03/08/2019
Fatihin hocası ve İstanbul’un manevi fatihi olarak bilinen Akşemseddin, Osmanlı tarihinde müstesna bir yere sahip, devrinin çok yönlü alim ve devlet adamlarından biridir . Akşemseddin’in esas adı Şemseddin Muhammed bin Hamza’dır. Hekimlik ve tasavvufi yönleri de olan Akşemseddin başta İslami ilimler olmak üzere tıp, astronomi, biyoloji ve matematik alanlarında çalışmalar yapmıştır. Türkçe olarak yazdığı Risaletun fi’t-Tıb=Maddetü’l Hayat adlı eseri ruh ve beden hastalıklarının tedavisinden bahsetmektedir .
Şeyh Hamza'nın oğlu olan Akşemseddin 1390 yılında Şam'da doğmuştur. Amasya‘da ilim gördüğü iyi bir eğitimi müteakip Osmancık Medresesine müderris olmuştur . Daha sonraları tasavvufa yönelen Akşemseddin Hacı Bayramı Veliye intisap etmiştir. Zamanla şeyhi onu kendisine halife seçerek Beypazarı’na göndermiştir. Hacı Bayram-ı Veli’nin vefatı ile Bayramilik postuna oturan Akşemseddin Beypazarı’nda bir müddet yaşadıktan sonra İskilip’e giderek (15. yüzyıl ortaları) Kös Dağı eteklerindeki Evlik köyünde tekkesini kurmuştur. Burada cami, hangah ve değirmen yaptıran Akşemseddin 5-10 yıl kadar bir müddetten sonra “Yine kesrete düştük” diyerek İskilip’ten Göynük’e göç etmiştir . Bilahare Göynük’ten Edirne’ye Fatih Sultan Mehmed’in yanına giderek onun hocalığını yapmış, fetihten sonra padişah onun adına İstanbul’da bir mescit yaptırmıştır. Akşemseddin Padişahın kendisine gösterdiği ilgiden sıkılınca İstanbul’dan Göynüğe dönmüştür. 1459 yılında vefat eden Akşemseddin Göynük Gazi Süleyman Paşa Camisinin avlusuna defnedilmiştir
İSKİLİP EVLİK KÖYÜNDE AKŞEMSEDDİN ESERLERİ
Yol güzergâhından uzak, sapa bir yerde bulunan Evlik Köyünün Akşemseddin tarafından kurulmuş olması muhtemeldir. Akşemseddin’in yerleşim için bu ıssız yeri niçin seçtiği üzerinde durulması gerekli bir konudur. Evlik Köyü çevre halkı tarafından sürekli olarak çeşitli niyetler ve bilhassa akıl hastalarının iyileşmesi dileği ile ziyaret edilmektedir. Bu durumu Akşemseddin’in yüceliği ve hekimlik yönünün günümüze gelen bir yansıması olarak kabul edebiliriz .
Günümüzde Dereseki Köyüne bağlı bir mahalle olan Evlik’te Akşemseddin’in ahşap camisi, eşi ve çocuklarının ahşap türbeleri ile oğlu Nurulhüda’nın mezarı bulunmaktadır. Köyde az sayıda evin bulunduğu dere yatağının doğusunda cami, batısında camiden biraz yüksekçe bir yerde ona yakın türbe bulunmaktadır. Cami günümüze gelene kadar hayli değişikliğe uğramış ve esaslı bir onarıma ihtiyacı olmasına rağmen türbelerin nispeten iyi durumda ve ilk şeklinden fazla bir değişikliğe uğramadan geldiği görülür.
Caminin karşısında dere kenarında bir samanlık altında çilehane olarak nitelenen yer ortaya çıkarılmıştır. Şimdilik dar bir açıklık olarak görülen bu yerin içine bazı kişilerin sürünerek girdiği, biraz ilerlediklerinde içerisinin bir miktar genişlediği rivayet edilmektedir. Caminin yanında çeşme ve ziyaretçilerin kullandığı betonarme olarak yenilenmiş müştemilat vardır .
Ayrıca köyün üstündeki bir tepede Akşemseddinin önceleri yerleşmek istediği, daha sonra vaz geçtiği “kale” denen bir yer bulunmaktadır. 50xv40m. civarındaki bir alanın üç yanı yaklaşık 3m. Yüksekliğinde, taşlarla yapılmış yukarı doğru daralan şevli geniş bir duvarla çevrilidir. İçi tarla olarak kullanılmaktadır.
CAMİ
Bir yamacın teraslanması ile elde edilmiş bir alana kurulmuş olan cami dikdörtgen planlıdır . (Dış ölçüleri:11,30 x 16,20m.) Malzeme olarak sadece çam ağacı kullanılan cami çandı tekniği ile yapılmıştır. Camide birbirine yakın kalınlıkta aynı boyda kesilen ağaçlar yanlarından kabaca yontulup yassılaştırılarak kullanılmıştır. Ağaçların iki uçları kertilerek köşelerde birbirine geçirilerek birleştirilmiş, ağaçların üst üste konulmasıyla yığma olarak yapılmıştır. Yapının temelini yontulmamış iri kütükler teşkil etmektedir. Açıktaki batı cephede bu sistemi görmek mümkün olup, diğer üç cephe temelleri beton sıvalıdır. Caminin kırma çatısı alafranga kiremitle kaplıdır. Caminin kuzeyindeki dışa açık son cemaat yeri sonradan tahta perdelerle kapatılmıştır.
Yapının içi küçük boyutlu dikdörtgen formlu alt ve üst pencerelerle aydınlanır. Bunlar güney cephede iki alt, iki üst pencere, batı cephede iki adet alt, kuzey cephede iki adet alt pencere olup doğu cephede dışa kapalıdır. Güney cephede alt ve üst pencereler arasında dört küçük pencere sıralanmış, batı cephenin güneyine bir adet küçük pencere açılmıştır. Caminin güney cephesinde mihrabın yanında dışta geniş tahtalar çakılarak yapılan küçük bir eklenti bulunmaktadır. Caminin içinden geçilen bu mekan halk arasında “deli dolabı” diye bilinir.
Sonradan tahtalarla kapatılmış olan son cemaat yerinin kuzeyine sade bir dış kapısı vardır. Son cemaat yerinde iki köşede birer, ortada iki direk taşıyıcı elaman olarak yapılmıştır. Batı kenarı yandaki dere sebebi ile kuzeyde biraz içe döndürülmüştür. Ortada köşelerdekilere göre kısa iki direğin üstü ve altı geniş yastıklı başlık ve kaide şeklindedir. Köşelerdeki direkler yerdeki hatıla üstlerinde açık S profilli yarım yastıklara oturmaktadır. Ön cephe asıl şeklinde ahşaptan oyulmuş üç kemerle, yanlar düz olarak dışa açılmaktadır. Son cemaat yerinin tavanı yoktur. Yakın zamanda doğu tarafına tuğla ile imam odası yapılmıştır.
Caminin ortada yer alan harim kapısı iki kanatlı panolu tiptedir. Kapının üstünde iki kitabe olup üstte kabartma olarak yazılmış dört satırlık caminin yapım kitabesi ve altında kalemle yazılmış bir kitabe yer alır .
Genel hatları ile sade görünümlü caminin harim mekanı kareye yakın dikdörtgen planlıdır(Harim ölçüleri:10,6 x 12,20m.). Yapının içi bütünüyle düzgün yüzeyli tahtalarla kaplanmıştır. İç mekan sade, çıtalı bir tavanla örtülüdür.
Kuzey cephe boyunca uzanan mahfel ön tarafında tavandaki enine uzanan bir hatılı taşıyan iki yuvarlak direk tarafından taşınmaktadır. İki köşedeki merdivenlerle çıkılan mahfel sonradan öne doğru genişletilmiştir. Bu kitabe 1498 yılındaki bir onarıma ait olmalıdır.
Güney cephenin ortasındaki mihrap nişi yarım dairedir. Üstte iki sıra ikili zikzak motifinden meydana gelen silmelerle daralan niş, daha yukardaki iki silmeden sonra beş dilimli bir yarım daire ile sona ermiştir. Mihrap nişinin çıkıntısı yandaki dolabın içinde kalmaktadır. Dolabın daracık dikdörtgen kapısı mihrap nişinin hemen solundadır.
Güney batı köşedeki oldukça sade olan ahşap minberin korkulukları kafes şeklindedir. Minberin aynalığına siyah kalem ile Akşemseddin hakkında bir şiir yazılmıştır.
TÜRBELER
Caminin batısında biraz yüksekçe bir yerde etrafı çevrili mezarlık kenarında iki adet ahşap türbe vardır. Mezarlık alanına girildiğinde sol taraftaki ilk mezar Akşemseddinin oğlu Nurulhüda’ya aittir. Burada biri büyük, diğeri küçük, birbirine sırt sırta yapışık iki ahşap türbe bulunmaktadır. Moloz taş temel üstüne oturtulmuştur. Çandı tekniği ile ahşapla yapılmış olan türbelerin üstü sivri birer beşik çatı ile örtülüdür. Türbe kapısına çıkılan merdivenin gerisindeki açık mezarın Akşemseddinin hizmetçisine ait olduğu söylenir.
Doğudaki dikdörtgen planlı (9,85 x 6,80m ) büyük türbenin doğu cephesindeki kapısına merdivenle çıkılır. Açıklık olarak kapısından başka güneye bakan iki adet küçük pencere ve üstü dilimli çok küçük bir penceresi vardır. Bu türbede beş adet sanduka vardır. Akşemseddin’in çocukları ve torunlarının mezarları olduğu söylenir.
Batıdaki dikdörtgen planlı küçük türbe (4,50x3,52m) diğerinin yarısı kadardır. Akşemseddin’in eşine ait olduğu söylenir. Doğu cephedeki girişine merdivenle çıkılır. İç mekanı kapı açıklığı ve üstü dilimli çok küçük bir pencere aydınlatır. İçinde bir adet sanduka vardır.
Türbelerde birisi kırık, tek tarafları işlenmiş iki mezar taşı bulunmaktadır. Sağlam olan mezar ilk taşının üstü sivri kemer biçimlidir. Kabartma olarak işlenmiş rumi motifleri ve yazı vardır. Abdullah isimli birisine aittir. Kitabesi:
1-İntekal’el-merhum Abdullah 2-tari(h evası)t-ı Safer
İki parça halindeki diğer taşta sadece yazı vardır:
1-İntekale’l-merhum 2-nefa Allahü bihi 3-tarih evasıt-ı Muharrem
Osmanlı Arşivi ve Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivindeki çok sayıda belgeler arasında Akşemseddin vakfının bir vakfiye metni bulunmamaktadır. Bu belgelerin incelenmesinde Akşemsedin vakfı, İskilip’te onun neslinden bir mütevelli tarafından yönetildiği, İskilip, Göynük ve Niksar’da hayrat ve akarı olduğu anlaşılır . Akşemseddin’in Fazlullah isimli oğlundan torunu Rukneddin bin Fazlülllah’ın vakfın mütevellisi ve vergiden olduğunu belgelerden öğreniyoruz .
Evlik Köyünde Akşemseddin’in yaptırdığı, içinde dervişleri olan; cami, türbe ve halvethaneden meydana gelen bir tekke/ hangah olduğu; burada günlük pişirilen yemekten başka cuma ve bayram günlerinde ziyaretçiler ve gelen geçen yolcular için yemek pişirildiği belgelerde kayıtlıdır . Akşemseddin Tekkesinde 1521 yılında 24 mürit, 1576 yılında mürit 64 olduğu tapu tahrir defterlerinde kayıtlıdır.
Dünyanın her yerinde olduğu gibi orman içinde yer alan bu yörenin mimarisinin geleneksel malzemesi ahşaptır. Çevre köylerde ev, ambar, ahır ve samanlık yapımında kullanıldığı gibi pek çok caminin de ana malzemesi ahşap olmuştur. Anadolu’nun geleneksel inşaat malzemesi olan ahşap, camilerde ağırlıklı malzeme olarak üç şekilde kullanılmaktadır.
1-Dış duvarları kagir, içi ve üstü tamamen ahşap olan camiler: Ankara Ahi Elvan Camisi(14. asır sonu )
2-Dış duvarlarının yarısı kagir, üstü tamamen ahşap olan camiler: Trabzon Çaykara Taşören Camii( ).
3-Yapımında sadece ahşap kullanılan camiler: Samsun Çarşamba Ordu Köyü Camisi (14.yy).
Ahşap camilerin çok sayıda örneğini Karadeniz Bölgesinde bulmak mümkündür. Ahşap camilerin yapımı Selçuklu devrinde başlayıp Osmanlı devri sonlarına kadar sürmüştür. Sadece ahşap kullanılarak yapılan camileri Karadeniz bölgesinin Artvin, Rize, Ordu, Samsun, Çorum, Kastamonu, Sinop, Bolu, Sakarya ve gibi illerinde görmek mümkündür . Bölgede günümüze gelen ahşap camilerin en eskisi Selçuklu devrinden kalma Çarşamba Göğceli Camisidir(1206) . İskilip Kızılcabayır Köyü Eski Camisi , İskilip Yaylacıkseki Eski Camisi ve Tosya Şarakman- Geyikli Camii , Akşemseddin Camisi çevresindeki ahşap camilerdir.
Ahşap camileri plan, form, yapım tekniği bakımından değerlendirmek mümkündür. Bu camilerin tamamına yakını boyuna dikdörtgen planlıdır. Akşemseddin Camisi ile ortak özellikleri olan ve bütünüyle kıyaslama yapabileceğimiz benzer bir ahşap cami yoktur. Ancak bazı ortak özellikler bulmak mümkündür. Zira Evlik Camisi yapıldığı arazinin şekli, planı ve son cemaat yeri şekillenişi ile kendine has özelliklere sahiptir. Daha çok çatılı kagir camilerde görülen boyuna dikdörtgen plan, üçlü son cemaat yeri ve kuzeye bitişik, iki direğin taşıdığı mahfeli ile sade bir plana sahiptir. Akşemseddin Camisi diğer ahşap camiler gibi boyuna dikdörtgen planlı olmakla birlikte, onların dışında yanları kuşatan revak ve içinde bulunan u planlı mahfelleri taşıyan çok sayıdaki direk ve geniş çatı saçağı burada yoktur. Ahşap camiler genellikle içte ve dışta çok sayıda direkle taşınır. Samsun 19 Mayıs Engiz Camisinin üç tarafı dıştan direklerle kuşatılmakla birlikte mahfellerinin iki direkle taşınması yönüyle Akşemseddin Camisi ile benzerlik gösterir.
Ahşap camiler genellikle düz bir alanda yapılırken Akşemseddin Camisi dik bir vadinin tabanı teraslanarak yapıldığından doğu cephesi kapalı tutulmuştur.
Derenin kıvrımı sebebiyle son cemaat yerinin kuzeybatı köşesi pahlanmıştır. Zamanın tahribi ile oldukça değişikliklere uğramış bir yapı olan Akşemseddin Camisinin diğer ahşap camilerden farkı duvarların içten düzgün tahtalarla kaplandığından kalın bir duvara(30 cm.) ve kemerli bir son cemaat yerine sahip olmasıdır.
Akşemseddin Camisi yığma olarak yapılması ile Tosya Geyikli ve Çatalzeytin Çağlar Köyü Merkez camileriyle birlikte ele alınabilir . Kastamonu Hanönü Küreçayı Köyü Eski Camisi aynı özelliklere sahip pek bilinmeyen, ahşap bir camidir.
Genel hatlarıyla sade, süsleme unsuruna sahip olmayan bir yapı olan camide dikkat çekici süsleme görülmez. Dış kapı kanatları ve kapının solundaki pencerenin kepengi, mihrap nişi, kapı üstündeki kitabeler yapının bezemeli yerleri olarak kabul edilebilir. Süslemesi olmayan panolu tipteki harim kapısının bezemeli benzeri Ankara’da Karacabey Camisi(1441) kapısıdır . Caminin mihrabı ile Rize fındıklı Meyveli köyü Camisi mihrabı arasında benzerlik kurabiliriz.
Tosya Geyikli Camii(1792) gibi ahşap camilerin bir kısmı Cuma camisi olarak birkaç köyün arasında yerleşim yeri dışında bazen bir mezarlık kenarında bulunmaktadır. Bu gruba girmeyen Akşemseddin Camisi bir tekkenin merkezi mekanıdır. Bu yönüyle Sakarya, Büyük Kaynarca Köyünde bulunan 1486 yılında tekke olarak yaptırılan, ahşap Şeyh Muslihiddin Camisi ile benzerlik göstermektedir . Yapılış ve kullanım bakımından Akşemseddin’in İstanbul’un fethi için düşüncelere daldığı bir tekkenin parçası olması da farklılıktır.
Yöredeki buğday ambarlarını andıran, tamamen ahşaptan yapılmış türbenin daha basit benzerleri Akşemseddin’in torunlarına ait Aşağışeyhler köyündeki beş adet türbedir. Samsun, Terme, Dibekli Köyü Cüneyd Bağdadi Türbesi eski eser olarak tescil edilmiş dikdörtgen planlı ahşap bir türbedir . Oldukça sade bir yapıdır. Ancak bu başka ayakta kalmış ahşap türbeler arasında en dikkat çekicisi Evlik Türbeleri olduğunu söyleyebiliriz. Burada klasik Osmanlı motifleri ile süslü bir mezar taşının olması ilginçtir.