05/09/2026
Zeytin ağacının o kadim ruhunu, tarlalarımın geçmişten bugüne taşıdığı izleri ve bu toprağın ruhumda bıraktığı o derin bağı seviyorum.
Onlar ölmez ağaçlar... Yüzyıllara meydan okuyan, tarihe tanıklık eden, yansalar da kesilseler de küllerinden yeniden yeşeren, sürgün verip cömertçe ürün sunan ulu varlıklar.
Zeytinliğe her geldiğimde zihnimde hep aynı düşünce oluşuyor;
Şu an yürüdüğüm bu tarlada, bastığım bu topraklarda benden önce kimlerin ayak izleri vardı? Bu gölgede kimler dinlendi, bu zeytinleri
kimler topladı ?
Bu topraklardan gelip geçmiş, denizin derinliklerinde hâlâ sessizce yatan batık uygarlık, Börklüce Mustafa ve yoldaşları, benim köklerimi oluşturan Konya Yörükleri, Karakeçililer ve onlarla aynı göğün altında, aynı hayatı paylaştığımız Rumlar… Hepsinden birer iz, kadim birer bilgi ve ortak hafızamıza kazınmış zengin gelenekler var buralarda.
Zeytinlikte yürürken, zeytin toplarken sanki onlar da benimleymiş gibi, birlikte topluyor, işliyormuşuz gibi hissediyorum.
Sahilde yürürken elime çarpan bir çömlek parçası ya da kırık bir yağdanlık… Kimbilir zamanında kimlerin evini süsledi, kimlerin mutfağında aş oldu, kimlerin şifası oldu?
Bu ölmez ağaçlar; barışa, savaşa, yükselen uygarlıklara, değişen kültürlere ve inançlara asırlarca sessizce tanıklık etti.
Kimbilir… Belki de o dönemlerde de birileri, tam da bugün benim yaptığım gibi bu mucizevi yağlardan şifalı merhemler hazırlıyor, sabunlar yapıyor, maserasyonlar süzüyordu. Belki de bugün zeytini toplarken, yağı işlerken,elimdeki kesiğe zeytin basarken hissettiğim o kadim tanıdık duygu; o insanlardan, o zamanlardan bize süzülüp gelen o unutulmaz ortak hafızanın bir mirasıdır.
Geçmişin şifası, geleceğin umuduyla...
Bu topraklara emek vermiş, alın teri dökmüş tüm atalarıma minnetle 💚