Tarihi İzmit Fotoğrafları

Tarihi İzmit Fotoğrafları Amacımız İzmit ve Kocaeli'nin tarihi fotoğraf ve filmlerini derlemek ve gelecek nesillere aktarmak.

İZMİT'İN SİNEMA TARİHİİzmit’te sinemacılık tarihi, 19. Yüz yılın sonlarına kadar gidiyor. 1895 yılında İzmit'te yerleşik...
11/10/2024

İZMİT'İN SİNEMA TARİHİ

İzmit’te sinemacılık tarihi, 19. Yüz yılın sonlarına kadar gidiyor. 1895 yılında İzmit'te yerleşik Ermeni yurttaşların Fransa dan temin ettikleri ilk sinema makineleri ve teçhizatlarını gerek İzmit gerek Bardizak'ta ki misyoner okullarında ve Ermeni kiliselerinde yaptıkları sinema gösterileriyle başlıyor. Yaygılaşması ise 1909 yılında Fransa vatandaşı sinematoğraf ustası Doklonil Antuan'ın seyyar sinema makinesiyle Ankara caddesinde günümüzde Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Sosyal hizmetler binasının olduğu çıkmaz sokaktaki bir Han'da yapmış olduğu sinema gösterileriyle sürüyor. Bu sinema gösterimlerinin akibeti İzmit mutasarrıflığı tarafından yasaklanmayla sonuçlanıyor. Cumhuriyet döneminde ise İzmit’teki ilk sinemacı aynı zamanda fotoğrafçı olan Nabi Bey’dir. Hem yazlık hem kışlık salonları kiralayarak 1924 yılında "İzmit Anadolu Sineması" ismiyle işletmeye başlıyor. Yine Nabi ve Şemsi beyler tarafından 1927 yılında hizmete açılan Halk Sineması bir süre sonra Sapanca Bayındırlık Şirketi’ne, ondan da Nazmi Oğuz’a geçiyor.
1930 yılında ise sinema gösterileri Eski Ermeni Surp Bedros kilisesi
(Necatibey İlkokulu)
Hafta sonları Halkevi olarak kullanılırken Walt Disney filmlerinin her cumartesi günü öğretmenler ve öğrencilerin birlikte izledikleri sinema gösterileriyle sürüyor.
Ahmet Şerif Ulusoy'un oğlu Lütfü Ulusoy, İzmit’in ilk sinemacılarındandır.
Lütfü bey denizcilik işleri nedeniyle İstanbul’a taşınmış İzmit'te ki sinemanın işletmesini bir süre yanında makinist olarak çalışan Nazmi Oğuz ile yürütmek istiyor. Fakat işler bir türlü istediği gibi gitmeyince sinemayı Nazmi Oğuz’a satıyor.
***
19 Ocak 1923'te Mustafa Kemal Paşa'nın İzmit ziyaretinde (İkdam gazetesinin bu konudaki haberine göre), İzmit Halk sineması binasında toplanan halkın alkışları arasında, halkı selamlamış "Maksadım halk ile arkadaşça sohbetler yapmak, bana sualler sorunuz. Sizlerle samimi bir suretle sohbet edeceğim" diyor.
Ankara Caddesi’nin eski esnaflarından Esat Demirsoy da Atatürk’e soru soruyor ve karşılıklı görüşüyor. Ayrıca İzmit Halk Sineması binasında; sulh, marif, ziraat, affı umumi meseleleri de konuşuluyor.
1925 yılından sonra Maarif vekaleti diğer pek çok ilde olduğu gibi seyyar sinema makineleriyle köy köy gezerek Cumhuriyetin faziletlerini ve yapılan hizmetleri anlatan filmleri köy cocuklarına ve halk'a izletiyor. 1930'lu yıllarda açılan İzmit tersanesinin batısında, tren istasyonunun deniz tarafında yazlık sinema ile Üssü Bahri komutanlığı olarak kullanılan eski Fransız koloji ve protestan kilisesinde (Defterdarlık misafirhanesi) açılan kapalı sinemalardı. Üssü Bahri’ye (Donanma Komutanlığı) ait bu sinemalardan sadece özel giriş kartı olanlar faydalanabiliyor ve çoğunlukla yabancı filmler oynatılıyor. Bu sinemaların yanısıra Belediye Oteli'nin bahçesinde Nazmi Oğuz'un işlettiği Halk Bahçe Sineması İzmit halkının hizmetindeydi. Halkevi binası yapılmadan önce, Halkevi Sinema salonu Hürriyet caddesinde şimdiki Ziraat Bankası’nın bulunduğu yerdeydi. Bu Halk Sinemasında İzmit’e pazara gelen köylülere modern zirai tarım ve meyvecilik üzerine filmler gösteriliyor, 15 günde bir halk konserleri veriliyor. Halkevi Sinemasının özel bir kişiye devredilmesi nedeniyle tartışmalar çıkıyor. Bunun sonucu olarak İttihadspor 1932 yılında parçalanarak, içlerinde Nuri Özdoğan Sadettin Yalım, Mehmet Yüce, Vasıf Bey, Asaf ve Müfit Saner kardeşler, Mahir Kışınbay gibi İzmit’in önemli tüccarlarının bulunduğu kırk kişi ayrılarak İzmit İdmanyurdu’nu kuruyorlar. Zorda kalan İttihadspor aynı yıl kapanarak Hafız Fuat Geyveli başkanlığında Paşababa Muammer, Eksper Fevzi, Nazmi Oğuz, Orhan Suda ve Av. Sedat Pek kuruculuğunda Akyeşil Spor Kulubünü kuruyor. Akyeşil, İttihadspor’un devamı konumundadır.
***
Halk ve Aile Bahçe Sinemaları’nın Nazmi Oğuz tarafından işletildiği dönemde işe makinist olarak başlayan Kazım Ertek 1950’lerde İzmit ve köylerinde seyyar sinemacılık yapıyor, daha sonraları mesleğin tüm inceliklerini kısa zamanda öğrenip Kızılay İş Hanı'nda Sine Reklam'ı kuruyor. Sinema kurulumu ve işletmeciliği konusunda bir hayli deneyim sahibi olan Kazım Ertek, İzmit’in ilk spor mağazasını açan Hüseyin Karaçetin ile birlikte iki ayrı yerde iki ayrı sinema daha kuruyorlar. Bu sinemalardan bir tanesi, İstanbul caddesinden Saray Yokuşu'na çıkarken sağda Yazlık Karaçetin Sineması, diğeri ise İzmit sahilindeki Belediye Aile bahçe Sinemasıydı. İki ortak bu sinemaları kurup, uzun süre işletiyorlar. Sonraki yıllarda aralarında anlaşmazlık çıkınca ortaklıktan ayrılıyorlar.
1960'lı yıllar pek çok sinema eleştirmenine göre Türk sinemasının gerçek anlamda altın yıllarıdır.
1920'lerden itibaren gün gün gelişen ve sürekli bir arayış içerisinde olan Türk sineması 1960'lı yıllar ile birlikte kendi sinema dilini, kendi sinema kültürünü yaratmayı başarmıştı. Yeşilçam da üretilen bu filmler artık uluslararası film festivallerinden büyük ödüllerle dönecekti. Metin Erksan imzalı Susuz Yaz (1963) filmi bir yıl sonra Berlin film festivali'nde büyük ödül olan Altın Ayı'yı kazanacak ve bu ödül, Türk sinemasının da ilk uluslararası ödülü olacaktı.
****
Benim sinemayla tanışmam da 1960'ların ortasında Fethiye Caddesinde günümüzde Öztalay İş Hanı'nın olduğu yerde bulunan "Yeni Melek" Aile Bahçe sinemasına gitmem ile başladı. Aslında daha önceleri annem sürekli Derince' ye ekmek almaya gönderdiğinde gittiğim fırın Derince Altgeçit'inin kuzeyinde hemen Saray Sineması'nın alt köşesindeydi. Orada bir sinemanın varlığını biliyordum ama sinemanın ne olduğu hakkında bir fikrim yoktu.
Sanırım 1966 yılının bir yaz günüydü, o zamanlar Şirintepe mahallesinin kuzey tarafı sadece bağ, bahçe ve tarlalardan oluşuyordu. Bizim evimiz de günümüzde tam Boru Evleri'nin karşısında E-5 karayolunun kuzeyinde, büyük bir bahçe içinde inşaa edilmiş bir bağ eviydi. Babam akşam arkadaşlarıyla ailecek sinemaya gitmek için sözleşmiş. E-5'e paralel Nato Dolum Tesisleri tarafından gelip sonradan 1968 yılında asfalt şantiyesi yapılan (Günümüzde Buz Pateni Salonu) yerden kuzeye, Ermeni mezarlığına ve mezarlığın yanından geçerek Çınarlı Dere'ye paralel dağlara doğru giden bir toprak yol vardı.
Bu yolun üstünde tam bizim bahçenin alt tarafında küt burunlu bir Bedford kamyon durdu. Annem ile babam hazırlanmışlar, iki aile kamyonla çarşıya sinemaya gidecekler. Ben ele avuca sığmayan yaramaz bir çocuktum, sinemaya gideceklerini öğrenince gizlice gidip kamyonun en üstünde kabinin üstüne gelen, genellikle branda ip vs. koyulan dar yere çıkıp saklandım. Sinemaya çocuk götürmek istemedikleri için abim ve ablam evde kaldılar. Kamyon Eski İstanbul Caddesi'nden Fethiye caddesi'ne döndü ve sinemanın karşısında bir yere park etti. Annemler araçtan inince ben de kamyonun üzerinden inip ben "burdayııım!" diye önlerine çıktım. Önce afallayıp ardından beni bir güzel haşlayan babam çaresiz beni de sinemaya götürmek zorunda kaldı. Yazlık sinemanın perdesi doğuda, oturma yerleri Fethiye Caddesi'nden taraftaydı, en arkada en yüksek noktaya çıktık. Gazozlar alınmış filmin başlamasını beklerken dikkatimi çeken şey hem solumuzda hem sağımızda iki ayrı sinemanın daha olduğuydu, soldaki daha yakın, sağdaki olduğumuz yere biraz daha uzak ve arada perdeyi tam görmemize mani olan ağaçlar vardı. Işıklar kapanıp film başladığında üç sinemanın filmlerini de görebiliyor, ve seslerini duyabiliyordum. Bizim içinde bulunduğumuz sinemada Türkçe dublajlı romantik komedi, yabancı bir film oynuyordu. Sol üst taraftaki sinemada otomobil yarışlarıyla ilgili bir film vardı o film benim daha çok hoşuma gitmişti, gözümü o fimden ayıramıyordum.
***
1970'li yıllara Türk sineması olarak çok hızlı giriş yapmıştık.
Yetmiş dört yılına gelindiğinde vizyona giren Türk filmi sayısı rekor üstüne rekor kırıyordu. Türk sineması 60'lı yıllarda yakaladığı altın çağını 70'lerin ilk yıllarına da taşımayı başarmıştı. 70'lerin ilk yarısında dünyanın en çok film çeken ilk beş ülkesi arasına girmiştik.
İzmit'te de sinema sayısı yirmi'yi geçmişti. Bu sinemaların işletmecileri değiştikçe isimleri de değişiyordu, bu değişiklikler bir çok kişide kafa karışıklığına neden olsa da sinema salonlarında film seyretmesi çok keyifli oluyordu.
İzmit'te ki sinemaların benim aklımda kalan ve en popüler olduğunu düşündüklerim, İnönü Caddesi'nde Oğuz, Murat ve Kolordu sinemalarıydı.
Fethiye Caddesinde Görgün, Yenimelek ve Emek Aile Bahçe sineması. Yine Fethiye caddesi'nin İnönü Caddesinin üstündeki bölümünde, eskiden Bağçeşme dolmuşlarının kalktığı yerde Yazlık Karaçetin. Hafız Şerif Sokakta Şener Kaya'nın Yazlık Oğuz sineması. Çamlık Sokakta yazlık Çiçek Bahçe sineması. Abdurrahman Yüksel Caddesinde Yurt sineması. Baç'ta ise Şan sineması vardı. Mehmet Ali Paşa Bağdat Caddesi'nde Bağdat Sineması (Emek Bahçe), Ufuk sineması ve günümüzde Yatağan Petrol'ün olduğu yerde (Yazlık Yatağan Aile Bahçe) sineması vardı.
Alemdar Caddesinde Altınnal, eski Leyla Atakan düğün salonunun orada Yazlık Kolordu sineması. Seka girişinde solda Seka sineması. Miralay Mümtaz Caddesinde Yazlık Kültür sineması. Yenidoğan da Yazlık İstanbul sineması vardı. Bunların yanısıra Kuruçeşme de meydanın kuzeyinde günümüzde nalbur olan yerde Kuruçeşme sineması vardı. Derince de ise Saray sineması ve yine günümüzde mobilya mağazası olan yerde Yazlık Yüksel bahçe sineması vardı. daha sonra kapalı salon sineması oldu.
Benim sinema serüvenim Nazmi Oğuz'un ve Kazım Ertek'in arkadaşı olan Mehmet amcam'ın (Küpçü Mehmet) 1970 yılından itibaren Geyve'de meydandaki eski kapalı cezaevinin güneyinde Geyve'nin ilk sinema salonunu açmasıyla başlamıştı. Amcam filmleri İzmit'te Sine Reklam'dan temin ediyor, her filmin yanında en az dört beş tane afiş veriliyordu. Geyve'nin dört bir yanına asılan afişlerle halk sinemaya davet ediliyordu. Hamit amcam kapalı sinema salonununda makinistlik yapıyordu.
Artık yaz tatilleri benim için Mehmet amcamın sinemasında bazen bilet gişesinde bilet satmakla bazen büfe'de gazoz ve bira açmakla geçiyordu. Fimler gündüz devamlı matine şeklinde akşam suare de dönemin en popüler filmlerinin gösterimiyle geçiyordu. Tatil sabahları her günümüz Hamit amcamın oğlu Fahrettin ile sinema salonunu süpürüp, hergün yeni gelen filmi gösterimine hazırlamakla, fim başladığında elimizde fenerle gelenlere boş yer göstermekle geçiyordu. Bu yüzden yaz tatilleri hiç bitmesin, hep Geyve'de kalayım istiyordum. İlerleyen yıllarda amcam işi ilerletip yeni sinema salonları açmaya başladı. Artık Geyve de iki yazlık sinema, bir kapalı salon sineması vardı. Ayrıca Alifuatpaşa da bir yazlık bir kışlık iki sineması daha oldu. Sinema sayısı arttıkça personel ihtiyacı da artıyordu, burada devreye Nazmi Oğuz giriyor Oğuz sinemasının makinisteri Geyve'ye gelip amcamın sinemalarında bir süre çalışıyor ve amcamın makinistlerine eğitim veriyordu. Bunlardan biri de Oğuz sinemasından tanıdığım makinist Yıldırım abiydi, Yıldırım abi Alifuatpaşa'daki sinemalarda çalışıyordu, biraz peltek ve çok hızlı konuşurdu.
Yetmişli yılların ikinci yarısından itibaren işler hiç de tahmin edildiği gibi gitmedi. Yıllık çekilen film sayısında ciddi bir azalma görülmeye başladı. Bunun pek çok sebebi vardı, birincisi, Ecevit'in haşhaş ekimini serbest bırakarak Türk ekonomisine katkı sağlaması, ayrıca 1974 yılının 20 Temmuz'unda Mazlum ve mağdur Kıbrıs Türklerinin can ve mal güvenliğini sağlamak için Barış Harekatı yapılmasıydı. Bu sebeplerle uygulanan ambargolar neticesinde film çekme maliyetleri giderek artmaya başlamıştı. Türkiye de yaygınlaşmaya başlayan Tv. yayınları sonucu evlere giren televizyon sayısı arttıkça insanlar daha az sinemaya gider olmuştu. Bir diğer sebep de, borçlarını ödemekte zorlanan film dağıtımcıları yüzünden Amerika'lılar Türkiye'ye film göndermek konusunda isteksiz davranıyorlardı.
Bunca olan bitenin arasında yapımcı ve yönetmenlerin aklına farklı fikir arayışları geldi. Ülkenin uzun yıllardır yaşadığı cinsel açlığını paraya ve kendilerince sanata dökebilirlerdi. Böylelikle 1974 yılından 1980' lerin başına kadar sinema salonlarını işgal edecek "Er**ik komedi filmi furyası" başlamış oluyordu. bu furya, alt sınıftan ergen gençleri sinema salonlarına çekmeyi başarmış; ama sinema sektörüne de çok zarar vermişti. Artık ailece sinema salonlarına gitme adeti bu "er**ik film furyası" yüzünden ağır yara almıştı. Sinemaya küsen aileler seksenler ve özellikle de doksanlı yıllarda Türk sinemasını, salonları doldurmayarak cezalandıracaktı. Er**ik film furyası hızını alamamış, artık film aralarına Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde özellikle Almanya'da çekilen "hardporn" parçalar ilave etmeye başlamıştı. Ben 70'li yıllara damgasını vuran isimlerle devam etmek istiyorum. 1970'lere dünya standartlarında bir başyapıtla giriş yapmıştık aslında. 70'li yıllara sinema diliyle yön verecek olan Yılmaz Güney 1970 yılında "Umut" isimli harikulade bir filmle geldi. Bu filmde, Adana'da ailesiyle birlikte yaşam mücadelesi veren bir at arabası şoförünün trajik hikayesi anlatılıyordu. Film, her anlamda muhteşemdi ve bana sorarsanız halen Türk sinemasının en iyi filmlerinden biri olma özelliğini taşımaya devam ediyor.
***
1970 li yıllara başlarken atmışlı yılların şaşalı sinema günlerinin hep sürüp gideceğini düşünüyorduk.
Oysa yetmişli yıllar sinema sektörü için sonun başlangıcıydı.
İzmit'in yerleşik Sinemaları'nın yerleri şehir içinde en güzel konumda olduğu için, müteahhit ve müteşebbislerin iştahını kabartıyor, türlü ayak oyunlarıyla sinema arsalarını ele geçirmeye çalışıyorlardı.
İlk kurban Fethiye caddesinde Emek Aile Bahçe sineması oldu. 1970 yılında müteahhit ile anlaşan arsa sahibi Mustafa Bilin sinemanın yerine Bilin Pasajı'nın yapılmasına rıza gösterdi. Yazlık Emek sineması Bilin' Pasajı'nın arkasında üçüncü kat terasının üstünde bir süre daha yaşatılabilse de ilerleyen yıllarda zarar ettiği gerekçesiyle perdelerini kapattı.
Ardından Karagöz İş Hanı'nın olduğu yerdeki Görgün Aile Bahçe sineması iş hanına kurban gitti. Artık peş peşe yazlık sinemalar bir bir ortadan kayboluyor, yerlerine iş hanları ve apartmanlar yapılıyordu. Yine Fethiye Caddesinin üst başında Yazlık Karaçetin sineması kapandı. Ardından Çamlık sokaktaki Lale Bahçe apartman'a dönüştü. Kışlık Oğuz sineması yıkıldı yerine koskocaman Oğuz İş hanı yapıldı, yapıldı yapılmasına ama Nazmi Oğuz yine de işhanı'nın içinde sinema işletmeciliğine uzun süre devam etti. Hafız Şerif Sokak'ta ki (Merkez Ortaokulu'nun batı arkası) Yazlık Oğuz sineması perdelerini kapattıktan sonra Şener Kaya, uzun yıllar sinemanın bahçesinde CocoCola bayiliği yaptı. Arsa çok kıymetlenince orası da iş hanına dönüşüverdi. Yazlık Altınnal sineması yıkıldı, yerine Altınnal oteli ve Altınnal İş Hanı yapıldı, iş hanının 1. Katında kapalı Altınnal sineması uzun yıllar İzmit halkına hizmet vermeye devam etti.
Gelelim tekrar Fethiye Caddesi'nde ki Yeni Melek sinemasına. Sinema Çanakkale savaşında HMS Goliath Savaş gemisini batıran, Muavenet-i Milliye gemisi torpido subayı, aynı zamanda eski İzmit belediye başkanı Ali Haydar Öztalay'ın köşkünün de içinde bulunduğu en büyük bahçenin içindeydi. Düşünebiliyormusunuz bir tarafı Fethiye Caddesi diğer tarafı Hafız Şerif Sokak, kuzey'i günümüzde Sabri Ekmen sokak olan İzmit’in en kıymetli arazisi. Bu arazi 14 Eylül 1972 yılında hayatını kaybeden Ali Haydar Öztalay'ın vefatı sonrası bütün müteahhitlerin bir anda radarına girdi. Ali Haydar beyin eşi Fatma Hakime hanım ve biricik kızı Esin hanım müteahhitlerin baskıları ve türlü ayak oyunları karşısında çaresizce, sinemanın ve köşk'ün yıkımına yerine İzmit'in en büyük İş hanı'nın yapılmasına mani olamadılar. Ellerinden gelen tek şey Merhum Ali Haydar Öztalay'ın soy adının iş hanına verilmesiydi.
***
12 Eylül 1980'de ABD destekli Kenan Evren liderliğinde askeri Cunta'nın yaptığı sağ tandanslı darbe, Türkiye Cumhuriyetinde tüm halkın hayat standartlarını bir an da değiştirdi. Ayrıca türlü acılara sebep olduğu gibi sinema sektörüne de çok büyük darbe vurdu. Toplumsal ve siyasal film çekmeye alışmış yapımcılar uzunca bir süre film çekemeyecekti. Yetmişli yıllarda can simidi olan Er**ik komedi filmleri de bıçak gibi kesildi. 1981 yılının sonlarında yine sinema sektörü start alsa da milli güvenlik kurulunun sansür denetiminden hiç bir toplumsal ve siyasal yapıt vize alamaz oldu. Yapımcı ve yönetmenler yeniden çıkış yolları aramaya başladılar, yapılmak istenen filmlerin senaryoları darbeci komitenin sansür kuruluna gönderiliyor, pek çoğu abuk subuk gerekçelerle reddediliyordu, hatta bazı filmlerin müzikleri bile kominizm'i çağrıştırıyor veya dini değerlerimize aykırı diye reddedilebiliyordu.
Yapımcılar kendilerine çıkış yolu olarak Arabesk türkücülere film yaptırmayı buldu.
Arabesk filmlerle arabesk müziğin belki de iç içe olduğu düşünülebilir çünkü birçok filmin ismi, aynı zamanda filmde oynayan şarkıcının film boyunca da dinlenilen şarkısının ismiydi.
Bu süreçte İzmit'te ki sinema sayısı da artık yarı yarıya düşmüştü. Yazlık sinemaların pek çoğu kapanmış, salon sinemalarıysa bazen üç beş kişiyle perde açtığı oluyordu. 1981'de çekilen arabesk film sayısı otuzüç taneydi.
Arabesk filmlerin belli başlı aktörleri ve aktristleri vardı: Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur, İbrahim Tatlıses, Müslüm Gürses, Hakkı Bulut, Küçük Emrah, Küçük Ceylan, Hülya Avşar, Neşe Karaböcek, Ümit Besen, Bülent Ersoy, aklıma gelen ilk isimlerdir. Genel anlamda baktığımızda ise seksenli yıllar, doksanlı yıllarda olduğu gibi Türk sineması için oldukça sancılı geçmiştir.
Hatta seksen darbesinden sonra başlayan gişe probleminin doksanlı yıllara yansıdığını bile söyleyebiliriz. Bu yıllarda televizyon iyice yaygınlaşmaya, sinemalar aksiyon temalı amerikan filmleriyle dolup taşmaya ve video kaset kullanımı da giderek artmaya başlamıştı. Ayrıca teknik anlamda da Türk sineması Avrupa sinemasının fazlasıyla gerisinde kalmıştı.
İzmit'te Arabesk ve komedi filmleri oynatan sinemalar ise başta Oğuz sineması olmak üzere Murat sineması, Altınnal sineması ve Yurt Sinemasıydı. Kolordu sinemasıysa sadece yabancı filmlerle perde açıyordu.
***
Adnan Sertel

Kocaeli’de imparatorun koruyucusu unvanını taşıyan Tziampo adlı bir kişinin, kemikleri ve eşyalarıyla birlikte lahdi keş...
05/10/2024

Kocaeli’de imparatorun koruyucusu unvanını taşıyan Tziampo adlı bir kişinin, kemikleri ve eşyalarıyla birlikte lahdi keşfedildi.

İki iskelet ve mezar hediyeleriyle birlikte bozulmadan günümüze ulaşan lahit oldukça önemli bilgiler taşıyor.

Anadolu’da, İstanbul dışında Roma İmparatorluğu’na 46 yıl başkentlik yapan tek şehir olma özelliği taşıyan İzmit (Nikomedia), Kocaeli Müze Müdürlüğü tarafından yapılan çalışmalarla o dönem hakkında yeni bilgiler veriyor.

Lahit üzerinde ilginç yazıt: “İzin vermiyorum”

İzmit Su ve Kanalizasyon İdaresi’nin bulunduğu alanda, 2017-2019 yılları arasında bir binanın temel inşaatı sırasında arkeolojik kültür kalıntıları ortaya çıktı. Kocaeli Müze Müdürlüğü başkanlığı tarafından yapılan kurtarma kazılarında 37 mezar tespit edildi. Mezarlar arasında dördü yazılı olmak üzere beş lahit vardı.

Marmara Üniversitesi’nden Doç. Dr. Hüseyin Sami Öztürk eşliğinde yapılan bilimsel çalışmalarda, Latince yazılı lahitlerden birinin İmparator Diocletianus’un koruması Tziampo’ya ait olduğu belirlendi.

Nikomedia ve Roma tarihi için önem taşıyan lahdin üzerinde şöyle yazıyor: “Ben 50 yıl yaşadım. Bu mezara oğlum Severus yahut da eşim dışında başka hiç kimsenin gömülmesine izin vermiyorum. 9 yıl süvari, 11 yıl ordinaryüs ve 10 yıl protector (koruyucu) olarak askerlik yaptım. Şayet birisi bu mezara bir başkasını gömmeye cesaret ederse, Fiscus’a 20, kent kasasına 10 follis ödeyecektir.”

Müze müdürü: “Dünyada bir ilk”

Lahdin sadece içerdiği yazıtta gelen bilgilerle değil, aynı zamanda in-situ şekilde bulunmuş iki iskelet ve küçük buluntularıyla oldukça önem taşıdığını belirten Kocaeli Müze Müdürü Serkan Gedük, bunun dünyada bir ilk olabileceğini söylüyor.

“Zira şimdiye kadar bilinen Roma imparatorlarının korumalarına ilişkin yazıtlar, herhangi bir başka maddi kalıntı içermeden günümüze gelmişlerdir. İlk defa bir imparator korumasına ait yazıt; lahit içinde iki iskelet ve mezar hediyeleriyle birlikte bir bütün olarak günümüze ulaştı. Bu anlamda Tziampo Lahdi, bu alanda dünyada bir ilk. Bu lahdin ve lahit etrafındaki nekropol alanının günümüze sağlam bir şekilde ulaşması bizler için büyük bir şans.”

İskeleti ile belgelenebilen tek imparator koruyucusu

İmparator Diocletianus’un ‘Yaveri’ olarak da adlandırılan Tziampo’nun Romanya kökenli olduğunu belirten müze müdürü Gedük,

“Tziampo, askeri kariyerine süvari olarak başlayıp 9 yıl bu görevi sürdürdükten sonra, ‘ordinaryüs’ yani ‘yüzbaşı’ rütbesine yükselmiş. 11 yıllık yüzbaşı kariyerinden sonra, Tziampo’nun ‘protector’ yani ‘koruyucu’ unvanı aldığını görmekteyiz. Protector, Geç Roma ordusunun elit sınıf askerine verilen oldukça önemli bir unvan. Bu görev, İmparator Gallienus ile oluşturulmuş olup tam adı imparatorun koruyucusudur.”

“Şimdiye kadar bilinen ve bu görevi üstlenen asker sayısı 7 tanedir. Bunlar günümüz İtalya’sından, Hırvatistan’dan, Sırbistan’dan, Cezayir’den ve Arabistan’dan bulunmaktadır. Tziampo ile birlikte bu sayı 8’e ulaşmış ve ilk kez Anadolu’da imparatorun koruyucusu unvanı taşıyan bir asker belgelenmiştir. Üstelik Tziampo sadece yazıt ile değil, iskeleti ve mezar hediye eşyalarıyla birlikte belgelenebilen şimdilik tek imparator koruyucusudur”

Bu gördüğünüz sadece bir fabrika değildi. O bir kültür yuvasıydı, o bir şehrin makus talihini değiştiren efsaneydi. O on...
29/08/2024

Bu gördüğünüz sadece bir fabrika değildi. O bir kültür yuvasıydı, o bir şehrin makus talihini değiştiren efsaneydi. O on binlerce İzmit'linin ekmek kapısı, emek kapısı, baba ocağıydı.

KONYA MOTORLUSU (MERAM EXPRES'İ)İzmit'in içinden her gün iki kez geçen, Eskişehir, Afyon, Konya istikametine giden yolcu...
14/07/2024

KONYA MOTORLUSU
(MERAM EXPRES'İ)

İzmit'in içinden her gün iki kez geçen, Eskişehir, Afyon, Konya istikametine giden yolcuların en çok tercih ettiği çocukluk yıllarımı en lüks treniydi, "Konya motorlusu".
Namı değer Meram Ekspresi, üç, dört vagondan oluşurdu, yüksek arkalıklı yeşil deri koltukları vardı. Metro treni gibi iki yöne de gidebilir, otobüs gibi istediği yerde durabilirdi. İlk kez 1964 yılında binmiştim ve ilk kez susamlı, pekmezli İzmit simitini o gün o tren de yemiştim.
Çocukluk ve gençlik yıllarımda İzmit Ali Fuat Paşa arası seyehatlerimde en sevdiğim ve keyif aldığım tren'di...
Adnan Sertel

DÜMBÜLDEK ŞİFALI SUYU VE DÜMBÜLDEK DEDE YATIRI Derince ilçemizin Karagöllü Köyü mevkiinde  olan ve çeşitli böbrek rahats...
13/07/2024

DÜMBÜLDEK ŞİFALI SUYU VE DÜMBÜLDEK DEDE YATIRI

Derince ilçemizin Karagöllü Köyü mevkiinde olan ve çeşitli böbrek rahatsızlıklarına iyi gelen, özellikle böbrek taşı düşürmeye ve k*m dökmeye yarayan şifalı bir sudur “Dümbüldek Suyu”.
Mesire Alanı şifa aramaya gelen ve piknik yapmak isteyenler için son derece güzel ve dingin bir yer.
Dümbüldek suyu insan sağlığı için faydalı olan doğal ve zengin mineral içerikli bir sudur. İçinde nitrat olmaması suyun yosunlaşmasını önlüyor. Ülkenin dört bir yanından Dümbüldek Suyu için gelenler, böbrek taşları, şeker hastalığı, prostat başlangıcı, tansiyon rahatsızlıkları, idrar yolu hastalıkları gibi pek çok hastalığa şifa arıyorlar. Bölgede suyun yanında şifalı olan bir de çamur var. Toprağın biraz kazılmasıyla ortaya çıkan beyaz renkli çamurun çeşitli mantar hastalıklarına iyi geldiği belirtiliyor.
Derince Belediyesi buradaki mesire alanını düzenlemiş ve bakım çalışmaları yapmış. Bu bölgenin adı köyün üstünde yatırı bulunan Dümbüldek Dede’den geliyor. Doğa severlerin ve çeşitli adrenalin tutkunlarının da sıklıkla ziyaret ettiği yatırın bazı sorumsuz kendini bilmez define avcıları tarafından etrafının kazıldığı, mezar taşının çatladığı ve yatırın çökme tehlikesi ile karşı karşıya kaldığı tespit edildi.
Değişik il ve ilçelerden de şifa aramaya gelenlerin uğrak yeri olan Dümbüldek Suyunun ve Dümbüldek dede yatırının daha iyi korunması gerekiyor.
Hikayesine gelince rivayete göre bir asker savaştayken annesinin hasta olduğunu öğreniyor. Asker ne kadar istese de birliğini bırakıp annesine bir türlü gidemiyor.
O zamanlar büyükbaş hayvanların ve davarların boynuna asılan çanlara dümbüldek derlermiş, asker de dümbüldeği ters çevirip içine o meşhur sudan dolduruyor ve şifa bulsun diye annesine gönderiyor, Dümbüldek suyunu içen annesi iyileşiyor ve suyun adı da o günden sonra Dümbüldek suyu oluyor. Doğal mineraller bakımından zengin olan suyun, özellikle böbrek hastalıklarına iyi geldiği ve bir çoğunun iyileştiğine inanılıyor.
Adnan Sertel

Nasıl gidilir: Eski İstanbul yoluna bağlanan tüm yollardan gidebilirsiniz.
https://www.google.com/maps/place/Karag%C3%B6ll%C3%BC,+D%C3%BCmb%C3%BCldek+Suyu,+Karag%C3%B6ll%C3%BC+K%C3%B6y%C3%BC+%C4%B0%C3%A7+Yolu,+41900+Derince%2FKocaeli/@40.976771,29.8069932,15z/data=!4m2!3m1!1s0x409e202f44550285:0xf11f1b0078d23677
Daha detaylı bilgi için :
İzmit'in 2500 yıllık tarihini ve onbinlerce tarihi İzmit fotoğrafını bir arada bulabileceğiniz "Tarihi İzmit Fotoğrafları" Facebook gurubumuza bekleriz...

Adnan Sertel
https://www.facebook.com/share/h1gFnd1jRCLx3z9h/?mibextid=adzO7l

İZMİT SAAT KULESİ 10 Temmuz 1894 yılında İzmit Körfezi’nde meydana gelen büyük bir deprem, birçok can ve mal kaybına yol...
12/07/2024

İZMİT SAAT KULESİ

10 Temmuz 1894 yılında İzmit Körfezi’nde meydana gelen büyük bir deprem, birçok can ve mal kaybına yol açmış, İzmit’in fakirleşmesine neden olmuştu. Bu büyük depremden bir yıl sonra 1895 Şubat ayı boyunca başka depremler de olmuştu. Bu süre zarfında şehirde önemli büyük yangınlar da meydana gelmiş, köylerde salgın hastalıklar ortaya çıkmıştı. Depremden sonra yıkılan İzmit Fevziye caminin yeniden inşası sırasında hizmetleri dolayısıyla rütbe, nişan ve madalya ile onurlandırılan sabık Belediye Reisi Moralızade Edhem Efendi ile Belediye Çavuşu Halid Efendi'nin ve Belediye Kalfası Ohannes Azaryan Kalfa’nın da adı vardır (Şennur Kaya, DH. MKT. 2188/135, H-01-12-1316)

Osmanlı Devleti’nin başkentinin yanı başındaki İzmit Vilayeti, Anadolu’nun en ücra yeri kadar fakir ve çaresiz hale gelmişti. Sultan Abdülhamid’in taht'a çıkışının 25. yıldönümünün kutlanacağı gün gelinceye kadar, kente hâlâ yeni muhacirler gelmeye devam ediyor ve İzmit’in yaşam seviyesini giderek geriletiyorlardı. İzmit Mutasarrıflığı ve Belediye Başkanı Savfet Bey halkın ihtiyacı olan hizmetler için gerekli yeterli kaynak olmadığı ve saraydan doğru düzgün ödenek gelmediği için yerine getirmekte zorlanıyordu.

İzmit, bu sorunlarla boğuşurken ortaya bir saat kulesi işi çıkmış ve sorun haline gelmiştir. Diyarbakır, Yozgat, Balıkesir vs. gibi vilayetler Abdülhamit 'in istediği saat kulelerini tam zamanında yetiştirmişler ve “Malumat” gibi saraya yakın gazeteler bu vilayetlerin kulesinin fotoğrafını gazetelerinin birinci sayfasında yayınlamışlardı.

İzmit Vilayeti de bu özel günün hatırası için bir saat kulesi yapmak istiyordu. İzmit Mutasarrıflığı’nın 19 Ağustos 1900 tarihinde yazdığı ve gazetelerde yayınladığı ilan şöyle başlıyordu.

“İzmit Mutasarrıflığı’ndan:

İzmit’te kain Kasrı Humayun saltanat kapısının yanında bulunan sahada Cevaz Humayın hazreti Hilafetpenahinin yirmibeşinci sene-i devriyesi münasebeti celile ve cemilesiyle, inşası makrun müsaade-i seniye cenabu malukane buyurulmuş olan cesim saat kulesinin…” diyerek devam eden İzmit Mutasarrıflığı’nın ilanı İzmit’te bir saat kulesi inşa etmek için herekete geçildiğini duyurmaktaydı.
Oysa padişahın istediği saat kulesinin inşası bu tarihte çoktan bitirilmiş ve açılışının yapılmış olması gerekmekteydi. İzmitliler bu özel gün için bir şey yapamamış ancak ilanlar aracılığı ile saat kulesini inşaa edecekleri sözünü vermişlerdi. İzmit Belediyesi, saat kulesinin yapımı için hareket geçmiş, kulenin projesini mimara çizdirmiş, kulede kullanılacak saatleri Avrupa’ya sipariş etmişti.

Kulenin inşaatını da İzmit Ermeni mimarın denetiminde ihale etmişti. Kule inşaatının temeli özel bir tören ve yapılan dualarla 19 Ağustos 1900 günü atılmıştı. Kazılan çukur ve içine koyulan birkaç temel taşı aylarca olduğu gibi kalmıştı. Belediye acil olan sorunlarını çözmeye uğraşırken, imkanlarının kısıtlı olması nedeniyle bu temel ile ilgilenememişti. Aylar geçtiği halde kazılan temel çukuru öylece kalmıştı. Kış geçip bahara gelindiğinde İstanbul daki bazı gazetelerde İzmit Belediyesi hakkında olumsuz yazılar çıkmaya başlamıştı.
Bu yazılardan biri sarayın istediği tarzda yayın ve siyaset yapan “Malumat” gazetesi tarafından yazılmıştı. 17 Mart 1901’de “Malumat” muhabirinin İzmit’den gönderdiği yazıda şunlar yazmaktaydı: “Diyorlar ki belediye sandığı tamamen suyunu çekti. Biz de müdafaen diyelim ki: Olabilir ya, sandık bugün boş ise de yarın dolar.” “Hele cümleyi dağdar-ı derun eden (içini yaralayan) ve cümleyi hayret içinde bırakan bir cihet var ki oda altı ayı geçen bir süredir temeli atılan saat kulesinin o hatıra-ı kıymetkar o fahri milliyenin şimdiye kadar temel altında kalmasıdır.”

Saraya yağcılık yapan basında yayınlanan bu mektup ve bunun gibi diğer haberlere cevap vermek için İzmit Belediyesi harekete geçip bu gazetelere tekzipler göndermiş ancak gazeteler bu tekzipleri yayınlamamıştır. İzmit Belediyesi’nin gönderdiği tekzibi alan “Malumat” gazetesi, Belediye Başkanı’nın gönderdiği bu mektup hakkında özet olarak şu yorumu yapmıştı:

Malumat gazetesinin tarafsız bir gazete olarak böyle bir yazıyı yayınlayabileceğini ancak gönderilen tekzibin “Malumat” gazetesindeki iddiasının aksini ispatlatamadığını, bu nedenle de belediyenin tekzibinin yayınlamaya değmeyeceğine dair bilgiler bulunmaktaydı.

Yayının devamında ise İzmit Saat kulesi inşaatını belediye başkanına hatırlatan şu cümle yer almaktaydı: “Va’zı esası icra olunan saat kulesi her nedense temel halinde kalmıştır. Acaba belediyenin parası yok mu?, yoksa varda diğer mübrem mahallere mi sarf olunuyor? Reis efendi buralara da cevap vermek keyfiyetinde bulunursa hepimizi meraktan kurtarmış olur.” Bu döneme ait İstanbul gazeteleri incelenecek olursa bu tarihlerde İzmit Vilayeti’nde hayırlı bir habere rastlamak neredeyse imkansızdır.

Ticaret ve sanatkarlığın neredeyse tamamının yabancı teba ve Türk olmayan unsurların eline geçtiği bu dönemde, rüşvet ve yolsuzluk haberleri gazetelerde sık sık yer almaktaydı. Hırsızlık, kaçakçılık, cinayet ve adam kaçırma gibi adli haberler gazetelerde en çok yer alan haberlerdendi. Ayrıca salgın hastalıkların hızla arttığı ve iyi yetişmiş, diplomalı sağlık personel sıkıntısının çekildiği bir dönemdi.

Böyle bir zamanda saltanatın tantanasını ve gösterişini arttırmak için boş yere paralar harcanmaktaydı. Saraydan tahsisat alan bir kısım dalkavuk basın da İzmit Belediyesi gibi fakir bir belediyenin cevap hakkı kullanmasına izin vermiyor ve insafsızca eleştiriyordu.
Aslında İzmit Belediyesi’nin inşa ettirmek istediği saat kulesi son derece zarif ve güzel bir yapıydı. Anadolu’da ve hatta Selanik’te inşa edilen kulelerin hepsinden de güzeldi. Ancak binanın projesi oldukça detaylı ve temiz işçilik isteyen bir projeydi. Bu etkenler de kulenin inşaat süresinin uzamasına neden olmaktaydı.

İzmitliler inşa ettirdikleri saat kulesinin açılışını Abdülhamid’in tahta çıkışının 26’ncı yılına yetiştireceklerini duyurmuşlardı. Ancak 26’ncı yıl gelip çattığında da inşaatı bitirememişlerdi. Kule yine inşa halindeydi ve belediyenin kasası yine boştu. Kule inşaatı bir yana acil çözüm bekleyen sorunlara dahi para bulunmamaktaydı. Saray’dan gelen cüzi tahsisat da hiç bir şeye yetmemekteydi. Saray ise maddi kaynaklarının büyük bölümünü o sırada tamamlamaya çalıştığı Hicaz demiryolları inşaatına aktarmaktaydı.

İzmit Belediye’sinin vergi toplayabileceği yerler de çok azdı. İzmit şehrinde ticaret ve sanatkarlığı ellerinde bulunduran yabancı teba ve Türk olmayan unsurlar, kapitülasyon korumasında ticari faaliyetlerini yürütmekte olduğu için, belediye bunlardan “süprüntü parası”(çöp vergisi) gibi çok küçük ve basit vergilerden başka bir vergi alamıyordu. İzmit’in fakir Türk köylüsünde ise vergi alınacak hal kalmamıştı.

İzmit Belediyesi’nin inşa ettiği saat kulesine, takılacak saat Avrupa’dan getirtilmiş ancak gümrük engeline takılmıştı. İzmit Belediyesi saraya müracaat edip bu saatten gümrük vergisi alınmamasını talep etmişti. Avrupa’dan ithal edilen bu saatin umuma ait olduğuna ve gümrük vergisi alınmaması gerektiğine dair İzmit Belediyesi’nin müracaatı bir süre sonra padişah tarafından kabul edilmiş ve bu konuda bir ferman çıkartılarak saat vergiden muaf tutulmuştu.

Ardından sipariş edilen saat ve mekanizmaları İzmit’e getirilmiş ve hazırlanan yere monte edilmiş ve çanları da çalışır hale getirilmişti.
1902 yılında Vergi Muafiyeti için Rüsumat Emaneti’nce yazılan yazı şu şekildeydi:

Dahiliye Nezareti Celilesine
Devletli efendim hazretleri

Cülus hümayun...hazret hilafetpenahilerinin yigirmi beşinci sene devriyesi hatıra naziktesin olmak üzere belediyece inşası müsaadesine .. Erzat buyurulan saat kulesi içün Avrupa’ya sipariş olunan bir aded saatin maa-teferruat gümrük resminden istisnası İzmit mutasarrıflığından iş’ar olunduğu beyanla takazasını ifa 384 numerolu 21 mart 1317 tarihli tezkere aliyesine nezaretpenahilerinin de izhar verilmesi üzerine bunun menafi umumiyeye ait olmasına nazaran resm-i gümrüğün istisnası Bab-Ali canib samisine arz ile istisnadan olunmuş idi..........Bu babda emir ve ferman hazret men-lehünündür. (Tıpkı çevirim: Muhittin Bakan)

Artık İzmit Saat Kulesi inşaatı birinci kattaki ferforje ve çevre düzenlemesi haricinde tamamlanmış durumdaydı. Ve bu gelişmeler üzerine sarayın dalkavuk basını da sesini kesmişti. İzmit Saat kulesinin ilk kartpostallarında kulenin birinci katında bulunan balkon korkuluklarının olmadığı görülecektir. Bunun birinci nedeni parasızlıktı.

Kule inşaatının tamamlanması en çok İzmit Belediyesi’ni ve mutasarrıflığını rahatlatmış ve büyük bir yükten kurtarmıştı.
İzmitlilerin saat kulesi geç olmuş, güç olmuş ama güzel olmuştu. Ve bu işe çok para harcanmıştı. Bu güzel bina tamamen fakir İzmit halkının hakkı olan parayla yapılmıştı.

“Malumat” gazetesi saat kulesinin tamamlanışını iki satırlık bir haberle duyurdu.haber şöyle idi “İzmit’de inşa edilmekte olan Saat Kulesi’nin inşaatı hitam bulmuş ve saat dahi celb olunarak mahaline va’z edilmiştir.”

İzmit Saat Kulesi Abdülhamid’in tahta çıkışının 25’inci yılı için inşa edilmek istenmişti fakat temelin atılışı üzerinden aylar, mevsimler ve yıllar geçmişti. Binanın resmi açılışı 25’inci yılda değil ancak 27’inci yıldaki kutlamalara yetiştirilebilmişti. “Malumat” gazetesinin İzmit muhabiri İzmit’den yazdığı bir mektupta bu defa İzmit Belediye Başkanı Safvet Bey’e büyük iltifatlarda bulunmaktaydı. ”Malumat”’ın bu yazılarından biri şöyleydi:

“İzmit Belediye reisi İzzetlu Safvet Bey’in akdamatıyla derdesti Kemal bulunan saat kulesinin metanet ve rasaneti, ecnebinin bile nazar-ı resk ve istihsanlarının celb etmekteydir.”

İzmit’ten yazılan bu mektubun devamında madalyonun öbür yüzü, yani İzmit’te yaşayan fakir halkın çektiği sıkıntılara ait bilgiler de bulunmaktaydı. Bu bilgiler o tarihte İzmit’te yaşayan çelişkiyi çok açık bir şekilde göstermekteydi. Mektupta İzmit’te bulunan hastanenin hastaneden başka her şeye benzediği anlatılmaktaydı. Mektupta “Bu hastanede yatanlara acımamak elden gelmiyor.” deniyordu. Ayrıca Akmeşe civarında Frengi hastalığının baş gösterdiği de anlatılmaktaydı.

Halkına doğru dürüst eğitim ve sağlık hizmeti göstermeyen saltanat yönetimi ve çevresinde bulunan menfaat grupları lüks ve refah içinde yaşamaktaydı.halkın yaşadığı sefalet ve halkın perişan hali onların hiç de umurunda değildi.

İzmit saat kulesi’nin yapımı sırasında Belediye Başkanı Safvet Bey, Mutasarrıf Kazım Bey, Jandarma Kumandanı Sadım Paşa, Vilayet muhasebecisi Hasip Bey ve Mahkeme Hidayet Ceza Reisi Server Paşa görevli bulunmaktaydı. 25, 26, 27’inci cülus yıllarında bu yöneticilerin konakları süslenerek aydınlatma yapılmıştı. Yine bu dönemde hükümet konağı da tamir ve inşa edilmişti.

Kaynaklar
*Tercüman-ı Hakikat … 22 Ağustos 1900,Rumi N.2954-1754
*Malumat 17 Mart 1901 Rumi N1389(S-2)
*Malumat 28 Mart 1901 Rumi N-1400(S-2)
*Malumat 21 Şubat 1902 N-1729(S-2)
*Malumat 6 Şubat 1902 N 1702(S-3)
*Malumat 28 Şubat 1902 N-1705(S-4)
*Malumat 14 Haziran 1902 Rumi, N1841(S-4)
*Malumat 5 Eylül 1901 N1547

Bu metin 23 Mart 2003 Özgür Kocaeli Gazetesi Pazar ekinde yayınlanmıştır.
Daha detaylı bilgi için :
İzmit'in 2500 yıllık tarihini ve onbinlerce tarihi İzmit fotoğrafını bir arada bulabileceğiniz "Tarihi İzmit Fotoğrafları" Facebook gurubumuza bekleriz...

Adnan Sertel
https://www.facebook.com/share/h1gFnd1jRCLx3z9h/?mibextid=adzO7l

Address

Izmit

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Tarihi İzmit Fotoğrafları posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share