22/01/2026
📍 Ioulios Ephebikos'un renkli altarı, Bacaksız Halil'in bağında yıllar eskitti. 🙂
📍 Sessiz sedasız, rüzgârın ve toprağın içinde, zamanı ağır ağır tüketerek… 🌬️⏳ Bugün İzmir'in nadide güzelliklerinden birine gidiyoruz; Karaburun Yarımadası'na…Haritalarda belki bir çıkıntı, ama yakından bakıldığında başlı başına bir dünya… 🌍
📍 İzmir'in kuzey yakasında hatırı sayılır büyüklükte yer kaplayan Karaburun Yarımadası, şehrin önemli oranda bakir kalabilmiş köşelerini barındıran nadide bir güzellik. Sert rüzgârları, keskin kayalıkları, uçsuz bucaksız koyları ve insanı içine çeken yalnızlığıyla kendine has bir karaktere sahip. 🌊🪨 Her bir zerresi ayrı bir güzellik sunuyor. Neredeyse hayatının 30 yılı o bölgede vakit geçirmiş bir kimse olarak, Karaburun'un güzellikleri üzerine saatlerce methiyeler düzebilirim. Ancak bu övgü silsilesini şimdilik bir kenara bırakıp, bu çok güzel ve bir o kadar da eski diyarın gözden kaçan, ama bir o kadar da ilginç bir detayı üzerine konuşalım. 😉
📍 Prof. Dr. Çiler Çilingiroğlu başkanlığında, Karaburun coğrafyasında araştırmalar yapan Karaburun Arkeolojik Yüzey Araştırması( ) ekibinin yıllardır sürdürdükleri çalışmalar sonucu, tarihinin şimdilik 11.000 yıl öncesine kadar gittiği saptanan Karaburun, prehistorik dönemden modern döneme kadar uzanan son derece zengin bir katman portföyüne sahiptir. 🧭 Bu çok katmanlı yapı, yarımadayı yalnızca doğal değil, kültürel anlamda da eşsiz kılar. Bugünkü konumuz ise Antik Dönem’e tarihlenen ve günümüzde koca Karaburun Yarımadası’nda sayıları oldukça azalmış olan yazıtlardan biri.
📍 İlk olarak Avusturyalı tarihçi, arkeolog ve epigraf Josef Keil tarafından 1910 yılında belgelenen ve yine aynı yıl Keil’ın kaleme aldığı “Forschungen in der Erythraia I: 1 Die Mimashalbinsel 2. Inschriften” adlı eserde yayımlanan bu tarihi eser, o günlerden günümüze kadar koca bir tarlanın ortasında, adeta kaderine terk edilmiş bir şekilde, sere serpe uzanarak gelmiştir. 😌 Keil, yazıtı keşfettiği alanı Kössedere (Kösedere) beldesinin Boja Bagh (Boyabağ) Koyu olarak tanımlamıştır. Yerel halkla kurduğu temaslar neticesinde, tarladaki bağın sahibinin Bajaksis (Bacaksız) Halil olduğunu öğrenmiş ve bu bilgiyi eserinde özellikle not etmiştir.
📍 Bacaksız Halil'in bağlarına ev sahipliği yapan Boyabağ Koyu'nda, gerek karada gerekse deniz altında yaptığım gözlemlere göre alan; Antik Dönem’e ait görkemli mimari kalıntılar sunmasa da, hatırı sayılır miktarda seramik parça ve nadiren de olsa mimari elemanlar barındırmaktadır. 🏺Bu durum, bölgenin Antik Dönem’de gündelik yaşamla ilişkili bir kullanım alanı olabileceğini düşündürmektedir. Bu bağlamda, yazıtın bulunduğu yerin orijinal konumu olmadığı ihtimali ağır basmaktadır. Tam da bu noktada, yazıtın Doç. Dr. Pınar Özlem Aytaçlar tarafından yapılan çevirisine bakmak anlam kazanmaktadır.
📍 “Ioulios Ephebikos, Brakhyleitai Birliği’ne bu renkli sunağı yemin ederek adadı.”
[Ἰο+ύλιος Ἐφηβικὸς
[ἐ+πανγειλάμενος
*σ+πείρῃ βραχυλει-
4 *τ+ῶν βωμὸν ῥάν❦-
*τι+νον ἀπέθετο.
📍 Keil, çeviride adı geçen Diyonizyak birlik Brakhyleitai hususunda, Minör Asya’da (Anadolu) ve Trakya’da sıkça karşılaşılan mistik dini derneklerden biri olduğuna dair görüş belirtmektedir. 🌀 Bu tür derneklerin genellikle bulundukları yerleşimlerin adını taşıdığını da özellikle vurgular. Buradan hareketle, yazıtın bulunduğu alana yakın bir yerde, yazıtta adı geçen dernekle aynı ya da benzer adı taşıyan bir kentin var olmuş olabileceği hipotezini öne sürmüştür. Her ne kadar bu önerme mantık dışı görünmese de, söz konusu yer adına dair net bir epigrafik ya da arkeolojik veri bulunmadığından, şimdilik yalnızca makul bir varsayım olarak kalmaktadır. 🤔
📍 Güncel gözlemime göre, gri breş mermeri olduğunu düşündüğüm bir mermerden imal edilmiş olan yazıtlı sunağın yaklaşık ölçüleri dıştan dışa 95 cm (yükseklik) × 60 cm (genişlik) × 60 cm (derinlik) şeklindedir. Maksimum harf yüksekliği ise 3,5 cm olarak ölçülmüştür. Keil’in kendi dönemindeki gözlemlerinde bu mermer için “sarımsı, kırmızı damarlı” şeklinde bir tanımlama yapmış olması, yüzeyde zamanla oluşan renk değişimlerini de düşündürmektedir. 👀
📍 Bacaksız Halil'in bağında yıllarca uzanan bu yazıtlı altar, 2023 yılına kadar gerek alanda evi bulunan bölge sakinlerinin gerekse Karaburun Yüzey Araştırması ekibinin düzenli takibi, koruması ve hassasiyeti sayesinde günümüze ulaşabilmiştir. 🙏 Araştırma ekibinin resmî başvurusu neticesinde 2023 yılı içerisinde Çeşme Müzesi’ne taşınmış ve böylece çok daha güvenli koşullar altında korunmaya başlanmıştır. 🏛️
📍 Strabon’un deyimiyle “Rüzgârlı Mimas’ın (Bozdağ)” eteklerine yayılmış, sert doğasıyla olduğu kadar dehşetli güzelliğiyle de insanı kendine hayran bırakan Karaburun Yarımadası’nın bu nadir ve sessiz hikâyesini dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım. Ancak şu şüphesizdir ki bu coğrafya, henüz anlatılmamış pek çok hikâyeye de gebedir. ✨ Belki de yepyeni Ioulios Ephebikoslar, Bacaksız Haliller, bizlerin onlara yeniden dokunacağı günü sabırla beklemektedir. 🙂
Yazım Sırasında Yararlanılan Kaynaklar:
* https://karaburunyuzey.wordpress.com/
* Josef Keil – Forschungen in der Erythraia I: 1 Die Mimashalbinsel 2. Inschriften – 1910