa Kemal'in yol haritasını merak etmişti. Üzerine geniş bir Anadolu haritası serilen masa başına geçildiğinde Mustafa Kemal için gerilim dakikaları başladı. Samsun görevine gerekçe teşkil eden Türk isyanı Samsun ve civarıyla sınırlıydı ama sessizce değiştirilen yetkiler neredeyse Anadolu'nun yarısına ulaşmıştı.

Kritik soru sorulduğunda Mustafa Kemal ne yapmalıydı? Yalan söylemesi halinde bu açık aldatma girişimi ortaya çıktığı vakit tüm oyun sona ererdi. Doğruyu söylemesi halinde, olumsuz netice yalan söylediği ihtimale nazaran çok daha erken doğabilirdi. Üstelik masada söylenen yalanı anında algılayabilecek bir paşa bulunuyordu. Cevat Paşa...

Mustafa Kemal'in ihtiyacı, yalan söylememek ama doğruyu da söylememekti. Üstelik bu ince çizgi, bir siyasetçi olan Damat Ferit dışında bir asker olan Cevat Paşa'yı da aşmalıydı. Çünkü Cevat Paşa da Mustafa Kemal'in mücadele niyetinden habersizdi.

Mustafa Kemal, sadrazamın sorduğu basit soruları ustaca geçiştirmeyi başarsa da gerilim dolu anlar, o kritik sorunun sorulmasıyla had safhaya ulaştı. 9. Ordu Müfettişi olarak hangi sahaya ve hangi birliklere komuta edecekti?

Mustafa Kemal için bir tür kader anıydı. Gizli gerçeği itiraf etmek mi memleketin en güçlü ikinci adamını alenen kandırmak mı? O saniyelerde masada yaşanan şey cevapsızlık ve tedirginlikti. Mustafa Kemal ne yapacağını bilemez halde kararsız şekilde bir şeyler söylemeye çalıştı. Elini harita üzerine gezdirdi:

Efendim... Henüz ben de... Pek iyi bilmiyorum... Belki takriben...

İşte o zor saniyelerde iki çift göz buluştu. Cevat Paşa tuhaflığı fark etmişti. Meraklı bakışlarla Mustafa Kemal'le göz göze geldi. Gördüğü şey çaresizlikti ve o an anlamıştı. Kemal, bir şey yapacaktı. Fark bu "şey" her neyse, onu gizlemeye çalışıyordu.

Çanakkale Kahramanı Cevat Paşa işte o an, amiri olduğu Mustafa Kemal'e yardım elini hiç fark ettirmeden uzattı ve sessiz bir kahramanlığı tarihe bıraktı.

Mustafa Kemal'in sözünü kesti ve mücadelenin akıbetini ipten aldı:

Efendim... Mıntıkanın ehemmiyeti yoktur... Zaten nerede kuvvet kaldı ki...

Bu cevap Sadrazam Damat Ferit'in amaçsız ve rotasız merakını limana yanaştırdı. Konu kapandı. Sır, saklı kaldı. Ardından önemsiz bir sohbet başladı. Fakat Cevat Paşa'nın aklı, Kemal'in gözlerindeydi. Ne işler çevirdiğini merak ediyordu ama Damat Ferit'in yanında soramazdı.

Nihayet toplantı sona erdi. Paşalar, Sadrazam Köşkü'nden ayrılıp Nişantaşı Caddesi'nden Teşvikiye'ye doğru yürümeye başladı. Konak geride kalmıştı. Artık konuşulanları kimseler duyamazdı. Cevat Paşa, doğru anın geldiğini kavradı. Kemal'in yanına sokulup sordu:

Bir şey mi yapacaksın Kemal?

Mustafa Kemal deşifre olmuştu. Aylardır ördüğü sır ağları fark edilmişti. Fakat fark eden namert değil yiğitti. Ondan çekinmesini gerektirecek hiçbir şey yoktu. Detay vermek istemedi ama Cevat Paşa'nın doğru yere parmak bastığını kabul eden bir yanıt verdi:

Evet Paşam. Bir şey yapacağım.

Kemal, elini açmış ama sınırlarını çizmişti. Detay vermek istemiyordu. Cevat Paşa, bu sınırlara saygı duymayı yeğledi. Detay sormadı. Kemal'e güveniyordu. Doğru an geldiğinde, öğrenmesi gerekeni öğreneceğini biliyordu. Bunun inisiyatifini silah arkadaşına bırakmayı makul gördü. Sormak yerine temenni etti:

Allah muvaffak etsin!

Bu yalnızca bir temenni değildi. Bu, Cevat Paşa'nın cehennemin içinden geçecek bir bilinmezliğe, daha en başta verdiği desteğin nişanesiydi. Bilmiyordu. Kestiremiyordu. Ama verdiği cevapla yola katılmıştı. Nerede, ne zaman ve ne şekilde Mustafa Kemal'e destek vereceğinin kararını ona bırakmıştı. Mustafa Kemal de bunu anlamıştı ve net konuştu:

Mutlak muvaffak olacağız!

Olacağım değil. Olacağız. Bu kısa cevap yol arkadaşlığının kurulduğunun ilanıydı. 14 Mayıs'ın bu sessiz mutabakatı, saltanatın gürültülü ihanetine üstün gelecekti.

14 Mayıs günü Nişantaşı'nda kurulan kader ortaklığı hiç bitmedi.

Recep Esen

1961'den önce, akciğerleri yetersiz gelişen prematüre bebeklerin neredeyse hiç şansı yoktu; doktorlar sadece onların yav...
14/05/2026

1961'den önce, akciğerleri yetersiz gelişen prematüre bebeklerin neredeyse hiç şansı yoktu; doktorlar sadece onların yavaş yavaş kayıp gitmesini izleyebiliyorlardı. Sonra bir kadın bunu kabul etmeyi reddetti ve tıbbı sonsuza dek değiştirdi.
1960'lı yıllarda bir hastane kreşini hayal edin. İki ay erken doğan bir bebek nefes almakta zorlanıyor. Minik göğsü umutsuzca inip kalkıyor. Cildi morarıyor. Hemşireler ve doktorlar etrafına toplanıyor, ancak sunabilecekleri hiçbir şey yok. Birkaç saat içinde, belki de daha kısa sürede, hayatını kaybedecek.
Bu sahne her yıl binlerce kez tekrarlanıyordu. Solunum Yetmezliği Sendromu, prematüre bebekler için bir ölüm cezasıydı. Akciğerleri işlev görecek kadar gelişmemişti. Tıp kitapları bunu kaçınılmaz olarak tanımlıyordu.
Ancak Mildred Stahlman, kaçınılmaz olanı kabul etmeyi reddetti.
1922'de Nashville'de doğan Mildred'in doktor olması beklenmiyordu. Varlıklı ailesi onun için geleneksel bir Güney hayatı hayal ediyordu. Ancak on bir yaşında bir mikroskop aldı ve her şey değişti.
Elli kişilik bir sınıfta sadece dört kadından biri olarak Vanderbilt Tıp Fakültesi'ne girmeyi başardı. İsveç'teki önde gelen enstitülerde yurtdışı eğitim gördü. 1951'de eve döndüğünde aynı trajediyi tekrar tekrar görmeye başladı: Kimsenin nefes almalarına nasıl yardımcı olacağını bilmemesi nedeniyle bebekler ölüyordu.
Ve bir karar verdi: Bu böyle devam etmeyecekti.
Vanderbilt kreşinin yanındaki küçük bir laboratuvarda Stahlman, imkansız gibi görünen bir şeyi yapmaya başladı. Büyük yetişkin solunum cihazlarını alıp en küçük hastalar için yeniden tasarladı. Bir pipetten daha ince minik hava yolu tüpleri yarattı. Oksijen seviyelerini gerçek zamanlı olarak izleme yöntemleri geliştirdi.
Meslektaşları ona şüpheyle baktı. Teknoloji mevcut değildi. Riskler çok büyüktü. Tek bir hata, kırılgan akciğerlere onarılamaz hasar verebilirdi.
Stahlman yine de devam etti.
31 Ekim 1961. Martha Humphreys adında bir kız bebek iki ay erken doğdu. Nefes alamıyordu.
Müdahale edilmezse, yaşaması için sadece birkaç saati vardı.
Dr. Stahlman, yaptığı minyatür solunum cihazına bebeği yerleştirdi. Cihaz, bebeğin göğsünü nazikçe genişleterek, kendi başlarına çalışamayan akciğerlerine hava ulaşmasına yardımcı oldu. Ardından Stahlman, cihazın yanına katlanır bir yatak kurdu ve her nefesini izleyerek orada kaldı.
Dört gün sonra Martha kendi başına nefes alabiliyordu.
Bir zamanlar imkansız olan şey artık gerçekti.
Ancak Stahlman burada durmadı. Amerika Birleşik Devletleri'nde ilk yenidoğan yoğun bakım ünitelerinden birini kurdu. Dünyanın dört bir yanından uzmanlar yetiştirdi. Kritik durumdaki yenidoğanları taşımak için sistemler geliştirdi. Bugün bile tıbbı yönlendirmeye devam eden bakım standartları oluşturdu.
Öğrencilerine, "Eğer tıp pratiği yapacaksanız, öğrenmeniz gereken ilk şey şefkat, koşulsuz sevgidir" dedi.
Bu sözlerle yaşadı. Ekibi sadece tıbbi verileri değil, aile ihtiyaçlarını da takip etti; nerede yaşadıklarını, ne kadar paraları olduğunu, ne tür desteğe ihtiyaç duyduklarını. Her çocuk önemliydi. Her aile önemliydi.
Dr. Stahlman çalışmalarına onlarca yıl devam etti. 101 yaşında, Haziran 2024'te vefat ettiğinde bile hâlâ prematüre bebekler için savunuculuk yapıyordu.
Peki ya kurtardığı ilk bebek Martha Humphreys?
Sağlıklı bir şekilde büyüdü. Evlendi ve Martha Lott oldu. Ve sonra hikâyeyi tamamlayan bir karar verdi.
Martha, hayatının kurtarıldığı aynı yenidoğan yoğun bakım ünitesinde hemşire oldu.
1961'de ölmesi gereken çocuk, hayatını o odada, başkalarının hayatını kurtarmaya yardım ederek geçirdi.
Bugün, her yıl dünyanın dört bir yanındaki yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde yüz binlerce prematüre bebek hayatta kalıyor. Birçoğu, sınırları kabul etmeyi reddeden kararlı bir doktorla başlayan çalışmalara hayatlarını borçlu.
Bir dahaki sefere, imkansızlıklara rağmen hayatta kalan bir prematüre bebek hakkında duyduğunuzda şunu hatırlayın: Bir zamanlar birileri bu imkansızlıkların değişebileceğine karar verdi.
Birileri küçük hayatların kaybedilmesini kabul etmeyi reddetti.
Birileri mümkün olanı yeniden tanımladı.
Alıntı

13/05/2026

SADECE KÜÇÜK BİR GÜLÜMSEME

Genç kız, üzgün görünen yabancıya gülümsedi.

Adam kendini iyi hissetti. Geçmişte bir arkadaşının ona yapmış olduğu bir iyiliği anımsadı ve ona bir teşekkür mektubu yazdı.

Bu mektup arkadaşını o kadar hoşuna gitti ki,

yemek yediği lokantaya iyi bir bahşiş bıraktı.

Bu bahşişin miktarına şaşıran garson paranın

bir kısmını yolda gördüğü bir fakire verdi.

Adam çok sevindi, çünkü iki gündür ağzına

bir lokma bile koymamıştı. Yemeğini

bitirdikten sonra, kaldığı izbe odaya gitmek üzere yola koyuldu.

Yolda soğuktan titreyen bir köpek yavrusuna

rastladı ve onu alıp evine götürdü.

Soğuk fırtınadan kurtulup başını sokacak bir yer bulduğu için köpekçik çok mutluydu.

O gece evde yangın çıktı. Köpek yavrusu

havlamaya başladı. Bütün ev halkını

uyandırana kadar havladı ve böylece

yangından herkes kurtuldu.

Bunların hepsinin nedeni;

bir kuruşa bile mal olmayan bir

"GÜLÜMSEME" idi ...

Barbara HANCK

Address

Ankara
Ankara

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Bunları Biliyor musunuz ? posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Organization

Send a message to Bunları Biliyor musunuz ?:

Share

Category