11/10/2024
İZMİT'İN SİNEMA TARİHİ
İzmit’te sinemacılık tarihi, 19. Yüz yılın sonlarına kadar gidiyor. 1895 yılında İzmit'te yerleşik Ermeni yurttaşların Fransa dan temin ettikleri ilk sinema makineleri ve teçhizatlarını gerek İzmit gerek Bardizak'ta ki misyoner okullarında ve Ermeni kiliselerinde yaptıkları sinema gösterileriyle başlıyor. Yaygılaşması ise 1909 yılında Fransa vatandaşı sinematoğraf ustası Doklonil Antuan'ın seyyar sinema makinesiyle Ankara caddesinde günümüzde Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Sosyal hizmetler binasının olduğu çıkmaz sokaktaki bir Han'da yapmış olduğu sinema gösterileriyle sürüyor. Bu sinema gösterimlerinin akibeti İzmit mutasarrıflığı tarafından yasaklanmayla sonuçlanıyor. Cumhuriyet döneminde ise İzmit’teki ilk sinemacı aynı zamanda fotoğrafçı olan Nabi Bey’dir. Hem yazlık hem kışlık salonları kiralayarak 1924 yılında "İzmit Anadolu Sineması" ismiyle işletmeye başlıyor. Yine Nabi ve Şemsi beyler tarafından 1927 yılında hizmete açılan Halk Sineması bir süre sonra Sapanca Bayındırlık Şirketi’ne, ondan da Nazmi Oğuz’a geçiyor.
1930 yılında ise sinema gösterileri Eski Ermeni Surp Bedros kilisesi
(Necatibey İlkokulu)
Hafta sonları Halkevi olarak kullanılırken Walt Disney filmlerinin her cumartesi günü öğretmenler ve öğrencilerin birlikte izledikleri sinema gösterileriyle sürüyor.
Ahmet Şerif Ulusoy'un oğlu Lütfü Ulusoy, İzmit’in ilk sinemacılarındandır.
Lütfü bey denizcilik işleri nedeniyle İstanbul’a taşınmış İzmit'te ki sinemanın işletmesini bir süre yanında makinist olarak çalışan Nazmi Oğuz ile yürütmek istiyor. Fakat işler bir türlü istediği gibi gitmeyince sinemayı Nazmi Oğuz’a satıyor.
***
19 Ocak 1923'te Mustafa Kemal Paşa'nın İzmit ziyaretinde (İkdam gazetesinin bu konudaki haberine göre), İzmit Halk sineması binasında toplanan halkın alkışları arasında, halkı selamlamış "Maksadım halk ile arkadaşça sohbetler yapmak, bana sualler sorunuz. Sizlerle samimi bir suretle sohbet edeceğim" diyor.
Ankara Caddesi’nin eski esnaflarından Esat Demirsoy da Atatürk’e soru soruyor ve karşılıklı görüşüyor. Ayrıca İzmit Halk Sineması binasında; sulh, marif, ziraat, affı umumi meseleleri de konuşuluyor.
1925 yılından sonra Maarif vekaleti diğer pek çok ilde olduğu gibi seyyar sinema makineleriyle köy köy gezerek Cumhuriyetin faziletlerini ve yapılan hizmetleri anlatan filmleri köy cocuklarına ve halk'a izletiyor. 1930'lu yıllarda açılan İzmit tersanesinin batısında, tren istasyonunun deniz tarafında yazlık sinema ile Üssü Bahri komutanlığı olarak kullanılan eski Fransız koloji ve protestan kilisesinde (Defterdarlık misafirhanesi) açılan kapalı sinemalardı. Üssü Bahri’ye (Donanma Komutanlığı) ait bu sinemalardan sadece özel giriş kartı olanlar faydalanabiliyor ve çoğunlukla yabancı filmler oynatılıyor. Bu sinemaların yanısıra Belediye Oteli'nin bahçesinde Nazmi Oğuz'un işlettiği Halk Bahçe Sineması İzmit halkının hizmetindeydi. Halkevi binası yapılmadan önce, Halkevi Sinema salonu Hürriyet caddesinde şimdiki Ziraat Bankası’nın bulunduğu yerdeydi. Bu Halk Sinemasında İzmit’e pazara gelen köylülere modern zirai tarım ve meyvecilik üzerine filmler gösteriliyor, 15 günde bir halk konserleri veriliyor. Halkevi Sinemasının özel bir kişiye devredilmesi nedeniyle tartışmalar çıkıyor. Bunun sonucu olarak İttihadspor 1932 yılında parçalanarak, içlerinde Nuri Özdoğan Sadettin Yalım, Mehmet Yüce, Vasıf Bey, Asaf ve Müfit Saner kardeşler, Mahir Kışınbay gibi İzmit’in önemli tüccarlarının bulunduğu kırk kişi ayrılarak İzmit İdmanyurdu’nu kuruyorlar. Zorda kalan İttihadspor aynı yıl kapanarak Hafız Fuat Geyveli başkanlığında Paşababa Muammer, Eksper Fevzi, Nazmi Oğuz, Orhan Suda ve Av. Sedat Pek kuruculuğunda Akyeşil Spor Kulubünü kuruyor. Akyeşil, İttihadspor’un devamı konumundadır.
***
Halk ve Aile Bahçe Sinemaları’nın Nazmi Oğuz tarafından işletildiği dönemde işe makinist olarak başlayan Kazım Ertek 1950’lerde İzmit ve köylerinde seyyar sinemacılık yapıyor, daha sonraları mesleğin tüm inceliklerini kısa zamanda öğrenip Kızılay İş Hanı'nda Sine Reklam'ı kuruyor. Sinema kurulumu ve işletmeciliği konusunda bir hayli deneyim sahibi olan Kazım Ertek, İzmit’in ilk spor mağazasını açan Hüseyin Karaçetin ile birlikte iki ayrı yerde iki ayrı sinema daha kuruyorlar. Bu sinemalardan bir tanesi, İstanbul caddesinden Saray Yokuşu'na çıkarken sağda Yazlık Karaçetin Sineması, diğeri ise İzmit sahilindeki Belediye Aile bahçe Sinemasıydı. İki ortak bu sinemaları kurup, uzun süre işletiyorlar. Sonraki yıllarda aralarında anlaşmazlık çıkınca ortaklıktan ayrılıyorlar.
1960'lı yıllar pek çok sinema eleştirmenine göre Türk sinemasının gerçek anlamda altın yıllarıdır.
1920'lerden itibaren gün gün gelişen ve sürekli bir arayış içerisinde olan Türk sineması 1960'lı yıllar ile birlikte kendi sinema dilini, kendi sinema kültürünü yaratmayı başarmıştı. Yeşilçam da üretilen bu filmler artık uluslararası film festivallerinden büyük ödüllerle dönecekti. Metin Erksan imzalı Susuz Yaz (1963) filmi bir yıl sonra Berlin film festivali'nde büyük ödül olan Altın Ayı'yı kazanacak ve bu ödül, Türk sinemasının da ilk uluslararası ödülü olacaktı.
****
Benim sinemayla tanışmam da 1960'ların ortasında Fethiye Caddesinde günümüzde Öztalay İş Hanı'nın olduğu yerde bulunan "Yeni Melek" Aile Bahçe sinemasına gitmem ile başladı. Aslında daha önceleri annem sürekli Derince' ye ekmek almaya gönderdiğinde gittiğim fırın Derince Altgeçit'inin kuzeyinde hemen Saray Sineması'nın alt köşesindeydi. Orada bir sinemanın varlığını biliyordum ama sinemanın ne olduğu hakkında bir fikrim yoktu.
Sanırım 1966 yılının bir yaz günüydü, o zamanlar Şirintepe mahallesinin kuzey tarafı sadece bağ, bahçe ve tarlalardan oluşuyordu. Bizim evimiz de günümüzde tam Boru Evleri'nin karşısında E-5 karayolunun kuzeyinde, büyük bir bahçe içinde inşaa edilmiş bir bağ eviydi. Babam akşam arkadaşlarıyla ailecek sinemaya gitmek için sözleşmiş. E-5'e paralel Nato Dolum Tesisleri tarafından gelip sonradan 1968 yılında asfalt şantiyesi yapılan (Günümüzde Buz Pateni Salonu) yerden kuzeye, Ermeni mezarlığına ve mezarlığın yanından geçerek Çınarlı Dere'ye paralel dağlara doğru giden bir toprak yol vardı.
Bu yolun üstünde tam bizim bahçenin alt tarafında küt burunlu bir Bedford kamyon durdu. Annem ile babam hazırlanmışlar, iki aile kamyonla çarşıya sinemaya gidecekler. Ben ele avuca sığmayan yaramaz bir çocuktum, sinemaya gideceklerini öğrenince gizlice gidip kamyonun en üstünde kabinin üstüne gelen, genellikle branda ip vs. koyulan dar yere çıkıp saklandım. Sinemaya çocuk götürmek istemedikleri için abim ve ablam evde kaldılar. Kamyon Eski İstanbul Caddesi'nden Fethiye caddesi'ne döndü ve sinemanın karşısında bir yere park etti. Annemler araçtan inince ben de kamyonun üzerinden inip ben "burdayııım!" diye önlerine çıktım. Önce afallayıp ardından beni bir güzel haşlayan babam çaresiz beni de sinemaya götürmek zorunda kaldı. Yazlık sinemanın perdesi doğuda, oturma yerleri Fethiye Caddesi'nden taraftaydı, en arkada en yüksek noktaya çıktık. Gazozlar alınmış filmin başlamasını beklerken dikkatimi çeken şey hem solumuzda hem sağımızda iki ayrı sinemanın daha olduğuydu, soldaki daha yakın, sağdaki olduğumuz yere biraz daha uzak ve arada perdeyi tam görmemize mani olan ağaçlar vardı. Işıklar kapanıp film başladığında üç sinemanın filmlerini de görebiliyor, ve seslerini duyabiliyordum. Bizim içinde bulunduğumuz sinemada Türkçe dublajlı romantik komedi, yabancı bir film oynuyordu. Sol üst taraftaki sinemada otomobil yarışlarıyla ilgili bir film vardı o film benim daha çok hoşuma gitmişti, gözümü o fimden ayıramıyordum.
***
1970'li yıllara Türk sineması olarak çok hızlı giriş yapmıştık.
Yetmiş dört yılına gelindiğinde vizyona giren Türk filmi sayısı rekor üstüne rekor kırıyordu. Türk sineması 60'lı yıllarda yakaladığı altın çağını 70'lerin ilk yıllarına da taşımayı başarmıştı. 70'lerin ilk yarısında dünyanın en çok film çeken ilk beş ülkesi arasına girmiştik.
İzmit'te de sinema sayısı yirmi'yi geçmişti. Bu sinemaların işletmecileri değiştikçe isimleri de değişiyordu, bu değişiklikler bir çok kişide kafa karışıklığına neden olsa da sinema salonlarında film seyretmesi çok keyifli oluyordu.
İzmit'te ki sinemaların benim aklımda kalan ve en popüler olduğunu düşündüklerim, İnönü Caddesi'nde Oğuz, Murat ve Kolordu sinemalarıydı.
Fethiye Caddesinde Görgün, Yenimelek ve Emek Aile Bahçe sineması. Yine Fethiye caddesi'nin İnönü Caddesinin üstündeki bölümünde, eskiden Bağçeşme dolmuşlarının kalktığı yerde Yazlık Karaçetin. Hafız Şerif Sokakta Şener Kaya'nın Yazlık Oğuz sineması. Çamlık Sokakta yazlık Çiçek Bahçe sineması. Abdurrahman Yüksel Caddesinde Yurt sineması. Baç'ta ise Şan sineması vardı. Mehmet Ali Paşa Bağdat Caddesi'nde Bağdat Sineması (Emek Bahçe), Ufuk sineması ve günümüzde Yatağan Petrol'ün olduğu yerde (Yazlık Yatağan Aile Bahçe) sineması vardı.
Alemdar Caddesinde Altınnal, eski Leyla Atakan düğün salonunun orada Yazlık Kolordu sineması. Seka girişinde solda Seka sineması. Miralay Mümtaz Caddesinde Yazlık Kültür sineması. Yenidoğan da Yazlık İstanbul sineması vardı. Bunların yanısıra Kuruçeşme de meydanın kuzeyinde günümüzde nalbur olan yerde Kuruçeşme sineması vardı. Derince de ise Saray sineması ve yine günümüzde mobilya mağazası olan yerde Yazlık Yüksel bahçe sineması vardı. daha sonra kapalı salon sineması oldu.
Benim sinema serüvenim Nazmi Oğuz'un ve Kazım Ertek'in arkadaşı olan Mehmet amcam'ın (Küpçü Mehmet) 1970 yılından itibaren Geyve'de meydandaki eski kapalı cezaevinin güneyinde Geyve'nin ilk sinema salonunu açmasıyla başlamıştı. Amcam filmleri İzmit'te Sine Reklam'dan temin ediyor, her filmin yanında en az dört beş tane afiş veriliyordu. Geyve'nin dört bir yanına asılan afişlerle halk sinemaya davet ediliyordu. Hamit amcam kapalı sinema salonununda makinistlik yapıyordu.
Artık yaz tatilleri benim için Mehmet amcamın sinemasında bazen bilet gişesinde bilet satmakla bazen büfe'de gazoz ve bira açmakla geçiyordu. Fimler gündüz devamlı matine şeklinde akşam suare de dönemin en popüler filmlerinin gösterimiyle geçiyordu. Tatil sabahları her günümüz Hamit amcamın oğlu Fahrettin ile sinema salonunu süpürüp, hergün yeni gelen filmi gösterimine hazırlamakla, fim başladığında elimizde fenerle gelenlere boş yer göstermekle geçiyordu. Bu yüzden yaz tatilleri hiç bitmesin, hep Geyve'de kalayım istiyordum. İlerleyen yıllarda amcam işi ilerletip yeni sinema salonları açmaya başladı. Artık Geyve de iki yazlık sinema, bir kapalı salon sineması vardı. Ayrıca Alifuatpaşa da bir yazlık bir kışlık iki sineması daha oldu. Sinema sayısı arttıkça personel ihtiyacı da artıyordu, burada devreye Nazmi Oğuz giriyor Oğuz sinemasının makinisteri Geyve'ye gelip amcamın sinemalarında bir süre çalışıyor ve amcamın makinistlerine eğitim veriyordu. Bunlardan biri de Oğuz sinemasından tanıdığım makinist Yıldırım abiydi, Yıldırım abi Alifuatpaşa'daki sinemalarda çalışıyordu, biraz peltek ve çok hızlı konuşurdu.
Yetmişli yılların ikinci yarısından itibaren işler hiç de tahmin edildiği gibi gitmedi. Yıllık çekilen film sayısında ciddi bir azalma görülmeye başladı. Bunun pek çok sebebi vardı, birincisi, Ecevit'in haşhaş ekimini serbest bırakarak Türk ekonomisine katkı sağlaması, ayrıca 1974 yılının 20 Temmuz'unda Mazlum ve mağdur Kıbrıs Türklerinin can ve mal güvenliğini sağlamak için Barış Harekatı yapılmasıydı. Bu sebeplerle uygulanan ambargolar neticesinde film çekme maliyetleri giderek artmaya başlamıştı. Türkiye de yaygınlaşmaya başlayan Tv. yayınları sonucu evlere giren televizyon sayısı arttıkça insanlar daha az sinemaya gider olmuştu. Bir diğer sebep de, borçlarını ödemekte zorlanan film dağıtımcıları yüzünden Amerika'lılar Türkiye'ye film göndermek konusunda isteksiz davranıyorlardı.
Bunca olan bitenin arasında yapımcı ve yönetmenlerin aklına farklı fikir arayışları geldi. Ülkenin uzun yıllardır yaşadığı cinsel açlığını paraya ve kendilerince sanata dökebilirlerdi. Böylelikle 1974 yılından 1980' lerin başına kadar sinema salonlarını işgal edecek "Er**ik komedi filmi furyası" başlamış oluyordu. bu furya, alt sınıftan ergen gençleri sinema salonlarına çekmeyi başarmış; ama sinema sektörüne de çok zarar vermişti. Artık ailece sinema salonlarına gitme adeti bu "er**ik film furyası" yüzünden ağır yara almıştı. Sinemaya küsen aileler seksenler ve özellikle de doksanlı yıllarda Türk sinemasını, salonları doldurmayarak cezalandıracaktı. Er**ik film furyası hızını alamamış, artık film aralarına Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde özellikle Almanya'da çekilen "hardporn" parçalar ilave etmeye başlamıştı. Ben 70'li yıllara damgasını vuran isimlerle devam etmek istiyorum. 1970'lere dünya standartlarında bir başyapıtla giriş yapmıştık aslında. 70'li yıllara sinema diliyle yön verecek olan Yılmaz Güney 1970 yılında "Umut" isimli harikulade bir filmle geldi. Bu filmde, Adana'da ailesiyle birlikte yaşam mücadelesi veren bir at arabası şoförünün trajik hikayesi anlatılıyordu. Film, her anlamda muhteşemdi ve bana sorarsanız halen Türk sinemasının en iyi filmlerinden biri olma özelliğini taşımaya devam ediyor.
***
1970 li yıllara başlarken atmışlı yılların şaşalı sinema günlerinin hep sürüp gideceğini düşünüyorduk.
Oysa yetmişli yıllar sinema sektörü için sonun başlangıcıydı.
İzmit'in yerleşik Sinemaları'nın yerleri şehir içinde en güzel konumda olduğu için, müteahhit ve müteşebbislerin iştahını kabartıyor, türlü ayak oyunlarıyla sinema arsalarını ele geçirmeye çalışıyorlardı.
İlk kurban Fethiye caddesinde Emek Aile Bahçe sineması oldu. 1970 yılında müteahhit ile anlaşan arsa sahibi Mustafa Bilin sinemanın yerine Bilin Pasajı'nın yapılmasına rıza gösterdi. Yazlık Emek sineması Bilin' Pasajı'nın arkasında üçüncü kat terasının üstünde bir süre daha yaşatılabilse de ilerleyen yıllarda zarar ettiği gerekçesiyle perdelerini kapattı.
Ardından Karagöz İş Hanı'nın olduğu yerdeki Görgün Aile Bahçe sineması iş hanına kurban gitti. Artık peş peşe yazlık sinemalar bir bir ortadan kayboluyor, yerlerine iş hanları ve apartmanlar yapılıyordu. Yine Fethiye Caddesinin üst başında Yazlık Karaçetin sineması kapandı. Ardından Çamlık sokaktaki Lale Bahçe apartman'a dönüştü. Kışlık Oğuz sineması yıkıldı yerine koskocaman Oğuz İş hanı yapıldı, yapıldı yapılmasına ama Nazmi Oğuz yine de işhanı'nın içinde sinema işletmeciliğine uzun süre devam etti. Hafız Şerif Sokak'ta ki (Merkez Ortaokulu'nun batı arkası) Yazlık Oğuz sineması perdelerini kapattıktan sonra Şener Kaya, uzun yıllar sinemanın bahçesinde CocoCola bayiliği yaptı. Arsa çok kıymetlenince orası da iş hanına dönüşüverdi. Yazlık Altınnal sineması yıkıldı, yerine Altınnal oteli ve Altınnal İş Hanı yapıldı, iş hanının 1. Katında kapalı Altınnal sineması uzun yıllar İzmit halkına hizmet vermeye devam etti.
Gelelim tekrar Fethiye Caddesi'nde ki Yeni Melek sinemasına. Sinema Çanakkale savaşında HMS Goliath Savaş gemisini batıran, Muavenet-i Milliye gemisi torpido subayı, aynı zamanda eski İzmit belediye başkanı Ali Haydar Öztalay'ın köşkünün de içinde bulunduğu en büyük bahçenin içindeydi. Düşünebiliyormusunuz bir tarafı Fethiye Caddesi diğer tarafı Hafız Şerif Sokak, kuzey'i günümüzde Sabri Ekmen sokak olan İzmit’in en kıymetli arazisi. Bu arazi 14 Eylül 1972 yılında hayatını kaybeden Ali Haydar Öztalay'ın vefatı sonrası bütün müteahhitlerin bir anda radarına girdi. Ali Haydar beyin eşi Fatma Hakime hanım ve biricik kızı Esin hanım müteahhitlerin baskıları ve türlü ayak oyunları karşısında çaresizce, sinemanın ve köşk'ün yıkımına yerine İzmit'in en büyük İş hanı'nın yapılmasına mani olamadılar. Ellerinden gelen tek şey Merhum Ali Haydar Öztalay'ın soy adının iş hanına verilmesiydi.
***
12 Eylül 1980'de ABD destekli Kenan Evren liderliğinde askeri Cunta'nın yaptığı sağ tandanslı darbe, Türkiye Cumhuriyetinde tüm halkın hayat standartlarını bir an da değiştirdi. Ayrıca türlü acılara sebep olduğu gibi sinema sektörüne de çok büyük darbe vurdu. Toplumsal ve siyasal film çekmeye alışmış yapımcılar uzunca bir süre film çekemeyecekti. Yetmişli yıllarda can simidi olan Er**ik komedi filmleri de bıçak gibi kesildi. 1981 yılının sonlarında yine sinema sektörü start alsa da milli güvenlik kurulunun sansür denetiminden hiç bir toplumsal ve siyasal yapıt vize alamaz oldu. Yapımcı ve yönetmenler yeniden çıkış yolları aramaya başladılar, yapılmak istenen filmlerin senaryoları darbeci komitenin sansür kuruluna gönderiliyor, pek çoğu abuk subuk gerekçelerle reddediliyordu, hatta bazı filmlerin müzikleri bile kominizm'i çağrıştırıyor veya dini değerlerimize aykırı diye reddedilebiliyordu.
Yapımcılar kendilerine çıkış yolu olarak Arabesk türkücülere film yaptırmayı buldu.
Arabesk filmlerle arabesk müziğin belki de iç içe olduğu düşünülebilir çünkü birçok filmin ismi, aynı zamanda filmde oynayan şarkıcının film boyunca da dinlenilen şarkısının ismiydi.
Bu süreçte İzmit'te ki sinema sayısı da artık yarı yarıya düşmüştü. Yazlık sinemaların pek çoğu kapanmış, salon sinemalarıysa bazen üç beş kişiyle perde açtığı oluyordu. 1981'de çekilen arabesk film sayısı otuzüç taneydi.
Arabesk filmlerin belli başlı aktörleri ve aktristleri vardı: Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur, İbrahim Tatlıses, Müslüm Gürses, Hakkı Bulut, Küçük Emrah, Küçük Ceylan, Hülya Avşar, Neşe Karaböcek, Ümit Besen, Bülent Ersoy, aklıma gelen ilk isimlerdir. Genel anlamda baktığımızda ise seksenli yıllar, doksanlı yıllarda olduğu gibi Türk sineması için oldukça sancılı geçmiştir.
Hatta seksen darbesinden sonra başlayan gişe probleminin doksanlı yıllara yansıdığını bile söyleyebiliriz. Bu yıllarda televizyon iyice yaygınlaşmaya, sinemalar aksiyon temalı amerikan filmleriyle dolup taşmaya ve video kaset kullanımı da giderek artmaya başlamıştı. Ayrıca teknik anlamda da Türk sineması Avrupa sinemasının fazlasıyla gerisinde kalmıştı.
İzmit'te Arabesk ve komedi filmleri oynatan sinemalar ise başta Oğuz sineması olmak üzere Murat sineması, Altınnal sineması ve Yurt Sinemasıydı. Kolordu sinemasıysa sadece yabancı filmlerle perde açıyordu.
***
Adnan Sertel