Ölmez Ağacın Çocukları

Ölmez Ağacın Çocukları Doğa dinlemesini bilene en iyi öğretmendir..

Bizler dayanıklılığın,direncin,mücadelenin,barışın ve sağlığın sembolü ölmez ağacın çocuklarıyız.Bazıları 1000 yıllık olan ağaçlarımız atalarımızdan kalan en değerli mirasımız.Bu sayfada Ölmez Ağacın diyarından sağlıklı,doğal besinler bulacaksınız.Çoğu kendi yaptığım,kendi yetiştirdiğim ve ya güvendiğim dostlarımdan aldığım ürünler..Sağlıklı beslenme ayrıcalık değil doğal bir haktır.

Zeytin ağacının o kadim ruhunu, tarlalarımın geçmişten bugüne taşıdığı izleri ve bu toprağın ruhumda bıraktığı o derin b...
05/09/2026

Zeytin ağacının o kadim ruhunu, tarlalarımın geçmişten bugüne taşıdığı izleri ve bu toprağın ruhumda bıraktığı o derin bağı seviyorum.

​Onlar ölmez ağaçlar... Yüzyıllara meydan okuyan, tarihe tanıklık eden, yansalar da kesilseler de küllerinden yeniden yeşeren, sürgün verip cömertçe ürün sunan ulu varlıklar.

​Zeytinliğe her geldiğimde zihnimde hep aynı düşünce oluşuyor;
Şu an yürüdüğüm bu tarlada, bastığım bu topraklarda benden önce kimlerin ayak izleri vardı? Bu gölgede kimler dinlendi, bu zeytinleri
kimler topladı ?

​Bu topraklardan gelip geçmiş, denizin derinliklerinde hâlâ sessizce yatan batık uygarlık, Börklüce Mustafa ve yoldaşları, benim köklerimi oluşturan Konya Yörükleri, Karakeçililer ve onlarla aynı göğün altında, aynı hayatı paylaştığımız Rumlar… Hepsinden birer iz, kadim birer bilgi ve ortak hafızamıza kazınmış zengin gelenekler var buralarda.

Zeytinlikte yürürken, zeytin toplarken sanki onlar da benimleymiş gibi, birlikte topluyor, işliyormuşuz gibi hissediyorum.

​Sahilde yürürken elime çarpan bir çömlek parçası ya da kırık bir yağdanlık… Kimbilir zamanında kimlerin evini süsledi, kimlerin mutfağında aş oldu, kimlerin şifası oldu?

​Bu ölmez ağaçlar; barışa, savaşa, yükselen uygarlıklara, değişen kültürlere ve inançlara asırlarca sessizce tanıklık etti.

​Kimbilir… Belki de o dönemlerde de birileri, tam da bugün benim yaptığım gibi bu mucizevi yağlardan şifalı merhemler hazırlıyor, sabunlar yapıyor, maserasyonlar süzüyordu. Belki de bugün zeytini toplarken, yağı işlerken,elimdeki kesiğe zeytin basarken hissettiğim o kadim tanıdık duygu; o insanlardan, o zamanlardan bize süzülüp gelen o unutulmaz ortak hafızanın bir mirasıdır.

​Geçmişin şifası, geleceğin umuduyla...
Bu topraklara emek vermiş, alın teri dökmüş tüm atalarıma minnetle 💚

04/09/2026

Bulgaristan göçmeni bir komşumuz verdiğinde tanımıştım bu bitkiyi. Adı tetra ağacı veya tetere ağacıymış. Tetra ağacı veya Duman ağacı, Bulut ağacı denilen bu şifalı bitkinin halk hekimliğinde de yara tedavisinde kullanıldığını öğrenmiştim. Doğada yüzyıllardır farklı amaçlarla kullanılan, geleneksel bitkilerden biri…

Ülkemizde de Tetra Ağacı Trakya Bölgesinde, özellikle Vize, Demirköy ve Saray ilçeleri civarında yetişen şifalı bir bitkiymiş.

Halk hekimliğinde haricen deri yaralarında kullanıldığı ile ilgili oldukça bol bilgi var. Halk arasında küçük yara, sıyrık, yanık ve cilt problemlerinde haricen kullanıldığı aktarılmıştır.

Ayrıca bitkinin bazı bölgelerde geleneksel olarak ağız ve diş eti bakımında ve çeşitli deri sorunlarında kullanıldığı belirtilmiş.

2-3 çorba kaşığı kuru Tetra yaprağının 1.5 litre suda 10 dakika kaynatılarak yaralarda, sivilcelerde, dişeti iltihaplarında banyo veya kompres şeklinde kullanılması önerilmiş.

Ayrıca komşumdan aldığım bilgiye göre;
Bulgaristan'da kurutulup çay olarak içiliyormuş.Yaprakları ve çiçeği yağa konulup yaralarda kullanılıyormuş.Burada yaşadıkları için,gittikçe getirip kurutup gerektiğinde suda kaynatıp cildi yıkıyorlarmış,yaralarda,rahim temizliğinde kullanıyorlarmış.

Yapraklarını ovup koklayınca aynı çitlenbik gibi kokuyor.

Bu paylaşım yalnızca geleneksel bitkisel kullanım hakkında bilgilendirme amacı taşır.

Video/Bekir Ercan

Yaz sıcakları rekor kırarken sadece bizler değil, doğadaki yaban hayvanları da zorlu bir sınav veriyor... ​Ormanlarda ve...
02/09/2026

Yaz sıcakları rekor kırarken sadece bizler değil, doğadaki yaban hayvanları da zorlu bir sınav veriyor...

​Ormanlarda ve kırlarda, dağlarda su ile yiyecek bulmakta zorlanan yaban hayvanları, çareyi en yakınlarındaki bahçelere sığınmakta buluyor.

Bu yıl bizim bahçenin çekirdeksiz üzümlerinin neredeyse tamamı kuşların oldu! Bizim çekirdeksiz üzüm asmalarının üzeri adeta küçük bir kuş şölenine ev sahipliği yaptı.
Neyse ki kara ve pembe üzümleri kurtarabilidik, bu senelik bunlarla idare edeceğiz.

Ama biliyoruz ki bu dünya sadece bize ait değil. Toprağın da, havadaki kuşun da, daldaki börtü böceğin de evi. Onlar bu kavurucu sıcakta bir yudum su, bir dane yiyecek ararken bizim bahçeyi güvenli bir liman bilip gelmişler.
Onlar da bu kavurucu sıcaklarda serinleyecek, onlar da su içip karınlarını doyuracak.

Daha birkaç gün önce yaptığımız o sohbette ahlattan bahsetmiş, "Kışın bahçeye fidanını dikelim," demiştik. Uykudayken to...
31/08/2026

Daha birkaç gün önce yaptığımız o sohbette ahlattan bahsetmiş, "Kışın bahçeye fidanını dikelim," demiştik. Uykudayken toprağa emanet edelim ki baharda uyandığında kendini çoktan oraya ait bilsin...

​Bugün zeytinlik temizliği yaparken karşıma çıktı; gökte ararken yerde buldum.

​Ağacı cılız, yapraksız, ilk bakışta kupkuru bir çalıyı andıran ahlat; dışarıdan bakan biri için sadece bir çalı çırpı parçasıdır. Ama özünde kadim bir güç taşır. Ahlat; Anadolu’nun en sert kışına, en kurak yazına, taşlı ve besinsiz toprağına tek bir geri adım atmadan direnen o mağrur yaban armududur. Gençliğinde aşısızken acımsı ve sert meyveler verse de kökleri yerin metrelerce altına işleyen, zamanı geldiğinde yapılacak bir aşıyla en tatlı armutlara gövde olan derviş bir ağaçtır.

​Anadolu kültüründe ahlat, yalnızca yabanıl bir ağaç değil; kurak arazileri yeşil tutan ve üzerine kültür armudu aşılanan güçlü bir köktür. Hititlerden beri bu topraklarda varlığını sürdüren ahlat, halk arasında "dağ armudu" olarak da anılır ve kıtlık dönemlerinde köylünün en önemli besin kaynaklarından biri olmuştur. Toprağın erozyona uğramasını engellemesi ve yaban hayatına barınak sunması nedeniyle ekosistemin de gizli kahramanlarındandır.

​Geleneksel Anadolu tıbbında ahlatın hem meyvesi hem de yaprakları geniş bir kullanım alanına sahiptir:

​Meyvesi: Taze olgunlaşmış ahlat hafif kabızlık giderici etki yapar.

​Yaprağı ve Ham Meyvesi: Kurutulup çay gibi demlenen yaprakları ile ham meyvesi ishal kesici olarak kullanılır.

​Ayrıca yapmaktan ve tüketmekten en keyif aldığım sirkelerden biri de ahlat sirkesidir. Ahlatın o özgün ekşiliği ile yüksek şeker ve tanen dengesi, onu sirke yapımı için son derece ideal kılar

ŞAVŞAT'IN ÇİÇEKLERİİnsan kendi sınırlarının dışına çıktığında, aslında zihnindeki ve hayatındaki kalıpların da dışına ad...
30/08/2026

ŞAVŞAT'IN ÇİÇEKLERİ
İnsan kendi sınırlarının dışına çıktığında, aslında zihnindeki ve hayatındaki kalıpların da dışına adım atıyor. Yeni bir yer görmek, bambaşka bir coğrafyaya ayak basmak ruhun en etkili şifalarından biri.

Bilmediğin sokaklarda yürürken, hiç tanımadığın tepelere bakarken zihnindeki o yıpranmış şablonlar birer birer kırılıyor. Keşfetmenin getirdiği o çocuksu heyecan, ruhun üzerindeki toz tabakasını silip atarken insana yaşadığını; dünyada ne kadar çok ihtimal ve güzellik olduğunu yeniden hatırlatıyor.

​Yemyeşil ahşap evlerin, sisli dağların ve masalsı göllerin ortasında geçirdiğim o beş gün, şehirde kaybettiğim dengemi bana geri kazandırdı. Zamanın orada daha ağır, doğaya saygılı bir ritimle aktığını görmek; ruhumda biriken o ağır yorgunluğu tek bir anda silip attı.

​Şavşat'ta karşına çıkan yeşil sadece bir renk değil; içinde binbir tonu barındıran canlı bir hafızadır. Yol kenarlarında kendiliğinden boy gösteren rengarenk kır çiçekleri ise toprağın o vakur sadeliğine neşe katar.

​Tüm bu cömertliğin ortasında insan çok daha derin bir gerçeği kavrıyor: Doğaya karşı sorumluluğumuzu... Ruhumuza bu kadar cömertçe huzur veren bir çevreyi temiz tutmak, kirletmemek doğaya olan en temel teşekkürümüzdür. Bastığımız toprağa, suyuna, çiçeğine zarar vermeden; geçtiğimiz yollarda tek bir çöp bile bırakmadan yürümek, o el değmemiş güzelliği korumaktır. Çünkü doğa temiz kaldıkça bize o şifalı kucağını açmaya, berrak havasını ve renklerini sunmaya devam eder. Kirletmediğimiz her karış toprak, gelecekte yine sığınacağımız bir huzur limanı olarak kalacaktır.

​Şavşat gibi cennet köşeleri keşfetmek, doğayla hemhal olmak ve ona saygı duyup korumak sadece ufkumuzu açmakla kalmaz; işimize, yaşadığımız sorunlara ve insan ilişkilerimize olan bakışımızı da tazeler, zihnimizi berraklaştırır.

​Uzaklara gitmek, yeni yerler görmek ve doğanın o el değmemiş temizliğini hissetmek; aslında insanın kendi içine doğru çıktığı en güzel yolculuktur.

Fotoğraflar/TC Ayşe Agen

Size, çitlenbiğin yalnızca doğadaki varlığından değil; antik tıp metinlerinden mahalle sokaklarına, parfümeri tarihinden...
28/08/2026

Size, çitlenbiğin yalnızca doğadaki varlığından değil; antik tıp metinlerinden mahalle sokaklarına, parfümeri tarihinden geleneksel halk şifacılığına kadar uzanan öyküsünden bahsetmek, bu zengin birikimin ve geleneksel bilgi ile doğanın sunduğu şifanın zamansızlığını bir kez daha hatırlatmak istiyorum.

Renklerinin güzelliği bir yana, yazımdaki tüm bu tarihsel ve pratik bağlamlar bir araya geldiğinde, çitlenbiğin neden sadece yabani bir ağaç değil, Akdeniz’in yaşayan botaniğinin ve kültürel hafızasının kökleşmiş bir simgesi olduğu ortaya çıkıyor.

Çitlenbik; çifte kavrulmuş kahvesiyle, kurutulup yendiğinde damağa yayılan o reçinemsi tatla, kaybolmaya yüz tutmuş mahalle kültürünün doğadaki adıdır.

Binlerce yıllık Akdeniz kültüründe hem kutsal sayılan hem de şifalı özellikleriyle öne çıkan kadim bir ağaçtır.

​Antik Çağ dünyasında terebinth reçinesi (günümüzde çitlenbik veya menengiç reçinesi olarak bilinir), Doğu Akdeniz ticaretinin en kıymetli maddelerinden biriydi. Antik Yunan’da "Rhitine Terebinthine" olarak adlandırılan bu doğal sakız, sakız ağacı reçinesinden (mastic) önce bilinen ve kullanılan en eski kokulu reçinelerden biridir.

​Tıbbın babası sayılan Hipokrat, ünlü antik hekim Dioskorides (De Materia Medica) ve Romalı bilgin Plinius eserlerinde, ağacın öz suyunu dışarı salgıladığı yaz aylarında elde edilen çitlenbik reçinesinin şifalı özelliklerine geniş yer ayırmıştır.

​Reçine toplama işlemi havanın en sıcak olduğu Temmuz ve Ağustos aylarında yapılırdı. Sıcaklık ağacın öz suyunu akışkan hale getirir; reçine çentimi için olgun, gövdesi kalınlaşmış ve sağlıklı ağaçlar seçilirdi.

​Çitlenbik reçinesinin zeytinyağı veya balmumu ile karıştırılarak yapılan merhemleri; deri enfeksiyonlarını, yanıkları ve kesikleri tedavi etmek için kullanılırdı. Anadolu halk tıbbında asırlardır kullanılan bu kadim cilt bakım formülünde, reçinenin antiseptik ve hücre yenileyici gücü zeytinyağının yumuşatıcı etkisiyle birleşir. Karışıma kıvam vermek ve koruyuculuğunu artırmak için ise doğal balmumu eklenirdi.

​Reçine doğrudan çiğnenerek diş eti sağlığı korunur ve ağız kokusu giderilirdi. Aynı zamanda öksürük, akciğer rahatsızlıkları ve mide ülseri için şurup veya macun kıvamında tüketilirdi.

​Ayrıca, Antik parfümeride bu reçine; gül, zambak ve nergis gibi çiçek özlerinin zeytinyağında veya susam yağında demlenmesiyle elde edilen kokuların uçup gitmesini engellemek için bağlayıcı olarak kullanılırdı.

​Yakıldığında veya yağa karıştırıldığında ortama çam, limonumsu ve hafif ballı gurme bir koku yayardı. Bu nedenle zengin Roma evlerinde ortamı kokutmak ve alanı arındırmak için tütsü olarak yakılırdı.

Bahçeme yeni katılan ve benim de henüz yeni tanıştığım harika bir ağaç Ağaç Bamyası, yani bilinen adıyla Araujia sericif...
25/08/2026

Bahçeme yeni katılan ve benim de henüz yeni tanıştığım harika bir ağaç Ağaç Bamyası, yani bilinen adıyla Araujia sericifera, halk arasında arujya, moritanya bamyası ya da bazı yörelerde Kastamonu bamyası olarak da anılır.

​Yaz sıcaklarının bastırmasıyla tüm yapraklarını döküp bizi biraz korkutsa da, kısa sürede yeniden canlanıp taptaze yapraklar açtı. Donlara karşı hassas olsa da köklerinden tekrar filizlenme yeteneği, onu inanılmaz dayanıklı bir ağaç haline getiriyor.

Güney Amerikaya özgü bir bitki. Her türlü çite hatta ağaç ve çalıya sarılarak gelişir. Özellikle gece yoğun kokan çiçekleri ile tanındığından genelde süs bitkisi olarak yetiştiriliyor. Ancak bu güzel çiçekler yaz aylarında yerini iri avuç içi büyüklüğünde meyvelere bırakır ki, işte bu meyveler ülkemizde bitkinin ağaç bamyası olarak bilinmesine sebeptir.

Bilgiler Fidan İstanbul sayfasından alıntı

Mürver ağacı; bahçemde yetiştirmek isteyip Karaburun’un yakıcı sıcağına ve susuz toprağına yenik düşen hayalim...​Yıllar...
20/08/2026

Mürver ağacı; bahçemde yetiştirmek isteyip Karaburun’un yakıcı sıcağına ve susuz toprağına yenik düşen hayalim...

​Yıllar önce köyümüzün meydanının tam ortasında, bütün heybetiyle duran kocaman bir mürver ağacı varmış. Köklerini meydanın altından geçen serin su damarlarına salar, dallarını ise köyün bütün sırlarına uzatırmış.

​Bahar gelip mürver o incecik, krem rengi çiçeklerini açtığında tüm meydanı keskin ve tatlı bir koku sararmış. O günlerde yaşlılar, kahvenin önündeki tahta sandalyeleri ağacın gölgesine çeker, eski zamanlardan laf açarmış.

Köyün tarihini yazılı kitaplar değil, o mürverin altında toplanan dedeler yazarmış. Hangi yıl kuraklık geçtiğini, hangi bahar don vurup bağları yaktığını, atalık tohumların bu toprağa ilk nasıl düştüğünü anlatırken sırtlarını hep o heybetli gövdeye yaslarlarmış. Ağaç ise taze sürgünleriyle anlatılan her hikâyeyi dinler, yapraklarının hışırtısıyla anlatılanları onaylarmış sanki.

​Rivayete göre mürver ağacı nereye kök salarsa oraya bereket ve koruma getirir, kötülüğü köyün sınırlarından içeri sokmazmış.

Köyümüzde gemişe dair hikayeler anlatan, o anlatırken karşısındaki mindere oturup soluksuz dinlediğimiz bir teyzemiz vardı.

Meydandaki o mürver ağacını ve köyü saran kokusunu öyle bir anlatırdı ki, çiçeklerin kokusunu duyardım. Belki de bu yüzden mürver, benim için hiç bitmeyen bir tutkudur.

Sanırım yalnızca benim köyümde değil, tüm köylerde sözlü kültürün, yerel hafızanın ve toplumsal kimliğin en canlı taşıyıcıları olan masalcılar, anlatıcılar vardır. Yazılı belgelere girmemiş yaşanmışlıkları, göç öykülerini, tohum ve toprak hafızasını, eski üretim yöntemlerini nesilden nesile aktararak köyün ruhunu ayakta tutarlar:

Sınır kavgalarından kuraklık yıllarına, kıtlıktan düğün geleneklerine kadar resmî tarihin teğet geçtiği detayları korurlar.

​Hangi toprağa hangi tohumun ekileceğini, iklimin geçmişteki seyrini, şifalı otların kullanımını aktarırlar.

​Kısacası, köydeki çeşmelerin, değirmenlerin, taş köprülerin ve eski tarlaların isimlerinin nereden geldiğini açıklayan ​köy tarihi anlatıcıları, yalnızca geçmişi yad eden kişiler değil; bir yerleşimin kültürel kodlarını ve kolektif kimliğini geleceğe taşıyan köprülerdir.

Not: Resim, o günleri ve o zamanın köy meydanını gösteren temsili bir karedir.

Ayçiçeği topraktaki ağır metalleri ve radyasyonu çekme yeteneğine sahiptir. Bu nedenle Çernobil ve Fukuşima nükleer fela...
16/08/2026

Ayçiçeği topraktaki ağır metalleri ve radyasyonu çekme yeteneğine sahiptir. Bu nedenle Çernobil ve Fukuşima nükleer felaketlerinin ardından toprağı zehirden arındırmak için devasa ayçiçeği tarlaları ekilmiştir.

Ayçiçeği Fitoremediasyon
(Toprak Temizleyici) alanında bilim insanlarının en sık başvurduğu"hiperakümülatör" (yüksek biriktirici) bitkilerin başında gelir. Fitoremediasyon toprak, su veya havadaki kirleticilerin canlı bitkiler kullanılarak temizlenmesi sürecini ifade eder.

Ayçiçeğinin toprağı arındırma gücü, kimyasal taklit yeteneğine ve biyolojik yapısına dayanır:

​Besin Zannetme (Kimyasal Benzerlik): Radyoaktif izotoplardan Sezyum-137 kimyasal olarak potasyuma, Stronsiyum-90 ise kalsiyuma çok benzer. Ayçiçeği topraktan ihtiyaç duyduğu potasyum ve kalsiyumu çekerken, bu radyoaktif maddeleri de kökleriyle emerek bünyesine alır.

​Hızlı Büyüme ve Yüksek Biyokütle: Ayçiçeği çok kısa sürede derinlere ulaşan geniş bir kök sistemi geliştirir ve devasa bir gövdeye ulaşır. Bu durum, topraktan emilen ağır metallerin ve izotopların köklerden gövdeye ve yapraklara taşınmasını (fitoekstraksiyon) kolaylaştırır.

​Topraktan Çekilen Kirleticiler: Ayçiçekleri radyoaktif Sezyum ve Stronsiyum'un yanı sıra kurşun, uranyum, kadminyum, nikel, çinko ve bakır gibi toksik ağır metalleri de bünyesinde biriktirebilir.

​Çernobil ve Fukuşima Örnekleri

​Çernobil Felaketi (1986):
1990'ların ortalarında bilim insanları, santralin yakınındaki radyoaktif Sezyum-137 ve Stronsiyum-90 ile kirlenmiş su kütlelerine su üstünde yüzen ayçiçeği salları yerleştirdi (rizofiltrasyon). Ayçiçeklerinin kökleri sudaki radyoaktif maddelerin %95'inden fazlasını sadece birkaç hafta içinde emdi. Aynı yöntem daha sonra santral çevresindeki topraklara da uygulandı.

​Fukuşima Nükleer Felaketi (2011):
Japonya'da meydana gelen deprem ve tsunami sonrası zarar gören Fukuşima nükleer santrali çevresinde, radyasyonu topraktan temizlemek amacıyla Budist rahipler ve gönüllüler milyonlarca ayçiçeği ekti. Fukuşima'daki toprak yapısı nedeniyle tutulum Çernobil'deki kadar yüksek olmasa da, alanın biyolojik olarak rehabilite edilmesinde ve farkındalık yaratılmasında büyük rol oynadı.

​Arındırma İşlemi Sonrası Ne Yapılır?

​Ayçiçekleri topraktaki radyoaktif maddeleri veya ağır metalleri "yok etmez", sadece toprak genelinden alıp kendi bünyelerinde yoğunlaştırırlar. Dolayısıyla bu bitkiler sıradan bir hasat gibi kullanılamaz:

​Hasat ve İzolasyon: Radyasyonu veya zehri emen ayçiçekleri olgunlaştığında dikkatle sökülür.

​Kurutma ve Yakan Pişirme (İnsinerasyon): Biyokütle hacmini küçültmek için bitkiler fırınlarda yakılır.

​Atık Yönetimi: Geride kalan radyoaktif veya ağır metal yüklü kül, özel çelik/beton kaplara konularak tehlikeli atık tesislerinde güvenli şekilde depolanır.

​Fitoremediasyon, geleneksel toprak kazıma ve kimyasal yıkama yöntemlerine kıyasla çok daha düşük maliyetli, toprağın yapısını bozmayan ve ekosistemi koruyan tamamen doğal bir iyileştirme metodudur.

Kaynak:STR New/ Reuters

Köy evlerinin hemen hemen hepsinin bahçesinde, penceresinin önünde bir saksı fesleğen illaki vardır. Elinizi yaprakların...
10/08/2026

Köy evlerinin hemen hemen hepsinin bahçesinde, penceresinin önünde bir saksı fesleğen illaki vardır. Elinizi yapraklarının arasında şöyle bir gezdirdiğinizde o buram buram köy kokan, anneanne, babaanne kokan koku yayılıverir etrafa...
​Koku hafızası çok garip bir şey. Anında bir anıda, andasınız. Zamanda yolculuk yapmak gibi.
​Peki, bizi çocukluğumuzun sıcak ve güvenli günlerine götüren bu mütevazı yeşil yaprağın, sadece güzel kokan bir süs bitkisi olmadığını söylesek? Parmaklarımızın arasında bıraktığı o büyüleyici kokunun arkasında; tarihten tıbba, mutfaktan ekolojik tarıma uzanan devasa bir şifa ve koruma bilgeliği saklıdır.

Fesleğen mutfakta lezzetten çok daha fazlasını sunar. İçeriğinde bulunan güçlü uçucu yağlar (özellikle öjenol, linalool ve ökaliptol) sayesinde antik çağlardan beri gıdaların doğal olarak korunmasında ve ömrünün uzatılmasında kullanılmıştır. Anti-bakteriyel özellikleri, gıdalarda zararlı mikroorganizmaların üremesini engeller.

Fesleğen, beden ve zihnin stresle baş etmesine yardımcı olan "adaptojen" bitkiler sınıfındadır. Onu koklamak veya çayını içmek, kortizol (stres hormonu) seviyelerini dengeleyerek zihne huzur verir. Büyüklere sorduğunuzda "İçini ferahlatır" dedikleri şey, tam olarak bu bilimsel gerçekliktir.

Eski toprakların fesleğeni sadece pencere önüne değil, domates ve biber tarhlarının (ulakların) başlarına dikmelerinin çok geçerli bir sebebi vardı. Geleneksel tarımda fesleğen ekolojik bir kalkan görevi görür:

Yoğun uçucu yağları sayesinde sinekleri, sivrisinekleri, domates kurtlarını ve thrips gibi zararlı böcekleri bostandan uzak tutar.

Komşu olduğu sebzelerin gelişimini hızlandırır, özellikle domateslerin aromasını ve verimini artırır.

Eski kadınlar, fesleğenin şifasını zeytinyağıyla buluşturup kış aylarına saklamayı da bilir. Taze fesleğen yapraklarının sızma zeytinyağında güneşte bekletilmesiyle (maserasyon) elde edilen bu özel yağ, evlerimizde çok yönlü bir şifaya dönüşür:

Yorgun kaslara ve eklemlere uygulandığında rahatlama sağlar, ağrıları hafifletir.

Böcek ısırıklarında, kaşıntılarda ve hafif cilt iritasyonlarında cildi anında teskin eder.

Salatalara ve yemeklere gezdirildiğinde hem nefis bir aroma katar hem de gıdaların sindirimini kolaylaştırır.

Pencere kenarında duran o küçük saksı, aslında toprağın bize sunduğu en işlevsel eczanelerden ve en güçlü zaman makinelerinden biridir. Ona her dokunduğumuzda etrafa yayılan o koku, sadece çocukluğumuzu ve sevdiklerimizi hatırlatmakla kalmaz, doğanın binlerce yıllık koruma ve şifa bilgeliğini de sunar.

Address

Karaburun

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Ölmez Ağacın Çocukları posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Shortcuts

Share