Yeni Kıbrıs Partisi

Yeni Kıbrıs Partisi 1989'da kurulan YKP'nin resmi hesabı

YKP’nin sosyalizm mücadelesi toplumsal cinsiyet eşitlikçi ve özgürlükçüdür; anti-militaristtir; ekolojisttir, emek yanlısı mücadele ve dayanışmadır.

YKP: Feribot kazası ne kaderdir ne kaçınılmazdır, ne de “denizin işi”dir; Arıklı başta olmak üzere tüm yetkililer hesap ...
30/08/2026

YKP: Feribot kazası ne kaderdir ne kaçınılmazdır, ne de “denizin işi”dir; Arıklı başta olmak üzere tüm yetkililer hesap vermeli
YKP Sekreteryası, 30 Ağustos’ta Girne açıklarında Filo Denizcilik’e ait Filojet yolcu feribotunun su alarak yan yatması sonucu yaşanan felaketi değerlendirdi. Açıklamanın tamamı şöyle:
30 Ağustos’ta 259 yolcu ve 8 mürettebatla Girne Limanı’ndan Taşucu Limanı’na hareket eden Filo Denizcilik’e ait Filojet yolcu feribotu, denize açılışının kısa süre sonrasında Girne açıklarında su almış ve yan yatmıştır. Hayatını kaybedenlerin ailelerine, yakınlarına, halen kayıp olan ve endişeli bekleyiş içindeki yakınlara ve kurtulan tüm yolcu ve mürettebata acılarını ve zor saatlerini yürekten paylaştığımızı ifade ederiz.
Ancak acımızı taziye mesajlarına hapsetmeyeceğiz: bir yolcu feribotu limandan çıkışının kısa süre sonrasında durup dururken su almaz. Türkiye basınında ortaya atılan ve Kıbrıs basınına da yansıyan bir dizi ciddi iddia (geminin daha önce başka kazalara karıştığı, atıl durumda kaldıktan sonra onarımlardan geçirildiği, hasar görmüş ve onarım yapılmış bölgelerinden su almış olabileceği, mürettebat listelerindeki tutarsızlıklar dahil) bu felaketin bir “deniz işi” ya da “kader” olmadığını, önceden bilinip önlenebilecek yapısal soru işaretleri barındırdığını göstermektedir. Bu iddiaların doğruluğunu tartmak YKP’nin değil, yetkili makamların işidir. Gemi Mühendisleri Odası da açıklamasıyla geminin bakım ve denetim geçmişinin ayrıntılı biçimde incelenmesi gerektiğini vurgulamış, konuya teknik bir çerçeve koymuştur. YKP olarak Ulaştırma Bakanı Erhan Arıklı ve Ulaştırma Bakanlığı’ndan somut biçimde talep ettiğimiz şudur: gemiye verilen sefer izinlerinin dayandığı denetim raporları, bakım kayıtları, ruhsat süreçleri ve mürettebat evrakları belgeleriyle ve gecikmeksizin kamuoyuyla paylaşılmalı; basında yer alan iddialar tek tek yanıtlanmalı; başlatılan soruşturmanın hangi kurum tarafından, hangi bağımsız teknik heyetle yürütüldüğü şeffaf biçimde ilan edilmelidir. Tıpkı Kumyalı silo faciasının ardından İş Sağlığı ve Güvenliği çerçevesinde talep ettiğimiz gibi, deniz taşımacılığındaki son beş yıla ait denetim ve müfettiş raporlarının da bir bütün olarak kamuoyunun önüne serilmesini istiyoruz. Aksi hâlde hesap sormak yerine hesap örtmenin ortağı olunacaktır.
Bu tablo, Kumyalı silo faciasının ve son yılların onlarca ölümlü iş cinayetinin deniz taşımacılığındaki eşdeğeridir. Hepsi aynı örüntünün parçaları: kamu denetim yapısının zayıflatıldığı, kamu hizmetlerinin özel şirketlere terk edildiği, denetimin kâğıt üzerinde bırakıldığı bir düzenin insan bedelleri. Devlete ait tek havayolu KTHY’nin siyasi kararla batırılmasından bu yana Kıbrıs’ın kuzeyinde sivil ulaşım bir kamu hizmeti olmaktan çıkarılıp Ankara’ya “bağlantısallık” adı altında peşkeş çekilen bir özel şirket işine dönüştürülmüştür. Aynı devlet, 20 Temmuz’da Doğu Akdeniz Gemi Trafik Hizmetleri Sistemi’ni büyük törenlerle devreye almış; Gazimağusa merkezli olmak üzere Karpaz, Sadrazamköy (Livera) ve Çayırova’ya (Agios Theodoros) ASELSAN yapımı SERDAR 7M radarlarını “Mavi Vatan’ın yeni gözü” adıyla yerleştirmiştir. Ancak aynı devlet, Girne Limanı’nın hemen açığındaki yolcu teknesinin denize elverişliliği için, seferden önce ve sefer sırasında gerçek zamanlı bir sivil koordinasyon ve denetim mekanizması kurmamıştır. Askeri gözetim için milyonlar dökülürken sivil deniz güvenliği bir tesadüfe, hava koşullarına ve şirket vicdanına terk edilmiştir. GTH sistemi Filojet’i kurtaramamıştır; çünkü kurtarmak için değil, gözetlemek için kurulmuştur.
YKP olarak yıllardır dile getirdiğimiz gerçeği bir kez daha yineliyoruz: adanın etrafındaki denizlerde sivil güvenlik ve arama-kurtarma, iki toplumun ortak koordinasyonuyla kat kat güçlendirilebilir. Kıbrıs Cumhuriyeti tarafındaki liman ve deniz otoritelerinin kaynak ve deneyimi ile kuzeydeki personel ve varlıkların ortak bir sivil çerçevede işletilmesi, bu tür felaketlerde müdahale kapasitesini büyütür ve doğrudan hayat kurtarır. Gerçek “bağlantısallık” Ankara’ya değil, adanın iki yakasına, birbirine olmalıdır. Bunun ön koşulu ise adanın koşulsuz askersizleştirilmesidir: kaynakların askeri-stratejik önceliklerden çıkarılıp sivil güvenlik hizmetlerine yönlendirilmesi ancak bu çerçevede mümkün olacaktır. Askersizleştirme sivil güvenliğin önündeki engel değil, tam tersine ön koşuludur.
Yeni Kıbrıs Partisi bir kez daha altını çizer: bir yolcu gemisinin bir yaz gününde limandan çıkışının hemen ardından su alıp yan yatması ne kaderdir, ne kaçınılmazdır, ne de “denizin işi”dir. Bu, denetimin özel şirketin kâr hesabına, sivil ulaşımın Ankara bağımlılığına, deniz güvenliğinin askeri gözetim önceliğine terk edilmesinin somut bedelidir. Ulaştırma Bakanlığı hesap vermelidir; ancak bu hesap sadece bir bakan değişikliğiyle kapatılacak bir hesap değildir. Adanın her iki yakasından tüm sivil toplum örgütlerini, denizcilik ve ulaştırma meslek birliklerini, sendikaları ve bağımsız yurttaşları; Filojet’in hesabını Ulaştırma Bakanlığı’ndan, denetim zincirinden ve bu ihmal düzenini üreten siyasi çerçeveden birlikte sormaya, iki toplumlu ortak sivil deniz güvenliği talebini yükseltmeye çağırıyoruz.
_________________
Yeni Kıbrıs Partisi
Basın Bürosu
30/08/26

30/08/2026
YKP: Erhürman-Hristodulidis zirve sonucu olumlu ama Guterres’in söylediği Kıbrıslıların günlük hayatını etkileyecek adım...
29/08/2026

YKP: Erhürman-Hristodulidis zirve sonucu olumlu ama Guterres’in söylediği Kıbrıslıların günlük hayatını etkileyecek adımların atılmasının çok çok uzağındayız
YKP Sekreteryası, 26 Ağustos’ta ara bölgede gerçekleşen sekizinci Erhürman-Hristodulidis görüşmesini ve zirveden çıkan somut kararları değerlendirdi. Açıklamanın tamamı şöyle:
26 Ağustos’taki sekizinci Erhürman-Hristodulidis görüşmesinden iki somut karar çıkmıştır: iki liderin bundan sonra haftalık düzenli aralıklarla bir araya gelmesi ve ortak bir Sivil Toplum Danışma Organı’nın kurulması, üyelerinin 26 Ağustos’ta açıklanması. Aylardır süreç adına duyulan tek şeyin “metodoloji” ve “hazırlık” başlıkları olduğu düşünülürse, bunlar sembolik olarak hareket işaretleridir ve YKP olarak takdirle karşılıyoruz. Ancak takdir, ölçüyü değiştirmez. BM Genel Sekreteri Guterres’in 29 Temmuz’daki basın toplantısında koyduğu ölçü açıktır: tüm Kıbrıslıların günlük yaşamlarında fark yaratabilecek güven artırıcı önlemleri belirlemek ve uygulamak. Haftalık toplantılar ve danışma organları, işin gerektirdiği elle tutulur güven yaratıcı önlemlerin yerini tutmaz; hazırlığın hazırlığı olmaya devam ederse Kıbrıslıların günlük hayatında hiçbir şey değişmez.
YKP olarak burada altını yeniden çizeriz: iki lidere sunulması gereken bir güven artırıcı önlemler paketi, keşfedilmeyi bekleyen yeni bir liste değildir. Yıllardır masada duran, defalarca dile getirilmiş, uluslararası hukuka ve BM parametrelerine oturmuş somut adımlardan oluşan bir pakettir. İki tarafın iradesi olsa bir hafta içinde uygulanabilecek şeyler, komite ve danışma organı bekletmelerinde kaybolamaz. Aşağıda sıraladığımız beş başlık, YKP’nin bugün icadı değil, on yıllardır sürdürdüğümüz siyasal çizginin uygulanma sırası gelmiş halkalarıdır.
Birincisi, Maraş’ın (Varosha) yasal sahiplerine iadesidir. Bu, 1979 Denktaş-Kipriyanu antlaşmasından bu yana YKP’nin tutarlı biçimde savunduğu bir taleptir; BM Güvenlik Konseyi’nin 550 (1984) ve 789 (1992) sayılı kararlarıyla da uluslararası çerçevesi belirlenmiştir. Herhangi bir karşılık beklenmeksizin, Maraş askersizleştirilerek, BM denetimine devredilerek Mağusalıların geri dönüşüne olanak tanınmalıdır; Türkçe konuşan Mağusalıları onlarca yıldır bir cesetle yaşamaya mahkum etmekten vazgeçilmesinin zamanı çoktan geçmiştir. İkincisi, 74 öncesi Kormakitis (Kormacit), Karpashia (Karpaşa), Asomatos (Özhan) ve Ayia Marina (Gürpınar) köylerinde yoğun olarak yaşayan Kıbrıslı Maronitler, 74’de Kormacit dışındaki köylerini boşaltmak zorunda kalmıştı. Tüm Kıbrıslı Maronitlerin köylerine geri dönüşünün önündeki bütün engellerin kaldırılması ve Maronitlerin dile getirdiği hızlı bir şekilde hemen şimdi ikinci köy talebi dahil geri dönüş kapılarının yeniden açılmasıdır. Ancak geri dönüş tek başına yeterli değildir; kuzeydeki Kıbrıslı Rum ve Maronit topluluklarına on yıllardır muhtarlığın ötesinde belediye, meclis ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde tanınmayan seçme ve seçilme haklarının iadesi, kurumsal ayrımcılığa son verilmesi eş zamanlı adım olmak zorundadır. Üçüncüsü, YKP’nin yirmi yılı aşkın süredir yürüttüğü “askersiz Lefkoşa” kampanyasının ivedi hayata geçirilmesidir: surlar içi tam askerden arındırılmalı, Ledra ile Girne Caddesi’nin kucaklaşmasının önü açılmalı, ara bölge dar bir tampon şeridi olmaktan çıkarılıp iki toplumun ortak nefes aldığı bir yaşam alanına genişletilmelidir.
Dördüncüsü, yıllardır her müzakere döneminde masaya konan ama irade eksikliğinden uygulanmayan klasik güven yaratıcı önlemler paketidir: mülkiyette Annan Planı mirasından adım adım uygulanabilecek modelin masaya yatırılması, Mağusa limanının Yeşil Hat tüzüğü çerçevesinde doğrudan ticarete açılması, yeni geçiş noktalarının açılması ve mevcutlardaki zorunlu sigortadan uzayan kayıt işlemlerine kadar bürokratik prosedürlerin çnce minimize edilmesi ve sonra kaldırılması, elektrikte iki tarafın daha fazla enterkonnekte olması, telefon ve veri iletişiminde tek yönlü bağımlılığın kırılması, Kıbrıslıların alım gücünü eriten Türk Lirası sarmalından çıkış için adanın tümünde ortak para birimi hedefinin gündeme alınması, sivil yaşamı felç eden askeri geçit törenlerinin iptali. Bunların hepsi bugünden başlanabilecek adımlardır; kapsamlı çözümün tamamlanmasını beklemeyi gerektirmemektedirler.
Beşincisi ve uzun vadeli çerçeve olarak; adanın koşulsuz askersizleştirilmesi (TC ve Yunanistan askeri varlığının sonlandırılması, İngiliz üslerinin kapatılması, adadaki tüm yabancı silahlı varlıklarla yapılan antlaşmaların feshedilmesi dahil), garantörlük sisteminin sona erdirilmesi ve Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumların iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı, tek egemenliği ve tek vatandaşlığı olan federal bir çerçevede birlikte kuracakları ortak bir gelecek talebimizin altını bir kez daha çiziyoruz. Bu çerçeve, TC hükümet çevrelerinden ve müttefiklerinden yükselen “iki devlet” ve “tükenmiş modeller” söylemleriyle rafa kaldırılmaya çalışıldıkça, iki liderin masada attığı her adımı da anlamsızlaştırma riskini taşımaktadır. Ankara’nın “tükenmiş modeller geçmişte kaldı” tezine BM’nin “halihazırda elde edilmiş yakınlaşmalar dikkate alınarak” cevabı hâlâ önümüzde durmaktadır; Kıbrıs sorununda sıfırdan bir model aranmamakta, müzakere müktesebatı korunmaktadır.
Yeni Kıbrıs Partisi bir kez daha altını çizer: sekizinci görüşmenin ürettiği haftalık toplantı ve Sivil Toplum Danışma Organı, ancak elle tutulur güven yaratıcı önlemlerle desteklenirse anlam kazanır. Aksi halde bunlar da “her şeyi konuşalım, hiçbir adım atmayalım” oyununun daha kurumsallaşmış hali olmaktan öteye geçemez.
YKP olarak masayı hareket ettiren her adımı desteklerken, sokakta federal çözüm ısrarımızı sürdürmenin bu adımların gerçek karşılığını yaratacak yegâne basınç olduğunu biliyoruz. Adanın her iki yakasından barıştan yana tüm Kıbrıslıları, demokratik kitle örgütlerini, sendikaları, meslek birliklerini, gençlik ve kadın hareketlerini, aktivistleri; çözüm sürecini gerçek anlamda ileriye taşıyacak her eyleme, buluşmaya ve girişime omuz vermeye çağırıyoruz.
_________________
Yeni Kıbrıs Partisi
Basın Bürosu
29/08/26

YKP: Yeni asgari ücret 55 günde eridi; KKTC’nin yıllık %43,11 gıda enflasyonu AB’nin 36, Kıbrıs’ın güneyinin 9 katıSorun...
25/08/2026

YKP: Yeni asgari ücret 55 günde eridi; KKTC’nin yıllık %43,11 gıda enflasyonu AB’nin 36, Kıbrıs’ın güneyinin 9 katı
Sorun ücretin miktarı kadar Türk Lirasına ve döviz endeksli fiyatlamaya mahkumiyettir!
YKP Sekreteryası, 1 Temmuz’dan geçerli olmak üzere açıklanan yeni asgari ücretin ilk 55 gündeki seyrini ve İstatistik Kurumu’nun Temmuz enflasyon verilerini değerlendirdi. Açıklamanın tamamı şöyle:
16 Temmuz’da nihayet açıklanan brüt 70 bin 893 TL / net 61 bin 677 TL’lik yeni asgari ücret, henüz emekçinin cebine girdiği ilk 55 günde ciddi biçimde erimiştir. Halkın Sesi’nin 25 Ağustos itibarıyla derlediği verilere göre net asgari ücretin sterlin karşılığı 996’dan 938’e (58 sterlin, yaklaşık yüzde 5,5), euro karşılığı 1.158’den 1.095’e (63 euro, yaklaşık yüzde 6), dolar karşılığı ise 1.320’den 1.279’a (41 dolar, yaklaşık yüzde 3) düşmüştür. 2026’nın ilk 8 ayında akaryakıta 4 kez, tüp gaza 3 kez, ekmeğe de 2 kez zam gelmiş; benzin 46,12 TL’den 64,12 TL’ye (yüzde 39,18 TL), tüp gaz 555 TL’den 815 TL’ye (yüzde 47,260 TL), ekmek 20 TL’den 28 TL’ye (yüzde 40) yükselmiştir. Yani ücret cebe girdiği andan itibaren mal ve hizmet sunucularının döviz endeksli fiyatlamasıyla eritilmekte, işçinin eline geçen TL rakamı sabit gözükse de karşılığı gün gün azalmaktadır.
İstatistik Kurumu’nun Temmuz verileri bu erimenin arkasındaki tabloyu net biçimde göstermektedir: Yıllık gıda enflasyonu yüzde 43,11, yıllık genel enflasyon yüzde 38,10, Temmuz ayı enflasyonu yüzde 2,90. Kıyaslamak gerekirse: Euro Bölgesi’nde Temmuz itibarıyla yıllık gıda enflasyonu Eurostat verilerine göre yüzde 1,2; Kıbrıs Cumhuriyeti’nde CyStat verilerine göre yüzde 4,9; Türkiye’de ise yaklaşık yüzde 32,8. Kıbrıs’ın kuzeyinde yıllık gıda enflasyonu AB ortalamasının yaklaşık 36 katı, adanın güneyindeki oranın 9 katı, Türkiye’nin bile üzerindedir. Ve bunlar İstatistik Kurumu’nun resmi rakamları; kimsenin güvenmediği, sepet ve yöntem tartışması bitmeyen verilerdir. Gerçek enflasyonun bunlardan çok daha vahim olduğunu her market alışverişinde emekçi kendi cebinde görmektedir. Bu makas tesadüf değildir: adanın kuzeyinin Türk Lirasına, döviz endeksli ithalatçı-perakendeci sarmalına ve bakım bütçesi olmayan kamu hizmet zincirine mahkûm edilmesinin somut bedelidir.
Bu tabloda hükümetin tercihi de nettir. Emekçiye enflasyonu ancak birebir telafi eden TL bazlı bir zam yapılırken, Üstel aynı dönemde işverenlere yönelik istihdam ve prim desteklerini 350 milyon TL’ye çıkaran yeni bir teşvik paketi duyurmuştur. Emek örgütlerinin en son yayınladığı hesaplamalara göre dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı 234 bin TL’nin üzerindedir; yeni asgari ücret bu sınırın ancak dörtte birine ulaşmaktadır. Bunun üzerine bir de devletin, asgari ücrete endeksli olan trafik cezalarını aynı zam oranıyla otomatik olarak artırdığı gerçeği eklendiğinde tablo tamamlanmaktadır: cep telefonuyla konuşarak sürüş cezası 70 bin 893 TL, kırmızı ışık ve emniyet kemeri cezası 14 bin 178 TL olmuştur. Yani emekçinin ücretini enflasyon eritirken devletin gelir kalemleri asgari ücretle birlikte otomatik yükselmektedir; devlet bile bu ücreti bir yaşam ölçüsü olarak değil, kendi gelirinin katsayısı olarak muamele etmektedir.
Yeni Kıbrıs Partisi bir kez daha talep eder: DPÖ 1992’den bu yana açıklamadığı geçim endeksini gecikmeksizin kamuoyuyla paylaşsın; 22/1975 sayılı yasanın öngördüğü ölçüye (dört kişilik ailenin insanca yaşam gereksinimleri) uygun biçimde asgari ücretin belirlenme kriterleri yeniden düzenlensin; işverene aktarılan 350 milyon TL’lik desteğin bir bölümü doğrudan ücretlere yansıtılıp asgari ücret yoksulluk sınırına yaklaştırılsın; trafik cezaları başta olmak üzere devletin gelir kalemleri emekçinin geçim ücretiyle mekanik biçimde endekslenmekten çıkarılsın; ve nihayet Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik güven artırıcı önlemler çerçevesinde, adanın tümünde ortak para birimi kullanımına dair çalışma bugünden başlatılsın. Emekçinin ücretini eriten Türk Lirası sarmalı ile devletin aynı ücretle katlanan gelir kalemleri arasında sıkıştırılan bu hayat, doğal bir zorunluluk değil siyasi bir tercihtir; bu tercihe karşı ortak mücadeleyi kararlılıkla sürdüreceğiz.
Toplu sözleşmeli, iş güvenceli, sosyal güvenlikli, sendikalı, insanca ve adil ücretli, haftalık 40 saat olan iş herkesin hakkıdır; mücadele ile kazanacağız!

YKP: Barış çağrısı yapan sendikacı Selma Eylem’e polis baskısı kabul edilemez!!!YKP Sekreteryası, KTOEÖS eski Başkanı ve...
22/08/2026

YKP: Barış çağrısı yapan sendikacı Selma Eylem’e polis baskısı kabul edilemez!!!

YKP Sekreteryası, KTOEÖS eski Başkanı ve Birleşik Kıbrıs - İki Toplumlu Barış İnisiyatifi temsilcisi Selma Eylem’in, BM Genel Sekreteri Guterres ile yapılan görüşme sonrasında polis tarafından ifadeye çağrılmasını değerlendirdi. Açıklamanın tamamı şöyle:
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, 28 Temmuz’da adaya yaptığı ziyaret kapsamında sivil toplum örgütleriyle bir araya geldi. Bu toplantıya Birleşik Kıbrıs - İki Toplumlu Barış İnisiyatifi’ni temsilen katılan Selma Eylem, 108 örgütün imzaladığı ortak deklarasyonu Guterres’e iletti; adanın bölünmüşlüğünün yarattığı mağduriyetin Kıbrıslı Türkler için daha derin yaşandığını, kuzeyde yerleşik statükonun kimlere yaradığını ve topluma dayatılan politikaları anlatarak çözüm ve barışın aciliyetine dikkat çekti. Ancak konuşması sırasında Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Turgay Deniz tarafından sözü kesildi ve hakarete uğradı.
Aradan iki hafta geçtikten sonra, 13 Ağustos’ta Selma Eylem, o toplantıda söyledikleri gerekçesiyle Adli Şube tarafından aranarak ifadeye çağrıldı. Kendisine hakkında yapılmış bir şikayet ya da suçlama olup olmadığını sorduğunda “hayır” yanıtını aldı; buna rağmen “elimizde resmi evrak var” denilerek ifade talep edildi. Polis, bu “resmi evrak”ın ne olduğunu açıklayamadı. Avukatı Öncel Polili ile görüşen Selma Eylem, yasal olarak ifade vermek zorunda olmadığını öğrendi ve ifade vermeyi reddetti.
Bu baskının tesadüf olmadığını düşündüren bir ayrıntı daha var: emekli Tümamiral Cihat Yaycı, Türkiye medyasına yaptığı bir konuşmada Kıbrıs’taki sendikalara Türkiye’den para gittiğini öne sürerek bu kaynağın kesilmesini ve sendikaların kapatılmasını istedi, Guterres toplantısında “kim ne dedi”yi de sözlerine ekledi. Gazeteci Ali Kişmir’in ortaya koyduğu bu ayrıntı, toplantıda adı geçenlerin kimler eliyle Ankara’ya taşındığı ve bir sendikacının aradan iki hafta geçtikten sonra neden adli makamlarca arandığı sorularını birlikte okumamız gerektiğini gösteriyor.
Bir toplantıda söylenen sözler yüzünden bir sendikacıyı, aktivisti adli makamlar eliyle sindirmeye çalışmak yeni bir yöntem değil. 22 Ocak 2018’de Afrika/Avrupa gazetesine yönelik linç girişimini örgütleyen, Kutlu Adalı cinayetinin failini otuz yıldır saklayan zihniyetin bugünkü uzantısıdır bu. Değişen tek şey yöntemdir: Artık sokakta fiziki şiddet ile değil, “resmi evrak” örtüsü altında, sessizce yapılıyor.
YKP olarak Kıbrıslı Türk lider Tufan Erhürman’a sesleniyoruz, kendisinin geçmişte iddia ettiği gibi polis sivil otoriteden talimat alıyorsa: polis teşkilatının başını huzurunuza çağırıp bu girişimin kim ya da kimler tarafından, hangi gerekçeyle başlatıldığını sorun; elinizdeki “resmi evrak” neyse kamuoyuyla paylaşın ve bir daha yaşanmaması için irade koyun. Barış talep etmek, statükoyu eleştirmek ya da bir uluslararası toplantıda görüş bildirmek bu adada suç değildir, olamaz.
YKP, Selma Eylem’in yanındadır ve KTOEÖS ile Birleşik Kıbrıs - İki Toplumlu Barış İnisiyatifi’nin dayanışma çağrısına katılır. Adanın her iki yakasından barıştan yana tüm Kıbrıslıları, sivil toplum örgütlerini, sendikaları, meslek birliklerini, gençlik ve kadın hareketlerini, bağımsız yurttaşları bu baskı girişimine karşı sesini yükseltmeye çağırıyoruz.
Yeni Kıbrıs Partisi bir kez daha altını çizer: kim konuşuyorsa ve susturulmak isteniyorsa, bu hepimizin meselesidir. Selma Eylem yalnız değildir.
Barış talep etmek suç değildir, susturulamayız!

ΔΗΛΩΣΗ ΤΟΥ ΚΟΜΜΑΤΟΣ ΝΕΑ ΚΥΠΡΟΣ (YKP) ΜΕ ΑΦΟΡΜΗ ΤΗΝ ΕΠΙΣΚΕΨΗ ΤΟΥ ΓΕΝΙΚΟΥ ΓΡΑΜΜΑΤΕΑ ΤΩΝ ΗΝΩΜΕΝΩΝ ΕΘΝΩΝ ΣΤΗΝ ΚΥΠΡΟYKP: Ο Gu...
04/08/2026

ΔΗΛΩΣΗ ΤΟΥ ΚΟΜΜΑΤΟΣ ΝΕΑ ΚΥΠΡΟΣ (YKP) ΜΕ ΑΦΟΡΜΗ ΤΗΝ ΕΠΙΣΚΕΨΗ ΤΟΥ ΓΕΝΙΚΟΥ ΓΡΑΜΜΑΤΕΑ ΤΩΝ ΗΝΩΜΕΝΩΝ ΕΘΝΩΝ ΣΤΗΝ ΚΥΠΡΟ
YKP: Ο Guterres επέπληξε και τους δύο ηγέτες· ζήτησε όχι απλώς λόγια, αλλά μετρήσιμα μέτρα οικοδόμησης εμπιστοσύνης στην καθημερινή ζωή
Ο Γενικός Γραμματέας του YKP, Murat Kanatlı, σχολίασε τη δημοσιογραφική διάσκεψη που πραγματοποίησε στη Λευκωσία ο Γενικός Γραμματέας του ΟΗΕ António Guterres μετά την ολοκλήρωση της επίσκεψής του στην Κύπρο. Ολόκληρη η δήλωση έχει ως εξής:
Η δήλωση του Γενικού Γραμματέα στο τέλος της επίσκεψης του δεν είναι ένα ακόμη κείμενο διπλωματικής ευγένειας, στα οποία έχουμε συνηθίσει στην Κύπρο. Ο καθένας επέλεξε από τη δημοσιογραφική διάσκεψη τη φράση που ταίριαζε στη δική του «ατάκα», ενώ το κείμενο στο σύνολό του ανατρέπει ακριβώς αυτές τις έτοιμες ατάκες. Όταν το κείμενο διαβαστεί προσεκτικά, περιέχει σαφείς προειδοποιήσεις τόσο προς τους δύο ηγέτες, όσο και προς τη διοίκηση στον βορρά, όσο και προς την εγγυήτρια Τουρκία. Ολόκληρη η ομιλία είναι καταγεγραμμένη στην ιστοσελίδα του ΟΗΕ (https://webtv.un.org/en/asset/k1q/k1qdpku8gh) και προτείνουμε σε κάθε Κύπριο να τη διαβάσει με τα δικά του μάτια.
Η πρώτη προειδοποίηση αφορά τα μέτρα οικοδόμησης εμπιστοσύνης και δεν απευθύνεται στη μία πλευρά, αλλά και στους δύο ηγέτες μαζί. Ο Γενικός Γραμματέας δήλωσε ότι «είναι απαραίτητο να διπλασιαστούν οι προσπάθειες για τον προσδιορισμό και την εφαρμογή μέτρων οικοδόμησης εμπιστοσύνης που μπορούν να κάνουν τη διαφορά στην καθημερινή ζωή όλων των Κυπρίων» και «κάλεσε και τους δύο ηγέτες να εντείνουν αυτές τις προσπάθειες». Η φράση αυτή δεν είναι συγχαρητήριο μήνυμα, είναι έλεγχος. Περιέχει δύο ενέργειες: τον προσδιορισμό και την εφαρμογή. Και θέτει ένα σαφές μέτρο σύγκρισης: να κάνει τη διαφορά στην καθημερινή ζωή. Δηλαδή, οι υποσχέσεις, οι συστάσεις επιτροπών ή οι δηλώσεις περί «θετικής ατμόσφαιρας» δεν πληρούν αυτό το κριτήριο. Οι Κύπριοι θα κοιτάξουν πόσες ώρες περίμεναν στο σημείο διέλευσης, πόσες ώρες έμειναν χωρίς ρεύμα, τι θα απογίνει η περιουσία τους, πόσο έχασε την αξία του το χρήμα στην τσέπη τους.
Η δεύτερη προειδοποίηση αφορά το από πού θα ξεκινήσει η διαδικασία. Ο Γενικός Γραμματέας δήλωσε ότι «αποφάσισε να συγκαλέσει νέα σύνοδο 5+1, μετά από επαρκή προετοιμασία σε ό,τι αφορά την οικοδόμηση εμπιστοσύνης, τη μεθοδολογία και την ουσία, λαμβάνοντας υπόψη τις συγκλίσεις που έχουν ήδη επιτευχθεί». Η φράση αποτελεί δήλωση ότι ο ΟΗΕ δεν αναζητά ένα εντελώς νέο μοντέλο από το μηδέν, αλλά διατηρεί το διαπραγματευτικό κεκτημένο και όσα έχουν επιτευχθεί μέχρι και το Κραν Μοντάνα. Η απάντηση σε όσους ισχυρίζονται ότι «τα μοντέλα λύσης που δοκιμάστηκαν και εξαντλήθηκαν επί δεκαετίες ανήκουν στο παρελθόν» δόθηκε την ίδια μέρα, στο ίδιο κείμενο.
Η τρίτη προειδοποίηση αφορά το έδαφος: «Θα ήθελα να τονίσω ότι πρέπει να γίνεται σεβαστή η υποχρεωτική εντολή της Ειρηνευτικής Δύναμης του ΟΗΕ στην Κύπρο, τόσο στη νεκρή ζώνη όσο και στις γραμμές κατάπαυσης του πυρός που έχουν καθοριστεί από τον ΟΗΕ», ενώ πρόσθεσε ότι «η αποτελεσματικότητα της Ειρηνευτικής Δύναμης εξαρτάται από τη συνεργασία όλων των μερών». Οι αποδέκτες αυτής της φράσης δεν είναι ασαφής. Όσοι θεωρούν επίτευγμα τη δημιουργία de facto καταστάσεων στη νεκρή ζώνη στην Πύλα, με μονομερείς πρωτοβουλίες δρόμων και πολεοδομίας, όσοι υποστηρίζουν την οδήγηση μπουλντόζας πάνω σε οχήματα του ΟΗΕ, όσοι επιμένουν ότι «αυτός ο δρόμος οπωσδήποτε θα γίνει», αυτοί είναι οι αποδέκτες αυτής της έκκλησης. Ο Ertuğruloğlu και οι τοπικοί αξιωματούχοι που ασκούν πολιτική εκφοβισμού στη νεκρή ζώνη οφείλουν να απαντήσουν στο ερώτημα: Ο Γενικός Γραμματέας ζητά σεβασμό και συνεργασία, θα ακούσετε; Η τουρκοκυπριακή κοινότητα δεν έχει τίποτε να κερδίσει μπαίνοντας σε σύγκρουση με την Ειρηνευτική Δύναμη του ΟΗΕ.
Το τέταρτο και, κατά τη γνώμη μας, το πιο σημαντικό σημείο βρίσκεται στο κλείσιμο. Ο Γενικός Γραμματέας δήλωσε ότι «πιστεύει ακράδαντα πως μια επιτυχής έκβαση στο Κυπριακό θα έχει σημαντική σταθεροποιητική επίδραση στην περιοχή», ενώ, αντιθέτως, «αν η Κύπρος δεν καταφέρει να βρει λύση στα δικά της προβλήματα, θα γίνει πολύ πιο ευάλωτη στους κινδύνους που παρατηρούμε σε μια περιοχή που, σε μεγάλο βαθμό, βρίσκεται στις φλόγες». Η απάντηση στο ερώτημα «γιατί ήρθε ο Guterres, υπάρχει ελπίδα;» βρίσκεται σε αυτές τις δύο προτάσεις και πρέπει να αναρτηθεί παντού. Η λύση αποτελεί μέρος της περιφερειακής σταθερότητας· η αδυναμία επίλυσης αφήνει την Κύπρο απροστάτευτη σε μια γεωγραφία που φλέγεται. Αυτό ακριβώς υποστηρίζει εδώ και χρόνια και το YKP, το οποίο ζητά αποστρατιωτικοποίηση και κατάργηση του καθεστώτος των εγγυήσεων: αυτό το νησί δεν είναι γραμμή μετώπου, είναι κοινή πατρίδα.
Αντιθέτως, οι δηλώσεις που έγιναν την ίδια μέρα έδειξαν πόσο ισχυρές παραμένουν οι έτοιμες ατάκες. Ο εκπρόσωπος του τουρκικού Υπουργείου Εξωτερικών, Öncü Keçeli, επεσήμανε ότι «τα μοντέλα λύσης που δοκιμάστηκαν και εξαντλήθηκαν εδώ και δεκαετίες ανήκουν στο παρελθόν» και επανέλαβε τη φόρμουλα της «κυριαρχικής ισότητας και ισότιμου διεθνούς καθεστώτος». Ο Πρόεδρος της Τουρκίας Recep Tayyip Erdoğan επανέλαβε την ίδια γραμμή μετά τη συνεδρίαση του Υπουργικού Συμβουλίου. Το Υπουργείο Εξωτερικών της διοίκησης στον βορρά, από την πλευρά του, ανακοίνωσε ότι «δεν είναι δυνατόν να πετύχει μια διαδικασία που θα αγνοεί την πραγματικότητα των δύο κυρίαρχων κρατών στο νησί». Με λίγα λόγια, η Τουρκία δεν κινήθηκε ούτε χιλιοστό από τη θέση της και τοποθετήθηκε ακριβώς απέναντι από την έμφαση του ΟΗΕ στις «συγκλίσεις που έχουν ήδη επιτευχθεί».
Η έτοιμη ατάκα δεν βρίσκεται μόνο στη μία πλευρά. Ο Χριστοδουλίδης υποβάθμισε τα μέτρα οικοδόμησης εμπιστοσύνης, τα οποία ο Γενικός Γραμματέας χαρακτήρισε «απαραίτητα», λέγοντας ότι «δεν αποτελούν προϋπόθεση για τη σύνοδο 5+1, αλλά θα ήταν καλό αν γίνονταν». Το να αγκαλιάζεις σφιχτά το διαπραγματευτικό κεκτημένο και ταυτόχρονα να υποβιβάζεις σε επίπεδο «θα ήταν καλό αν γίνονταν» βήματα που θα επηρεάσουν άμεσα την καθημερινή ζωή των Κυπρίων, την ίδια μέρα, δεν αποτελεί συνεπή στάση. Η καθημερινή ζωή των Κυπρίων δεν μπορεί να αποτελεί διαπραγματευτικό χαρτί κανενός.
Στον βορρά, τις τελευταίες εβδομάδες, ο ισχυρισμός ότι «αυτή τη φορά θα είναι διαφορετικά» στηρίχθηκε σε μεγάλο βαθμό στην έννοια της «μεθοδολογίας». Ωστόσο, τα ίδια στόματα λένε επίσης ότι εργάζονται «σε πλήρη συντονισμό» με την Τουρκία. Η Τουρκία, όμως, την ίδια μέρα μιλά για «δύο κράτη». Άρα, είτε αυτή η μεθοδολογία δεν οδηγεί σε ομοσπονδιακή λύση, είτε ο λόγος περί «πλήρους συντονισμού» δεν αντικατοπτρίζει την πραγματικότητα. Όσο αυτή η αντίφαση δεν εξηγείται ανοιχτά, αυτό που βρίσκεται μπροστά στους Τουρκοκύπριους δεν είναι μια «νέα μέθοδος», αλλά ένας δρόμος που οδηγεί στη νομιμοποίηση της κατοχής και θα ενσωματώσει τους Τουρκοκύπριους μέσα σε έναν πληθυσμό 80 εκατομμυρίων. Δεν χρειάζεται να είναι κανείς μάντης για να το δει αυτό, · αρκεί να βάλει τις δύο δηλώσεις τη μία δίπλα στην άλλη.
Το YKP ζητά τα μέτρα οικοδόμησης εμπιστοσύνης να ανακοινωθούν σύμφωνα με τα κριτήρια που έθεσε ο ίδιος ο Γενικός Γραμματέας, δηλαδή να δημιουργούν μετρήσιμη διαφορά στην καθημερινή ζωή και να συνοδεύονται από συγκεκριμένο χρονοδιάγραμμα: το άνοιγμα νέων σημείων διέλευσης, πιο μόνιμη διασύνδεση των δύο πλευρών στην ηλεκτρική ενέργεια, εφαρμογή κανονισμού απευθείας εμπορίου, κατά το πρότυπο του κανονισμού της Πράσινης Γραμμής, , εξέταση μοντέλων που θα μπορούσαν να εφαρμοστούν σταδιακά στο περιουσιακό ζήτημα, απρόσκοπτη άδεια για ανασκαφές για ανεύρεση αγνοουμένων σε στρατιωτικές περιοχές και θέσπιση ως στόχου ενός κοινού νομίσματος για ολόκληρο το νησί, προκειμένου να βγουν οι Κύπριοι από τη δίνη της τουρκικής λίρας που διαβρώνει την αγοραστική τους δύναμη. Κανένα από αυτά δεν απαιτεί να περιμένουμε την ολοκλήρωση μιας συνολικής λύσης·- όλα μπορούν να ξεκινήσουν από σήμερα.
Ο Γενικός Γραμματέας δήλωσε ότι, καθ' όλη τη διάρκεια της επίσκεψής του, άκουσε τους Κυπρίους και ότι το πιο ξεκάθαρο μήνυμα που έλαβε ήταν το αίτημα για πρόοδο, ότι οι Κύπριοι θέλουν «οι ηγέτες τους να συμβιβαστούν και να διανύσουν το τελευταίο μίλι προς τη λύση». Το μήνυμα αυτό είχε απήχηση στους δρόμους: η φωνή «Ομοσπονδιακή Λύση Τώρα» που υψώθηκε στη νεκρή ζώνη και στις δύο πλευρές της Λευκωσίας με πρωτοβουλία της Δικοινοτικής Πρωτοβουλίας «Ενωμένη Κύπρος», η κοινή επιστολή που έγραψαν Τουρκοκύπριοι νέοι προς τον Γενικό Γραμματέα, η επιμονή ανθρώπων που εδώ και χρόνια εργάζονται στις δικοινοτικές τεχνικές επιτροπές, αποτέλεσαν την πιο ελπιδοφόρα πτυχή αυτής της επίσκεψης. Το YKP δεν θα είναι απλός παρατηρητής αυτής της διαδικασίας, αλλά θα την παρακολουθεί ενεργά και θα αποτελεί μέρος της. Για τον λόγο αυτό, καλούμε όλους τους ειρηνόφιλους Κυπρίους και από τις δύο πλευρές του νησιού —οργανώσεις της κοινωνίας των πολιτών, συνδικάτα, επαγγελματικές ενώσεις, κινήματα νέων και γυναικών, ανεξάρτητους πολίτες— να στηρίξουν κάθε δράση, συνάντηση και πρωτοβουλία που θα προωθήσει πραγματικά τη διαδικασία της λύσης. Ας απαντήσουμε στις τακτικές καθυστέρησης που εφαρμόζονται στο τραπέζι των διαπραγματεύσεων με την επιμονή μας στους δρόμους.
Το Κόμμα Νέα Κύπρος(YKP) τονίζει για ακόμη μία φορά: το χρονικό διάστημα που θα μεσολαβήσει μέχρι τη σύσταση του τραπεζιού των 5+1 δεν είναι μια κενή περίοδο αναμονής -είναι ακριβώς το διάστημα κατά το οποίο πρέπει να υλοποιηθούν τα μέτρα οικοδόμησης εμπιστοσύνης. Σε όσους θέλουν να σπαταλήσουν αυτόν τον χρόνο με το παιχνίδι «ας τα συζητήσουμε όλα, χωρίς να κάνουμε κανένα βήμα», θα απαντήσουμε με το αίτημά μας για λύση διζωνικής, δικοινοτικής ομοσπονδίας με πολιτική ισότητα, άνευ όρων αποστρατιωτικοποίηση και κατάργηση του καθεστώτος εγγυήσεων.
Τα μέτρα οικοδόμησης εμπιστοσύνης δεν θα μείνουν στα λόγια, αλλά θα γίνουν πραγματικότητα στη ζωή μας — συνεχίζουμε να συναντιόμαστε στους δρόμους για την ομοσπονδιακή λύση!

Κόμμα Νέα Κύπρος (YKP)
Γραφείο Τύπου
31/07/26

Dostumuz, yoldaşımız İbrahim Metbulut'un bugün, 3 Ağustos'ta ölüm yıldönümünde anıyoruz. Dostlarımızı unutmadık, anıları...
03/08/2026

Dostumuz, yoldaşımız İbrahim Metbulut'un bugün, 3 Ağustos'ta ölüm yıldönümünde anıyoruz. Dostlarımızı unutmadık, anıları mücadelemizde yaşıyor...
saraylar saltanatlar çöker
kan susar bir gün
zulüm biter.
menekşelerde açılır üstümüzde
leylaklarda güler.
bugünlerden geriye,
bir yarına gidenler kalır
bir de yarınlar için direnenler...
şiirler doğacak kıvamda yine
duygular yeniden yağacak kıvamda.
ve yürek,
imgelerin en ulaşılmaz doruğunda.
ey herşey bitti diyenler
korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler.
ne kırlarda direnen çiçekler
ne kentlerde devleşen öfkeler
henüz elveda demediler.
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek

YKP: Guterres iki lidere de fırça attı; söz değil, günlük yaşamda ölçülebilir güven artırıcı önlem istediYKP Genel Sekre...
31/07/2026

YKP: Guterres iki lidere de fırça attı; söz değil, günlük yaşamda ölçülebilir güven artırıcı önlem istedi
YKP Genel Sekreteri Murat Kanatlı, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in Kıbrıs ziyaretini tamamlamasının ardından Lefkoşa’da yaptığı basın toplantısını değerlendirdi. Açıklamanın tamamı şöyle:
Genel Sekreter’in ziyaret sonu açıklaması, Kıbrıs’ta alışık olduğumuz diplomatik nezaket metinlerinden biri değildir. Herkes basın toplantısından kendi ezberine uyan cümleyi seçip paylaştı; oysa metnin bütünü tam da bu ezberleri bozuyor. Metin dikkatle okunduğunda iki lidere de, kuzeydeki yönetime de, garantör Türkiye’ye de açık uyarılar içermektedir. Konuşmanın tamamı BM’nin sitesinde kayıtlıdır (https://webtv.un.org/en/asset/k1q/k1qdpku8gh) ve her Kıbrıslının kendi gözüyle okumasını öneriyoruz.
Birinci uyarı, güven artırıcı önlemler başlığındadır ve bir tarafa değil, iki lidere birden yapılmıştır. Genel Sekreter, “tüm Kıbrıslıların günlük yaşamlarında fark yaratabilecek güven artırıcı önlemleri belirlemek ve uygulamak için çabaları iki katına çıkarmanın elzem olduğunu” söylemiş ve “iki lidere bu çabaları yoğunlaştırmaları için çağrıda bulunduğunu” belirtmiştir. Bu cümle bir tebrik değil, bir karnedir. İçinde iki eylem vardır: belirlemek ve uygulamak. Ve açık bir ölçü konmuştur: günlük yaşamda fark yaratmak. Yani söz vermek, komite kurmak, “olumlu atmosfer” açıklaması yapmak bu ölçüyü karşılamıyor. Kıbrıslılar geçiş noktasında kaç saat beklediğine, elektriğin kaç saat kesildiğine, mülkünün akıbetinin ne olacağına, cebindeki paranın ne kadar eridiğine bakacaktır.
İkinci uyarı, sürecin nereden başlayacağına ilişkindir. Genel Sekreter, “güven inşası, metodoloji ve esasa dair yeterli hazırlıkların ardından, halihazırda elde edilmiş yakınlaşmaları dikkate alarak yeni bir 5+1 toplantısı toplamaya karar verdiğini” açıklamıştır. Bu satır, BM’nin sıfırdan yeni bir model aramadığının, müzakere müktesebatını ve Crans Montana’ya kadar elde edilenleri koruduğunun ilanıdır. “On yıllar boyunca denenmiş ve tükenmiş çözüm modelleri geçmişte kaldı” diyenlere cevap, aynı gün, aynı metinde verilmiştir.
Üçüncü uyarı, sahaya ilişkindir: “BM’nin Kıbrıs’taki Barış Gücü’nün hem ara bölgedeki hem de BM tarafından belirlenen ateşkes hatlarındaki zorunlu yetkisine saygı gösterilmesi gerektiğini vurgulamak isterim” denmiş, Barış Gücü’nün “etkinliğinin tüm tarafların iş birliğine bağlı olduğu” eklenmiştir. Bu cümlenin muhatabı belirsiz değildir. Pile’de ara bölgede tek taraflı yol ve imar girişimleriyle fiili durum yaratmayı marifet sayanlar, BM araçlarının üzerine dozer sürülmesini savunanlar, “bu yol mutlaka yapılacak” restini çekenler bu çağrının muhatabıdır. Ertuğruloğlu ve ara bölgede kabadayılık siyaseti yürüten yerel yöneticiler soruyu cevaplamak zorundadır: Genel Sekreter saygı ve iş birliği istiyor, dinleyecek misiniz? Kıbrıs Türk toplumunun BM Barış Gücü ile kavga ederek kazanacağı hiçbir şey yoktur.
Dördüncü ve bizce en önemli bölüm ise kapanıştadır. Genel Sekreter, “Kıbrıs konusunda başarılı bir sonucun bölgede önemli bir istikrar sağlayıcı etkisi olacağını güçlü bir şekilde düşündüğünü”, buna karşılık “eğer Kıbrıs kendi sorunlarına bir çözüm bulamazsa, büyük ölçüde alevler içinde olan bir bölgede tanık olduğumuz risklere karşı çok daha savunmasız hale geleceğini” söylemiştir. ‘Guterres neden geldi, umut var mı’ tartışmasının cevabı bu iki cümledir ve her yere asılmalıdır. Çözüm bölgesel istikrarın parçasıdır; çözümsüzlük ise Kıbrıs’ı alevler içindeki bir coğrafyada savunmasız bırakır. Askersizleştirmeyi ve garantörlüğün sona ermesini yıllardır talep eden YKP’nin söylediği de tam budur: bu ada bir cephe hattı değil, ortak vatandır.
Buna karşılık aynı gün üretilen açıklamalar ezberin ne kadar güçlü olduğunu gösterdi. TC Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Öncü Keçeli, “on yıllar boyunca denenmiş ve tükenmiş çözüm modellerinin geçmişte kaldığına” dikkat çekip “egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü” formülünü yineledi. TC Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Kabine toplantısı sonrasında aynı çizgiyi tekrarladı. Kuzeydeki yönetimin dışişleri ise “adada iki egemen devlet gerçeği yok sayılarak yürütülecek bir sürecin başarıya ulaşmasının mümkün olmadığını” duyurdu. Kısacası Türkiye tuttuğu pozisyondan milim kımıldamadı ve BM’nin “elde edilmiş yakınlaşmalar” vurgusunun tam karşısına geçti.
Ezber yalnızca bir yakada değil. Hristodulidis, Genel Sekreter’in “elzem” dediği güven artırıcı önlemleri “5+1 görüşme için ön şart değil, olursa iyi olur” diyerek ikinci plana itti. Aynı gün hem müzakere müktesebatına sıkıca sarılmak hem de Kıbrıslıların günlük yaşamını doğrudan etkileyecek adımları “olursa iyi olur” seviyesine indirmek tutarlı bir tutum değildir. Kıbrıslıların günlük hayatı kimsenin pazarlık kozu olamaz.
Kuzeyde son haftalarda “bu kez farklı olacak” iddiası büyük ölçüde “metodoloji” kavramına yüklendi. Ancak aynı ağızlardan Türkiye ile “tam uyum içinde” çalışıldığı da söylenmektedir. Türkiye ise aynı gün “iki devlet” demektedir. O halde ya bu metodolojinin varacağı yer federal çözüm değildir, ya da “tam uyum” söylemi gerçeği yansıtmamaktadır. Bu çelişki açıkça izah edilmedikçe, Kıbrıslı Türklerin önünde duran şey “yeni bir yöntem” değil, işgalin yasallaşmasına giden ve Kıbrıslı Türkleri 80 milyonun içinde eritecek bir yoldur. Bunu görmek için kâhin olmak gerekmiyor; iki açıklamayı yan yana koymak yeterlidir.
YKP, güven artırıcı önlemlerin Genel Sekreter’in koyduğu ölçüyle, yani günlük yaşamda ölçülebilir fark yaratacak biçimde ve takvime bağlanarak açıklanmasını talep eder: yeni geçiş noktalarının açılması; elektrikte iki tarafın daha kalıcı şekilde enterkonnekte edilmesi; yeşil hatta izlenen model ile doğrudan ticaret tüzüğünün uygulamaya konması; mülkiyette adım adım hayata geçirilebilecek modellerin masaya yatırılması; askeri bölgelerdeki kayıp kazılarına engelsiz izin verilmesi; ve Kıbrıslıların alım gücünü eriten Türk Lirası sarmalından çıkış için adanın tümünde ortak para birimi hedefinin gündeme alınması. Bunların hiçbiri kapsamlı çözümün tamamlanmasını beklemeyi gerektirmiyor; hepsine bugünden başlanabilir.
Genel Sekreter, ziyaret boyunca Kıbrıslıları dinlediğini ve aldığı en net mesajın ilerleme talebi olduğunu, Kıbrıslıların “liderlerinin uzlaşma yapmasını ve çözüme giden son kilometreyi yürümesini” istediğini söyledi. Bu mesajın sokakta karşılığı vardı: “Birleşik Kıbrıs” İki Toplumlu Girişimi’nin çağrısıyla ara bölgede ve Lefkoşa’nın her iki yanında yükselen “Şimdi Federal Çözüm” sesi, Kıbrıslı Türk gençlerin Genel Sekreter’e yazdığı ortak mektup, iki toplumlu teknik komitelerde yıllardır emek veren insanların ısrarı, bu ziyaretin en umut verici tarafıydı. YKP, bu sürecin sadece bir izleyicisi değil, takipçisi ve parçası olacaktır. Bu nedenle adanın her iki yakasından barıştan yana tüm Kıbrıslıları (sivil toplum örgütlerini, sendikaları, meslek birliklerini, gençlik ve kadın hareketlerini, bağımsız yurttaşları) çözüm sürecini gerçek anlamda ileriye taşıyacak her eyleme, buluşmaya ve girişime omuz vermeye çağırıyoruz. Masadaki oyalama taktiklerine karşı sokaktaki ısrarımızla cevap verelim.
Yeni Kıbrıs Partisi bir kez daha altını çizer: 5+1 masası kurulana kadar geçecek süre boş bir bekleme odası değildir, tam da güven artırıcı önlemlerin hayata geçirileceği süredir. Bu süreyi “her şeyi konuşalım, hiçbir adım atmayalım” oyunuyla harcamak isteyenlere, iki bölgeli iki toplumlu siyasi eşitliğe dayalı federal çözüm, koşulsuz askersizleştirme ve garantörlüğün sona ermesi talebimizle cevap vereceğiz.
Güven artırıcı önlemler lafta değil, hayatımızda olacak; federal çözüm için sokakta buluşmaya devam!

Address

No 64/1, Tanzimat Sokak
Nicosia
99010

Opening Hours

Monday 10:00 - 13:00
Tuesday 10:00 - 13:00
Wednesday 10:00 - 13:00
Thursday 10:00 - 13:00
Friday 10:00 - 13:00

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Yeni Kıbrıs Partisi posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Organization

Send a message to Yeni Kıbrıs Partisi:

Shortcuts

Share