Ulusal Mücadele Vakfı

Ulusal Mücadele Vakfı Türkiye'ye ve KKTC'ye karşı içten ve dıştan gelecek saldırılara karşı mücadele etmek için kurulan Ulusal Halk Hareketi'nin genel merkezi Lefkoşadadır.

Milli Mücadele Vakfı olarak ana hedefimiz Anavatan Türkiye ile birlikte belirlenen Milli Kıbrıs politikasını desteklemek, milli şuur ve milli değerlere sahip çıkmak. Teşkilatın Türkiye, İngiltere, Avustralya ve Avrasya temsilcilikleri bulunmaktadır.

Milli Mücadele Vakfı Başkanımız Aziz Gülbahar, Avrupa Parlamentosu Kadın Hakları ve Cinsiyet Eşitliği Komisyonu’nun 1974...
04/09/2026

Milli Mücadele Vakfı Başkanımız Aziz Gülbahar, Avrupa Parlamentosu Kadın Hakları ve Cinsiyet Eşitliği Komisyonu’nun 1974 Kıbrıs olaylarına ilişkin yaklaşımını sert sözlerle eleştirerek, Avrupa Parlamentosu’nun Kıbrıs konusunda tarafsızlığını çoktan yitirdiğini belirtti.

Gülbahar, “Avrupa Parlamentosu, Kıbrıs’ta tarihî gerçekleri araştıran ve iki halkın yaşadıklarını objektif biçimde değerlendiren bir kurum gibi davranmıyor. Rum tarafının yıllardır tekrarladığı tek yanlı iddiaları sorgulamadan benimseyerek adeta Rum propagandasının siyasi kürsüsüne dönüşüyor” dedi.

Gülbahar açıklamasında şunları kaydetti:

“Avrupa Parlamentosu Kadın Hakları ve Cinsiyet Eşitliği Komisyonu’nun Kıbrıs’ta 1974 olaylarına ilişkin tutumunu kınıyoruz. Avrupa Parlamentosu’nun, Kıbrıs Türk halkının yaşadığı acıları, Rum saldırılarını ve 1974 öncesindeki kanlı dönemi görmezden gelerek yalnızca Rum tarafının iddialarını gündeme taşıması, tarafsızlık ve adalet ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.

1974 Barış Harekâtı sırasında ve öncesinde Rumların kadın, çocuk ve yaşlılar dâhil Kıbrıs Türklerine ve Türk askerlerine yönelik işkencelerini, katliamlarını ve tecavüzlerini görmezden gelmek, büyük bir tarih çarpıtması ve açık bir tarafgirliktir.

Soruyoruz:

15 Temmuz 1974 darbesi neden yok sayılmaktadır?

Enosis hedefi neden görmezden gelinmektedir?

Kıbrıs Türk halkına yönelik saldırılar, köy baskınları, tecavüzler, işkenceler ve katliamlar neden Avrupa Parlamentosu’nun gündeminde yer almamaktadır?

Siz nasıl olur da çağdaşlıktan, haktan ve hukuktan söz edersiniz? Kıbrıs Türk halkının yaşadığı acıları yok sayanların adaletten söz etmeye hakkı yoktur.

Kıbrıs tarihini 20 Temmuz 1974’te başlatan anlayış, bilinçli bir çarpıtmadır. Bir olayın sonucunu anlatıp o sonucu doğuran sebepleri gizlemek tarihçilik değil, propaganda yapmaktır.

Avrupa Birliği’nin Kıbrıs konusunda geçmişte sergilediği çifte standardı da unutmadık. Kıbrıs Türk halkı Annan Planı’na destek verirken Rum tarafı plana karşı çıkmış, buna rağmen Rum yönetimi belirlenen senaryo doğrultusunda Avrupa Birliği’ne tam üye yapılmıştır.

Kıbrıs Türk halkı cezalandırılırken Rum tarafı ödüllendirilmiştir. Bugün Avrupa Parlamentosu’nda sergilenen yaklaşım da bu çarpık politikanın devamıdır.

Rum tarafının siyasi tezlerini Avrupa’nın ortak görüşü gibi sunmak, Kıbrıs’ta anlaşma arayışlarına hiçbir katkı sağlamaz. Rum tarafını sürekli haklı, Kıbrıs Türk halkını ise sürekli suçlu göstererek çözüm üretilemez.

Avrupa Parlamentosu önce kendi çifte standardıyla yüzleşmelidir.”

Kıbrıs’ta gerçek barış isteniyorsa propaganda değil tarih dinlenmelidir. Tek taraflı anlatımlar değil, bütün gerçekler ortaya konulmalıdır.

Kıbrıs Türk halkı vardır, var olacaktır ve kendi tarihini başkalarının siyasi hesaplarına teslim etmeyecektir. Kıbrıs’ta egemen, demokratik, insan haklarına saygılı, çağdaş bir Türk Devleti vardır ve kimse bu gerçeği ortadan kaldıramayacaktır; Kıbrıs Türkü ile Türk milleti Avrupa Birliği ve Rumların bu hayallerine asla geçit vermeyecektir"

Milli Mücadele Vakfı Başkanı Aziz Gülbahar, haksız yere Kıbrıs Türkü’ne karşı zarar verme amaçlı çalışmalarını tırmandır...
26/08/2026

Milli Mücadele Vakfı Başkanı Aziz Gülbahar, haksız yere Kıbrıs Türkü’ne karşı zarar verme amaçlı çalışmalarını tırmandıran Rum Yönetimi, Rum Siyasal Partileri, Rum medyası ve iş insanları ile kuruluşlarına gereken yanıtların verilmesinin şart olduğunu vurguladı.
Rumlar ve onlara yardım etmek için çırpınan KKTC’deki malum uzantılarının adanın bir zamanlar bütünüyle Türk idaresinde olduğunu, Rum toplumunun mülkiyet ve nüfus çoğunluğunu ancak İngiliz oyunları ve baskılar sonucu ele geçirdiklerini anımsaması gerektiğinin altını çizen Gülbahar açıklamalarına şöyle devam etti: “Hiçbir baskı, ihanet veya çaba Kıbrıs Türkü’nü 1974 öncesi götüremeyecektir. Rum saldırılarını sanki 1968’den 2017’ye kadar, 55 yıl devam eden görüşmeler devam ederken bize ambargo uygulamamışlar, haklarımızı gasp etmemişler, saldırmamışlar gibi ‘federasyon görüşmelerine oturulmuyor o yüzden bunlar başımıza geliyor’ diye makul göstermeye çalışanlar tarihi süreci Kıbrıs Türkü’nün dikkatinden kaçırarak bir yere varabileceklerini sanıyorlarsa aldanıyorlar.
Kıbrıs Türkü’nün yıllardır ortağı olduğu, Rumların Enosis amaçlı silahlı saldırıları sonucu gasp ettikleri Devlet’in getirilerinden mahrum edildiğini, 11 yıl Rum barbarlığı nedeniyle 103 yerleşim birimi ve köyüne hiç gidemediğini, göçmen evlerinde yaşamak zorunda kaldığını, Güney Kıbrıs’ta çok değerli mallar bıraktığını, Maraş başta olmak üzere adanın dört bir yanındaki Vakıf mallarının İngiliz oyunları ile Rumlar tarafından ele geçirildiğini hiç kimse yadsıyamaz. Federal çözüm arayışları Rum tarafının Kıbrıs Türkü’nün bize uyguladığı ambargoları, izolasyonun devamından başka işe yaramaması, Rumların egemenliğimizi, kurulacak Devlet’e etkin katılımımızı, veto hakkımız olmasını, Türkiye’nin etkin ve fiili garantörlüğünün devamını istememeleri, topraklarımızın üçte birini almayı hedeflemeleri, mülkiyet konusunda Avrupa Birliği’nin de desteği ile sosyal ve ekonomik yaşantımızı tamamen berhava edecek öneriler ortaya koymaları nedeniyle, kısacası Rum uzlaşmazlığı sonucu artık bitmiştir.
Rum komşularımızla içimizdeki uzantıları ya egemen eşitliğimizi, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin statüsünün kendi Devletleri ile eşit olduğunu kabul edip iki Devlet’in işbirliği yapması mantığına dayalı bir çözüme evet diyecek bunu içlerine sindirecekler ya da bugün olduğu gibi iki Devlet kendi yollarında ayrı ayrı ilerlemeye devam edecek.
Türk tarafı bu konuda kararlıdır ve bu kararlı politika milletimizin kahredici çoğunluğunun tam desteğine sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin oy birliği ile yayınladığı son Kıbrıs tezkeresi bunun kanıtıdır. Hiç kimse Rumların yaptıklarının yanlarına kalacağını sanmasın.
Ya Rumlar derhal saldırılarına, mantıksız, düşmanca tavırlarına son verecekler ya da Türk tarafı günü geldiğinde Rum saldırılarına gereken yanıtı verecektir.
Milli Mücadele Vakfı olarak düşmanlara ve düşmanlıklara karşı halkımızın, iş dünyamızın, müteahhitlerimizin, turizmcilerimizin, Devletimizin, Anavatanımızın yanında ve yolundayız.”Aziz Gulbahar

Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, Milli Mücadele Vakfı başkanı ve yönetim kurulu üyelerini kabul ettiCumhurbaşkanı Tufan Erh...
08/08/2026

Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, Milli Mücadele Vakfı başkanı ve yönetim kurulu üyelerini kabul etti
Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, Milli Mücadele Vakfı Başkanı Aziz Gülbahar ve yönetim kurulu üyelerini kabul etti.
Cumhurbaşkanı Erhürman kabulde yaptığı konuşmada Milli Mücadele Vakfı başkanı ve beraberindeki heyeti görmekten duyduğu memnuniyeti ifade etti.

Milli Mücadele Vakfı Başkanı Aziz Gülbahar da kabulde yapılan çalışmalar hakkında Cumhurbaşkanı Erhürman’a bilgi verdi.
Sayın Cumhurbaşkanı;
Öncelikle bizleri kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.
Milli Mücadele Vakfı, Atatürkçü, Büyük Önder’in “Yurtta Barış, Dünyada Barış” veciz sözü doğrultusunda faaliyetlerini sürdüren bir kuruluştur.

Vakıf olarak bu ziyareti, Kıbrıs Türk halkının geleceğini ilgilendiren gelişmeler konusunda karşılıklı görüş alışverişinde bulunmak amacıyla gerçekleştirmekteyiz.

Kıbrıs meselesi günlük siyasetin değil, milli davanın konusudur. Bu nedenle, farklı görüşler bulunabilse de ortak paydanın Kıbrıs Türk halkının güvenliği, özgürlüğü, egemenliği ve geleceği olması gerektiğine inanıyoruz.

Son dönemde Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin girişimleriyle yeniden hareketlenen süreç dikkatle takip edilmektedir. Görünen odur ki, uluslararası toplum, bugüne kadar sonuç vermemiş müzakere modelini farklı yöntemlerle yeniden canlandırmaya çalışmaktadır.

Güven artırıcı önlemler, teknik komiteler, yakınlaşmaların derlenmesi, yeni geçiş kapıları ve benzeri başlıklar öne çıkarılırken, esas hedefin tarafları yeniden kapsamlı çözüm müzakerelerine yönlendirmek olduğu anlaşılmaktadır.

Milli Mücadele Vakfı’nın değerlendirmesine göre, bugüne kadar başarısız olmuş parametrelerin farklı isimlerle yeniden gündeme getirilmesi Kıbrıs meselesini çözmeyecektir.

Aradan geçen yarım asır içerisinde adadaki gerçekler köklü biçimde değişmiştir. Bugün Kıbrıs’ta iki ayrı halk, iki ayrı demokrasi, iki ayrı devlet yapısı ve iki ayrı egemen yönetim bulunmaktadır. Bu gerçek görmezden gelinerek sürdürülecek herhangi bir müzakerenin başarı şansı bulunmamaktadır.

Vakfımız, Türkiye Cumhuriyeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin son yıllarda ortaya koyduğu egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü temelindeki yeni siyasetin doğru bir yaklaşım olduğu görüşündedir. Bu politika yalnızca bir müzakere taktiği değil, adadaki fiili ve hukuki gerçeklerin doğal sonucudur.

Bu çerçevede;

* KKTC’nin egemenliği hiçbir müzakerenin konusu yapılmamalıdır.
* Kıbrıs Türk halkının kendi devletinden vazgeçmesini ima edecek hiçbir formüle sıcak bakılmamalıdır.
* Geçici düzenlemelerin zaman içerisinde kapsamlı federasyon müzakerelerine dönüşmesine izin verilmemelidir.
* Güven artırıcı önlemler siyasi statü tartışmalarının yerine geçirilmemeli, bunlar yalnızca iki taraf arasındaki günlük hayatı kolaylaştıran teknik düzenlemeler olarak kalmalıdır.
* Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinin tartışmaya açılması kabul edilemez.
* Türk askerinin adadaki varlığı, Kıbrıs Türk halkının güvenliğinin vazgeçilmez unsurudur.

Bugün uluslararası çevrelerin öncelikli hedeflerinden biri, tarafları yeniden Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları çerçevesindeki federasyon zeminine döndürmektir. Bu girişimlerin dikkatle değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Çünkü geçmişte yaşanan tüm müzakere süreçleri göstermiştir ki Rum tarafı, Kıbrıs Cumhuriyeti sıfatını ve Avrupa Birliği üyeliğini elinde tuttuğu sürece siyasi eşitliği gerçek anlamda paylaşmaya yanaşmamaktadır.

Kıbrıs Türk halkı artık yeni bir belirsizlik dönemine sürüklenmemelidir.

Bundan sonraki süreçte yapılacak temasların temel amacı, iki taraf arasında iyi komşuluk ilişkilerini geliştirmek, iş birliği alanlarını artırmak ve karşılıklı saygıya dayalı yeni bir ilişki modeli oluşturmak olmalıdır.

Milli Mücadele Vakfı, Kıbrıs Türk halkının geleceğinin kendi devletini güçlendirmekten geçtiğine inanmaktadır. Güçlü kurumlara, güçlü ekonomiye, hukuk devletine, üretime ve uluslararası temaslarını artıran bir KKTC, halkımızın en büyük güvencesidir.

Sayın Cumhurbaşkanı,

Göreve başlarken yaptığınız konuşmalarda toplumun birlik ve beraberliğine vurgu yapmanız önemli ve değerlidir. Bizler de farklı görüşlerin bulunmasını doğal karşılıyor; ancak milli konularda ortak hassasiyetlerin korunmasının yaşamsal önem taşıdığına inanıyoruz.

Bu bağlamda, Birleşmiş Milletler yetkilileri ve Rum liderliğiyle temaslarınız devam ederken, “ucu açık müzakerelere girilmeyeceğini”, “zaman sınırlamasından yana olduğunu vurguladığınızı”, bir kez daha Rum uzlaşmazlığı yaşanması hâlinde Kıbrıs Türkü’nün yeniden izolasyon ve ambargolar altında yaşamaya zorlanmasının kabul edilemez olduğunu ve bunu önleyecek bir güvence istediğinizi ifade ettiniz.

Bu çerçevede Zatıdevletlerinize şu iki soruyu yöneltmek istiyoruz:

1- Rum tarafının bugüne kadar ortaya koyduğu uzlaşmaz tutum dikkate alındığında, kapsamlı bir müzakere sürecine geçilebilmesi için Rum tarafına, “ev ödevlerini tamamlaması” ve gerçek anlamda sonuç alıcı müzakerelere hazır olduğunu göstermesi amacıyla ne kadar süre tanınmasını öngörüyorsunuz? Bu sürenin sonunda yine ilerleme sağlanamazsa nasıl bir yol haritası izlenmesini düşünüyorsunuz?

2- Rum tarafının egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü temelindeki yeni siyaseti reddetmeyi sürdürmesi hâlinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin son yıllarda uluslararası platformlarda dile getirdiği KKTC’nin tanınması yönündeki çağrıların daha güçlü biçimde Birleşmiş Milletler nezdinde de gündeme taşınmasını gerekli görüyor musunuz? Siz de, Rum tarafının uzlaşmazlığının artık açık biçimde tescil edildiği bu aşamada, Birleşmiş Milletler’den ve uluslararası toplumdan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tanınmasını talep etmeyi değerlendirmeyi düşünüyor musunuz?

Bu düşüncelerimizi ve sorularımızı, Kıbrıs Türk halkının geleceğine yönelik ortak sorumluluğumuzun bir gereği olarak bilgilerinize ve takdirlerinize saygıyla arz ediyoruz.

MİLLİ MÜCADELE VAKFI BAŞKANI GÜLBAHAR, RUM LİDERLİĞİNİN MÜLKİYET KONUSUNDAKİ TUTUMUNU ELEŞTİRDİ“RUM TARAFI BİZİ MÜLKİYET...
26/07/2026

MİLLİ MÜCADELE VAKFI BAŞKANI GÜLBAHAR, RUM LİDERLİĞİNİN MÜLKİYET KONUSUNDAKİ TUTUMUNU ELEŞTİRDİ
“RUM TARAFI BİZİ MÜLKİYET YOLUYLA ÇÖKERTMEYE ÇALIŞIYOR”
“KKTC İLE TÜRKİYE BUNA MİSLİYLE KARŞILIK VERECEK ADIMLAR ATMALI, BM GENEL SEKRETERİ’NİN DE DİKKATİ BU ÇİRKİN, HUKUKSUZ RUM SALDIRISINA ÇEKİLMELİDİR”
Milli Mücadele Vakfı Başkanı Aziz Gülbahar, Rum yönetiminin mülkiyet konusunu haksız ve hukuksuz bir şekilde KKTC ekonomisini çökertmek, Kıbrıs Türk halkını ve yatırımcıları cezalandırmak amacıyla kullandığını belirterek, Türkiye ile KKTC’yi buna misliyle karşılık verecek siyasi, hukuki ve diplomatik adımlar atmaya çağırdı.
Gülbahar açıklamasında şu görüşlere yer verdi:
“Rum yönetiminin mülkiyet konusunda attığı son adımlar artık münferit hukuki girişimler olarak değerlendirilemez. Gelinen noktada hedef; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yıllar içerisinde oluşan mülkiyet düzenini, Taşınmaz Mal Komisyonu (TMK) sistemini ve buna bağlı ekonomik yapıyı çökertmek, Kıbrıs Türk halkını uluslararası alanda baskı altına almak ve siyasi taviz vermeye zorlamaktır.
Önce yabancı yatırımcılar hedef alınmış, ardından Kıbrıslı Türk müteahhitler ve emlak sektörü mensupları hakkında tutuklama girişimleri başlatılmış, şimdi ise eşdeğer mal sistemine ilişkin işlemler de hedef tahtasına konulmuştur. Bu gelişmeler göstermektedir ki Rum tarafının amacı belirli kişi veya sektörleri cezalandırmak değil, Kuzey Kıbrıs’taki mülkiyet sisteminin tamamını kriminalize etmektir.
Oysa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Taşınmaz Mal Komisyonu’nu etkin bir iç hukuk yolu olarak kabul etmiş ve mülkiyet uyuşmazlıklarının çözüm adresini açıkça ortaya koymuştur. Rum yönetimi ise fiilen bu mekanizmayı etkisiz hale getirmeye çalışarak hem Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ortaya koyduğu hukuki çerçeveyi zedelemekte hem de çözüm umutlarına zarar vermektedir.
Daha da vahimi, mülkiyet uyuşmazlıklarının ceza hukukunun konusu haline getirilmesiyle iki toplum arasındaki güven bilinçli şekilde tahrip edilmektedir. Bu yaklaşım yalnızca ekonomik istikrarı hedef almamakta, aynı zamanda gelecekte kurulabilecek herhangi bir diyalog zeminini de dinamitlemektedir.
Milli Mücadele Vakfı olarak aylardır bunun yalnızca müteahhitlerin, emlakçıların veya belirli yatırımcıların sorunu olmadığını; bütün Kıbrıs Türk halkını ilgilendiren milli bir mesele olduğunu dile getiriyoruz. Bugün yaşananlar, bu uyarılarımızın ne kadar haklı olduğunu açıkça ortaya koymuştur.
Bu nedenle artık zaman kaybetme lüksü kalmamıştır.
KKTC Cumhurbaşkanlığı, hükümeti ve Türkiye Cumhuriyeti tam bir koordinasyon içerisinde kapsamlı bir eylem planını derhal hayata geçirmelidir.

Uluslararası hukuk ve diplomasi alanında güçlü bir karşı girişim başlatılmalı; Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler ve diğer tüm uluslararası platformlarda Rum tarafının mülkiyet meselesini haksız ve hukuksuz bir şekilde Kıbrıs Türk halkına siyasi ve ekonomik baskı aracı haline getirdiği belgeleriyle anlatılmalıdır.
KKTC vatandaşlarının ve yatırımcıların hukuki haklarını koruyacak yeni mekanizmalar süratle oluşturulmalı, Rum yönetiminin tek taraflı uygulamalarına karşı uluslararası hukukun izin verdiği ölçüde etkili karşı tedbirler gecikmeden değerlendirilmelidir.
Bu çerçevede Kapalı Maraş’ın açılması yönündeki adımlar daha ileri bir aşamaya taşınmalı, Eşdeğer Mal Komisyonu puanı bulunan vatandaşların hakları süratle teslim edilmeli ve mülkiyet konusundaki mağduriyetleri giderecek uygulamalar hızlandırılmalıdır.
Ayrıca, önümüzdeki günlerde hem Güney Kıbrıs’ı hem de KKTC’yi ziyaret edecek Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’in dikkatine de Rum tarafının bu hukuk dışı uygulamalarının ve bunların adada yarattığı gerginliğin mutlaka getirilmesi gerekmektedir.
Hiç kimse, ‘Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri adaya geliyor, sessiz kalalım’ anlayışıyla hareket etmemelidir. Tam tersine, bugün yaşananlar Genel Sekreter’in dikkatine taşınması gereken en önemli gelişmelerden biridir. Bir tarafta çözümden söz edilirken diğer tarafta bütün bir toplumu potansiyel suçlu haline getiren uygulamalar kabul edilemez.
Rum liderliği bu politikalarla çözüme değil, çatışmaya hizmet etmektedir. Güven oluşturmak yerine güvensizlik üretmekte, uzlaşmayı teşvik etmek yerine cezalandırmayı tercih etmektedir. Bu anlayış devam ettiği sürece müzakere süreçlerinin sağlıklı biçimde ilerlemesi mümkün olmayacaktır.
Milli Mücadele Vakfı olarak bir kez daha uyarıyoruz:
Kıbrıs Türk halkının ekonomik varlığını, hukuki güvenliğini ve geleceğini hedef alan bu sistematik saldırılar karşısında sessizlik seçenek değildir. KKTC Devleti ile Anavatan Türkiye, tam bir eşgüdüm içerisinde kararlı, hukuk temelli ve sonuç alıcı adımları vakit kaybetmeden atmalıdır.
Bugün verilecek güçlü ve ortak cevap yalnızca bugünün değil, gelecek nesillerin hak ve güvenliğinin de teminatı olacaktır.”

MİLLİ MÜCADELE VAKFI’NIN 20 TEMMUZ BARIŞ VE ÖZGÜRLÜK BAYRAMI MESAJI:   “ EGEMENLİKTEN, ÖZGÜRLÜKTEN TAVİZ VERİLEMEZ” 20 T...
20/07/2026

MİLLİ MÜCADELE VAKFI’NIN 20 TEMMUZ BARIŞ VE ÖZGÜRLÜK BAYRAMI MESAJI: “ EGEMENLİKTEN, ÖZGÜRLÜKTEN TAVİZ VERİLEMEZ”

20 Temmuz 1974, Kıbrıs Türk halkının var olma mücadelesinde bir dönüm noktası, özgürlüğe ve güvenliğe açılan tarihi bir kapıdır. Bu tarih, Kıbrıs Türkü’nün yok edilmek istenen varlığının, Anavatan Türkiye’nin uluslararası antlaşmalardan doğan hak ve yükümlülükleri çerçevesinde gerçekleştirdiği Barış Harekâtı ile güvence altına alındığı gündür.

Barış Harekâtı, Kıbrıs Türk halkının can güvenliğini, onurunu ve geleceğini koruyan tarihi bir kurtuluş hareketidir. 1963’ten 1974’e kadar sistematik saldırılara, katliamlara ve insanlık dışı ambargolara maruz bırakılan Kıbrıs Türkü, 20 Temmuz ile birlikte özgürlüğüne kavuşmuş, kendi geleceğini tayin edebilme iradesini yeniden kazanmıştır.

Bugün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin çatısı altında huzur ve güven içinde yaşayabiliyorsak, bunu şehitlerimizin aziz hatırasına, gazilerimizin fedakârlığına ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kararlı desteğine borçluyuz. Onların emanetine sahip çıkmak, egemenliğimizi, devletimizi ve milli davamızı her şart altında korumak en büyük sorumluluğumuzdur. Bunları özümseyemeyen Kıbrıs Türkü, Türk milletinin bir ferdi değildir.

Milli Mücadele Vakfı olarak bir kez daha vurguluyoruz ki; Kıbrıs’ta kalıcı ve adil bir çözümün temelinde, Kıbrıs Türk halkının özden gelen hakları, egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsü bulunmaktadır. Kıbrıs Türkü’nün iradesini yok sayan, devletimizi ortadan kaldırmayı hedefleyen hiçbir siyasi model kabul edilemez.

20 Temmuz’un bizlere yüklediği en önemli görev; geçmişimizi unutmadan geleceğimizi inşa etmek, milli birlik ve beraberliğimizi güçlendirmek, devletimize ve Anavatan Türkiye ile sarsılmaz bağlarımıza sahip çıkmaktır.Kıbrıs Türkü, Türkiye KKTC Devleti’nin egemen varlığından, güvenliğinden asla taviz veremez. Karşınızdakilerin niyetleri Kıbrıs’ı Yunan yaparak kendi milli menfaatleri için kullanmaktır. Bunu göremeyenler ya ihanet içindedir ya da şuursuzdur.

Bu duygu ve düşüncelerle, 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı’nın 52. yıl dönümünü gurur ve coşkuyla kutluyor; başta aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyor, kahraman gazilerimize şükranlarımızı sunuyor, Anavatan Türkiye Cumhuriyeti’ne ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ne sonsuz teşekkürlerimizi ifade ediyoruz.
Ne Mutlu Kıbrıs Türkü’nün özgürlük mücadelesine sahip çıkanlara!
Ne Mutlu Devletine ve Egemenliğine sahip çıkanlara!

MİLLİ MÜCADELE VAKFIBASIN AÇIKLAMASIAvrupa Birliği Önce Kıbrıs Türk Halkına Karşı Yapmış Olduğu Siyasi Adaletsizlikleri ...
15/07/2026

MİLLİ MÜCADELE VAKFI
BASIN AÇIKLAMASI

Avrupa Birliği Önce Kıbrıs Türk Halkına Karşı Yapmış Olduğu Siyasi Adaletsizlikleri Düzeltmelidir

Avrupa Komisyonu Başkanı Kıbrıs konusundaki net, sistemli ve kesin olarak Kıbrıs yanlısı tutumunu sürdürdüğü sürece Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (TRNC) Cumhurbaşkanı Sayın Raffaele Fitto ile görüşmesi uygun olmaz Avrupa Komisyonu tarafından bu atamayı onaylamak veya meşrulaştırmak olarak yorumlandı.

Avrupa Komisyonu Başkanı, önce Kıbrıs Türklerini hiçe sayma ve Kıbrıs Rum tarafının her talebini Avrupa Birliği politikasına dönüştürme politikasından vazgeçmelidir. Avrupa Birliği, Kıbrıs sorununda yandaş bir aktör olarak değil, dürüst bir kolaylaştırıcı olarak hareket etmeyi planladığını -sadece sözlerle değil- somut eylemlerle göstermelidir. Güven söylemle değil samimi davranışla ve taahhütleri yerine getirerek inşa edilir.

Avrupa Birliği’nin, Kıbrıs Türk halkının güvenini geri kazanmadan, ayrımcı politikalarını terk etmeden ve sürekli yerine getiremediği sözleri yerine getirmeden yeni bir diyalog sürecinden bahsetmesi güvenilir değildir. Kıbrıs Türk tarafı, Avrupa Birliği'nin yıllardır gösterdiği çifte standardı göz ardı etmeyecektir.

Kıbrıs Türk halkı, kuşkusuz kendi güvenliklerini, egemen eşitliğini, eşit uluslararası statülerini ve öz haklarını güvence altına alan gerçekçi ve sürdürülebilir bir anlaşmayı destekliyor. Ancak bu, asla Kıbrıs Türk halkını küçük düşüren, siyasi iradelerini hiçe sayan, haksız izolasyon tedbirleri alan ve Kıbrıs Rum tarafına kayıtsız şartsız destek verenlere boyun eğme isteği olarak yorumlanmamalıdır.

Avrupa Birliği 2004 yılında Kıbrıs Türk halkına verdiği sözleri yerine getiremedi. Annan Plan referandumunda "Evet" oyu veren taraf etkili bir şekilde cezalandırılırken, "Hayır" oyu veren taraf Avrupa Birliği'ne tam üyelikle ödüllendirildi. Kıbrıs Türk halkının izolasyonuna son verme, Doğrudan Ticaret Yönetmeliği'ni uygulama ve uluslararası topluma entegrasyonlarını kolaylaştırma vaatleri yıllarca kasten yerine getirilmedi. Bu durum, Avrupa Birliği'nin Kıbrıs sorunundaki güvenilirliğini ciddi anlamda sarsmıştır.

Daha da endişe verici olan, Avrupa Birliği'nin Kıbrıs Rum Yönetimini ada üzerindeki tek meşru otorite gibi davranmaya teşvik etmeye devam etmesi, aynı zamanda Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğini ve öz haklarını yok sayan girişimleri siyasi olarak destekliyor olması. Böyle bir yaklaşım, uzlaşma nedenine değil, Kıbrıs anlaşmazlığının devamına hizmet ediyor.

Bu nedenle, Avrupa Komisyonu Kıbrıs Türk halkına yönelik ayrımcı ve yandaş politikalarından vazgeçtiğini somut bir eylem yoluyla göstermedikçe, TRNC Başkanı ile Sayın Raffaele Fitto arasındaki herhangi bir görüşme ne doğru siyasi ne de diplomatik mesaj gönderecektir. Avrupa Birliği önce güveni yeniden inşa etmeli, uzun süredir devam eden vaatlerini yerine getirmeli ve Kıbrıs Türk halkını eşit parti olarak kabul ettiğini uygulamada göstermelidir.

Milli Mücadele Vakfı olarak Türkiye Cumhuriyeti’ni, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nı, TRNC Hükümetini ve ilgili tüm kurum ve kuruluşları milli hak ve çıkarlarımızı savunmada sağlam, ilkeli ve tavizsiz bir duruş sergilemeye çağırıyoruz.

Kimse Kıbrıs Türklerinin iyi niyetini zayıflık sanmasın. Hiç kimse Kıbrıs Türk Devletinin egemenliğinden, halkımızın haysiyetinden, milli irademizin diplomatik nezaket adına taviz verilebileceğini düşünmesin.

Aksi taktirde Avrupa Birliği ve Kıbrıs Rum yönetimi, haklarımızı baltalama, Devletimizi zayıflama, toplumumuz içinde bölünmeler yaratma, Kıbrıs Türklerini kendi Devletinden uzaklaştırma, Kıbrıs’ı Rum altına alma ve sonuç olarak Avrupa Birliği, siyasi hegemonya çabalarına devam edecektir.

Kıbrıs Türk halkı tarih boyunca hiçbir zaman baskıya boyun eğmedi, gelecekte de boyun eğmeyecektir. Egemen eşitliğimizden, eşit uluslararası statümüzden, Devletimizden, Türkiye Cumhuriyeti’nin etkili ve fiili garantisinin vazgeçilmez rolünden taviz verilmeyecektir.

13/07/2026
BASIN AÇIKLAMASIMilli Mücadele Vakfı Başkanı Aziz Gülbahar, “ Avrupa Parlamentosu’nun son kararını “saçma,  tarihi gerçe...
10/07/2026

BASIN AÇIKLAMASI
Milli Mücadele Vakfı Başkanı Aziz Gülbahar, “ Avrupa Parlamentosu’nun son kararını “saçma, tarihi gerçeklere aykırı, rezalet olarak” niteledi.
Gülbahar, “Türkiye’nin , 20 Temmuz 1974 Barış Harekatı ile sadece Kıbrıs Türkü’nü değil Rumların büyük bölümünü de katliamlardan, tecavüzlerden kurtardığına ” dikkati çekti.
Aziz Gülbahar açıklamasında şunları kaydetti:
“Kıbrıs’ta Rum-Yunan ikilisi tarafından yok edilmek istenen taraf Kıbrıs Türk halkı olmuştur. Rumlar, daha 1800’lü yılların ortalarından itibaren Kıbrıs’ı Yunan yapmak hayaline kapılmış, bunu da 15 Temmuz 1974’te faşist Yunan cuntası ile EOKA-B’nin tam desteğiyle gerçekleştirmek istemiştir.
Türkiye, 1958’de, 1963’te, 1964’te, 1967’de ve 1974’te Kıbrıs Türkü’nün yardımına gelmeseydi, Rum-Yunan ikilisi çoktan Kıbrıs Türkü’nü katliamlardan geçirerek adayı Yunanlaştırmış olacaktı.
Avrupa Parlamentosu bunları bilmiyor mu? EOKA niçin kuruldu, bilmiyor mu? 1963’te Kıbrıs Türk köylerinde kadınların, çocukların ve savunmasız insanların nasıl katledildiğini; Binbaşı Nihat İlhan’ın eşi ile çocuklarının neden hunharca öldürüldüğünü; 1974’te Muratağa, Atlılar, Sandallar ve Taşkent’te bebekler de dahil Kıbrıs Türkü’nün toplu mezarlara kimler tarafından gömüldüğünü bilmiyor mu? Türkiye’ye yönelttikleri diğer asılsız suçlamaların asıl sorumlusunun Rum-Yunan faşistleri olduğunu bilmiyorlar mı? 15 Temmuz 1974 Faşist Yunan darbesi sırasında Makarios yanlılarına yapılanlardan haberleri yok mu? Türkiye’nin , 20 Temmuz 1974 Barış Harekatı ile sadece Kıbrıs Türkü’nü katliamlardan, tecavüzlerden kurtarmadığını Rum toplumunun çok büyük bir kesimini de kurtardığını bilmiyorlar mı?
Elbette biliyorlar. Ancak bilmezden geliyorlar. Çünkü Rum-Yunan tezlerini esas alıyor, Kıbrıs Türkü’nün yaşadığı acıları, uğradığı katliamları ve verdiği varoluş mücadelesini görmezden gelmeyi tercih ediyorlar. Onlar için Rum-Yunan ikilisi “kardeş”, biz ise “öteki”yiz.
Dolayısıyla Avrupa Parlamentosu’nun son kararı saçmadır; tarihi gerçeklere aykırıdır, rezalettir ve bizim açımızdan geçersizdir. Ne isterlerse yapsınlar; Anavatan Türkiye ile KKTC sağlam duracak, egemenliğimize, devletimize, milli ve manevi değerlerimize sahip çıkmaya devam edecek ve onların emellerini boşa çıkaracaktır.
Bu nedenle ne Anavatan Türkiye ne de KKTC, Avrupa Birliği’ne gerekenden fazla önem vermemelidir. Gelecek bizimdir. Yeter ki hak yolundan, doğruluktan sapmayalım; devletimizi düzgün idare edelim, birlik içinde olalım ve davamıza sahip çıkalım. Avrupa Birliği ve onun bir organı olan Avrupa Parlamentosu Türkiye’yi kendi içine almak istemiyor. Kıbrıs’ta adaletli, gerçekçi bir antlaşma olmasından yana değillerdir. O nedenle saçma sapan gerekçeler, çıkışlar, kararlarla Rum-Yunan ikilisinin arkasına saklanarak bu amaçlarını canlı tutuyorlar.”

Milli Mücadele Vakfı Başkanı Aziz Gülbahar, Rumların bayrak yakmalarına ve “KKTC topraklarına göz dikmelerine” karşı Cum...
15/04/2026

Milli Mücadele Vakfı Başkanı Aziz Gülbahar, Rumların bayrak yakmalarına ve “KKTC topraklarına göz dikmelerine” karşı Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın net tavır koyarak federasyon fikrinden tamamen vazgeçmesi gerektiğini ifade etti.

Yazılı açıklama yapan Gülbahar, Rum tarafının imkansız hayaller peşinde olduğunu söyleyerek, Cumhurbaşkanı Erhürman’ın hareketsiz durmaktan vazgeçip, KKTC’nin kurulmakta olan yeni dünyadaki yerini alması için Anavatan Türkiye ile istişare içinde girişimler başlatması gerektiğini savundu.

Rumların anlaşma istemediğini, terör örgütü EOKA’nın yıl dönümü ve paskalya kapsamında yapılan açıklamaların bunun göstergesi olduğunu ifade eden Gülbahar, “Rum komşularımız hırslarını akıllarının önüne koyuyor. Başta Rum lider Hristoduludis ile Başpiskopos olmak üzere EOKA ruhunu diriltmekten, en yakın zamanda paskalyalarını Girne, Karpaz ve Maraş’ta kutlamaktan bahsediyor, Türk bayrağı ile KKTC bayrağını yakanlar ortalarda dolaşıyor. Bunlar Cumhurbaşkanı Erhürman ile KKTC ve Türkiye yetkilileri tarafından dikkatle değerlendirilmeli ve gereken tepki ortaya konulmalıdır.” dedi.

Gülbahar, Rum tarafının, “Kıbrıs’ta iki devlet bulunduğu gerçeğini” idrak etmekten kaçındığını, Cumhurbaşkanı Erhürman’ın görüşmelerin başlatılması için ortaya koyduğu 4 maddelik ön şartın bile hala kabul edilmediğini ve edilmeyeceğini savundu.

“Rum tarafı ile bırakınız federal veya iki devletli çözümü, bir çözüm bulmak mümkün değildir.” diyen Gülbahar, Rum tarafına karşı gereksiz bir hareketsizlik sergilemenin, gereken adımları atmaktan, gereken ağırlıkta yanıt vermekten kaçınmanın hatalı olduğunu ifade ederek, Cumhurbaşkanı Erhürman’a çağrı yaptı. Gülbahar, KKTC’nin dünyada hak ettiği yeri almasının her zamankinden daha mümkün olduğunu söyledi.

Gülbahar açıklamasında ayrıca şu ifadelere yer verdi:

“Terörün ve şiddetin yüceltilmesi asla kabul edilemez. Türk halkına yönelik düşmanca söylem ve eylemler derhal son bulmalıdır. Bayrak yakma gibi alçakça provokasyonlar en sert şekilde kınanmalı ve sorumluları cezalandırılmalıdır. Kıbrıs Türk halkının bayrakları, egemenliği, devleti ve varlığı tartışma konusu değildir.”

Address

Kahramanlar Cad. Küçük Kaymaklı
Nicosia
99010

Opening Hours

Monday 09:00 - 13:00
Tuesday 09:00 - 13:00
Wednesday 09:00 - 13:00
Thursday 09:00 - 13:00
Friday 09:00 - 13:00
Saturday 09:00 - 13:00

Telephone

+903922276102

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Ulusal Mücadele Vakfı posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Organization

Send a message to Ulusal Mücadele Vakfı:

Shortcuts

Share