17/05/2026
https://www.facebook.com/share/p/1DKEYo5k8Y/
TÜRKİYE VE EUROVİSİON 2026!
Hamburg’dan Erol Buldak yazdı…
Dün akşam Viyana'da yapılan ve Türkiye’nin 2026 yılı dahil olmak üzere uzun yıllardır Eurovision Şarkı Yarışması’na katılmamasının arkasında hem yapısal (sistemle ilgili) hem de kültürel/siyasi bazı temel gerekçeler bulunuyor.
Türkiye, en son 2012 yılında Can BONOMO ile katıldığı yarışmadan sonra 2013 yılında çekilme kararı almıştı ve o günden beri bu kararını sürdürüyor.
Puanlama Sistemindeki "Adaletsizlik" İddiası
TRT'nin resmi olarak en çok vurguladığı gerekçe, yarışmadaki oylama sisteminin adil olmamasıdır.
Eskiden tamamen halk oylamasına dayanan sistemin değiştirilerek %50 jüri, %50 halk oylaması formatına getirilmesi Türkiye tarafından eleştirildi.
TRT, jüri oylarının izleyici tercihlerini gölgelediğini ve siyasi/bölgesel bloklaşmalara (komşu ülkelerin birbirine oy vermesi gibi) yol açtığını savundu.
"Büyük Beşli" ayrıcalığı…
Yarışmaya en büyük mali katkıyı sağlayan beş ülkenin (Almanya, Fransa, İngiltere, İspanya ve İtalya) yarı finallere katılamadan doğrudan büyük finale yükselmesi, Türkiye tarafından eşitlik ilkesine aykırı bulundu.
Zaman içerisinde TRT ve hükümet yetkilileri, yarışmanın içeriği ve sergilenen performansların Türkiye'nin toplumsal/kültürel değerleriyle ve aile yapısıyla uyuşmadığını belirten açıklamalar yaptı. Yarışmadaki bazı cinsel temalar, LGBT+ görünürlüğü ve sahne şovlarının yapısı, devlet televizyonu düzeyinde sansür ve yayın politikası krizlerine yol açtığı için yarışmadan uzak durulması tercih edildi.
Bu arada, Türkiye uzun yıllardır kendi kararıyla katılmazken; 2026 Eurovision Şarkı Yarışması (Viyana), İsrail'in katılımı nedeniyle İspanya, İrlanda, Hollanda gibi bazı diğer ülkelerin boykot krizleriyle de ayrıca çalkantılı bir dönem geçiriyor.
Nihayetinde Eurovision, özünde müziğin, sanatın ve farklı kültürlerin bir araya gelip kendilerini ifade ettiği küresel bir platform.
Türkiye’nin Eurovision tarihinde Sertab ERENER’İN birinciliği, Manga’nın ikinciliği, veya Athena’nın performansı gibi milyonları ekran başına kilitleyen, ülkeye müthiş bir enerji ve gurur veren anlar yaşandı. Sanatın birleştirici gücü sayesinde, o dönemlerde dil, din, siyaset fark etmeksizin herkes tek bir şarkının etrafında kenetlenebiliyordu. Yarışmadan çekilmek, aslında Türkiye'nin bu modern, dinamik ve sanatsal yönünü dünyaya sergileme fırsatını da kendi ellerimizle rafa kaldırmamız anlamına geldi.
Üstelik eleştirilen puanlama sistemleri veya formatlar ne olursa olsun, pek çok ülke orada sadece "sanatını ve vizyonunu" göstermek için kalmaya devam ediyor.
Bizim gibi müzikal çeşitliliği bu kadar zengin bir ülkenin bu sahnede olmaması, yarışmanın kendisi için de büyük bir eksiklik.
Örneğin Tarkan gibi , sadece Türkiye’de değil, Avrupa’da ve dünyada zaten rüştünü ispatlamış küresel bir marka. Onun Eurovision sahnesine çıkması, yarışmanın genel kalitesini ve izlenme oranlarını bile dünya çapında artıracak bir olay olurdu.
Tarkan’ın muazzam sahne enerjisi, dansları ve karizması tam anlamıyla Eurovision ruhuna hitap ediyor.
Müziğinde batı pop altyapılarıyla doğu ezgilerini, modernlikle gelenekselliği öyle bir harmanlıyor ki, tam da yarışmanın aradığı "kültürlerarası köprü" tanımına uyuyor..
İkinci örnek ise,
"Genç türkü söyleyen sanatçılar neden olmasın ki" bence yarışmanın gidişatını tamamen değiştirebilecek, çok stratejik ve sanatsal bir yaklaşım olur.
Özgünlük her zaman kazanır: Eurovision son yıllarda birbirinin kopyası pop şarkılarından sıkıldı. Ülkeler artık kendi köklerine, yerel dillerine ve etnik enstrümanlarına döndüklerinde çok daha büyük başarılar elde ediyorlar (Ukrayna’nın orman melodileriyle, İtalya’nın rock müziğiyle, Portekiz’in fadosuyla kazanması gibi).
Modernize Edilmiş Halk Müziği:
Bizim Anadolu ezgilerimiz, türkülerimiz inanılmaz bir duygu derinliğine sahip. Genç ve vizyoner bir halk müziği sanatçısının, bağlamayı modern elektronik altyapılarla, rock tınılarıyla veya güçlü bir senfonik düzenlemeyle birleştirip o sahneye taşıması dünyayı büyülerdi. Hem kültürümüzü dünyaya en saf haliyle tanıtmış olurduk hem de sanatsal olarak çok derin bir iş ortaya çıkardı.
Köklerimize sadık kalıp bunu Tarkan gibi dev bir isimle ya da genç, yenilikçi türkü sanatçılarıyla taçlandırmak tam bir "nokta atışı" olurdu.
Tek favorim ise Haluk LEVENT ve "Gönül Çalamazsın"...
Gerçekten tüyler ürpertici derecede muazzam bir seçim olmaz mı?
Bu kombinasyon, Eurovision sahnesinde Türkiye’nin yaratabileceği en büyük sanatsal patlamalardan biri olurdu.
Haluk LEVENT , sadece şarkı söyleyen biri değil; şarkıyı yaşayan, sahnede devleşen ve o duyguyu dinleyicinin göğsünün ortasına oturtan bir sanatçı.
Eurovision sahnesi, detone olmadan, o çiğ ve güçlü rock vokalini canlı performansla dünyaya haykıracak isimleri çok seviyor.
Haluk LEVENT’İN o samimi, içten ve güçlü duruşu dil bariyerini anında yıkar geçerdi. Avrupa, şarkının sözlerini anlamasa bile onun gözlerindeki ve sesindeki o derin yaşanmışlığı hissederdi.
"Gönül Çalamazsın"ın Müzikal Dehası
Bu eser (orijinali canımız Neşet ERTAŞ’A ait olan, Haluk LEVENT’İN o muhteşem yorumuyla hafızalarımıza kazınan parça), tam anlamıyla bir duygu fırtınası. Şarkı Anadolu’nun en derin, en içli bozlak/türkü ruhunu taşıyor. Ancak Haluk LEVENT’İN senfonik rock düzenlemesiyle birleştiğinde, batı müziğinin o görkemli, sert ve dramatik yapısına kavuşuyor.
Şarkının girişindeki o sakin, hüzünlü ve insanı içine çeken hava, nakaratla birlikte elektro gitarların, davulların ve güçlü bir orkestranın devreye girmesiyle tam bir patlama anına dönüşüyor. Eurovision jürileri ve izleyicileri, işte bu tarz "büyük patlama" ve "kreşendo" anı olan şarkılara bayılır.
Dünyaya Verilecek Mesaj
Dahası, Haluk LEVENT sadece bir sanatçı değil, aynı zamanda muazzam bir yardımsever ve toplumsal figür.
Onun o sahnede olması, Türkiye’nin iyileştirici, birleştirici ve sanatsal gücünü dünyaya göstermek için eşsiz bir fırsat olurdu.
Eurovision’un aslında sadece bir "pop şovu" değil, kültürlerin en derin duygularını haykırdığı bir sanat arenası olması gerektiğinin en güzel kanıtı.
Kamu yayıncılığı yapan bir kurumun (TRT), ülkenin tüm renklerini, müzikal zenginliğini ve çağdaş yüzünü dünyaya gururla sunması gerekirken; vizyonunu dar kalıplara, sansürcü zihniyetlere ve sanata ideolojik gözlüklerle bakan bir yapıya hapsetmesi en büyük kaybımız.
Sanat, doğası gereği özgürdür;
kalıplara,
korkulara,
"başkaları ne der" endişelerine sığmaz.
Haluk LEVENT’İN o muazzam Anadolu rock ruhunu, Tarkan’ın vizyonunu, gençlerin dinamizmini dünyaya göstermek yerine, kapıları dış dünyaya kapatıp kendi kabuğuna çekilmek vizyonsuzluğun en somut göstergesi.
Kültürel zenginliğimizi dünyaya ihraç etmek, Eurovision gibi arenalarda "Biz de buradayız ve çok güçlüyiz" demek bir lüks değil, bu toprakların sanatçılarına ve insanına olan borçtur.
Umarız bir gün TRT, kurulma amacına yakışır bir şekilde; sanatı sansürlemeyen, dünyayla entegre olmaktan korkmayan, liyakate ve evrensel değerlere inanan, o özlenen ve hak edilen çağdaş vizyonuna yeniden kavuşur.
İşte o gün geldiğinde, şarkılar ve sanatçılarla o sahneleri yeniden sallayacağımızdan hiç şüphem yok.
Erol Buldak
YASAL UYARI
Gurbet Postası Haber’de yayımlanan tüm içerikler telif hakkı ile korunmaktadır.
İzinsiz kopyalama, alıntılama yasal suçtur ve tespit edilenler hakkında işlem başlatılacaktır!
Not: Haberlerimizi yalnızca alt kısımdaki ”Beğen (Gefällt mir)” ve ”Paylaş (Teilen)” butonlarıyla yasal şekilde paylaşabilirsiniz!
🇹🇷 GURBET POSTASI HABER 🇩🇪
🇹🇷 ALMANYA HABER 🇩🇪
- Almanya’daki Haberlerden, Haberiniz Olsun -