Kıpçak Devleti

Kıpçak Devleti Kıpçaklar’ın Orta Asyadan gelip İran Yaylası’ndan geçip Doğu Anadolu’ya yerleşmeleri, Medler’den 1500 yıl daha öncedir. M.O. VIII.

Kıpçak Devleti Erzurum, Kars, Ardahan ve Artvin bölgesinde kurulmuş, Osmanlı gelene kadar bölgesinde hüküm sürmüştür. #копчак Kıpçak Devleti Erzurum, Artvin, Kars, Ardahan ve Ağrı bölgesinde Gürcistan Krallığından ayrılarak kurulmuş, Osmanlı'lar gelene kadar bağımsız olarak kendi bölgesinde hüküm sürmüştür. Medle

r M.Ö. 6yy’da hüküm sürdüğüne göre, bölgemiz 4000 yıllık bir Türk yurdudur. Bölgemiz Kıpçak-Kuman boylarının yaşadığı yerleşim alanları olup, Kıpçaklağr bir . yy Kafkasların Kuzeyinden güneyine göçüp Yukarı Kür ve Çoruh boylarına yerleşip M.S. 300'lerde Hristiyan olmuşlar. Ortodoks Gürcü ve Ortodoks Ermeni mezhebini benimsemişlerdir. Kıpçak Devleti(1267- 1578)'ni son Kıpçaklar adına Kurmuşlardır. Kıpçaklar Anadolu'da Karadeniz üzerinden Avrupa kıtasına geçmişler, Ağrı ve Muş bölgelerinden güneye inerek Diyarbakır'a, Irak'a Suriye'ye ve Mısır'a geçip Memluk devletini kurmuşlardır. Millî destanlar ( Oğuz Kağan Destanı, Reşideddin Oğuznamesi, Uzunköprü Oğuznamesi, Dağıstan / Lari Oğuznamesi, Dede- Korkut Kıtabı, Şecerey-i Terakime ve Türkî) yörenin Kıpçak yurdu olduğunu göstermektedir. Dağıstan'daki Kıpçaklara "Koman" ve Kumuklara "Kamak" deniliyordu. Atabek - Yurdu/ Sa-Atabago'daki Türkçe yer, kişi ve kavim adları incelenmiştir. Bu noktada, bölgedeki Hristiyanlık geçişli her kültürel unsurun Gürcü veya Ermeni ürünü olduğunu düşünmenin yanlışlığının yanı sıra Gregoryen ve Ortodokslara ait her kültür ürünün muhakkak Ermeni ve Gürcülere ait olduğunu sanmakta doğru olmaz. Yöremizdeki kiliselerin başka milletlerden kaldığı sanılmamalıdır. Hristiyan Kıpçak Devleti
Osmanlı Devleti tarafından yok edilmiştir. Osmanlı aynı zamanda müslüman Kıpçak Memlûk Devleti'ni de yok etmiştir. Kanuni’nin Gürcistan seferiyle bütün Çoruh havzası dahil Osmanlı'lar tarafından alınmıştır. Kıpçaklar, 1620-1625 yıllarında müslüman Oğuz/Türkmen devleti olan Osmanlı' nın etkisi ile Müslümanlığı kabul etmişlerdir. Tarihi belgelerin akademik olarak incelenmesinde ortaya çıkanlar; bölgemize diğer kavimlerden(Ermeni, Gürcü vs.) çok önceleri yerleştik, bölgede kullandığımız isimler Ermenilere veya Gürcülere ait değildir, Atalarımızın hristiyan olması ve 1300 yılı aşkın bir süre boyunca Hristiyan olarak yaşamaları nedeniyle isimlerde (Ardos, Sorik, Havdos, Hovak, Kamhıs, Lavsor, Kornis, Vahtanis, Poçenis, Kirkoris, Lelevarginis, Peneskert, Varginis, Pertus, Katırıs, Merenis... ) inançlarına uygun şekilde belirlenmiştir.

#копчак

Genç Karaçay-Balkar Türk çifti Balkarlar, Kafkasya bölgesinin Türk halklarından olup, Kuzey Kafkasya'daki Kabardino-Balk...
14/02/2026

Genç Karaçay-Balkar Türk çifti
Balkarlar, Kafkasya bölgesinin Türk halklarından olup, Kuzey Kafkasya'daki Kabardino-Balkarya'nın ana halklarından biridir.

SAVAŞA GÖNÜLLÜ GİDİP ENVER PAŞA TARAFINDAN KURŞUNA DİZİLEN TEĞMEN"...9.Kolordu komutanı İhsan Paşa, geride yere çömelmiş...
05/02/2026

SAVAŞA GÖNÜLLÜ GİDİP ENVER PAŞA TARAFINDAN KURŞUNA DİZİLEN TEĞMEN

"...9.Kolordu komutanı İhsan Paşa, geride yere çömelmiş, soğuktan tir tir titreyen genç bir teğmeni 29.Tümen komutanı Albay Arif'e gösterdi:

"Enver Paşa bu çocuğun yerini terk ettiğini görerek yakalamış!.. Bana teslim ederek derhal idam edilmesini istedi!.. Harp divanınca sorgusu yapılıncaya kadar yanınızda kalsın!.."

İhsan Paşa'nın soruşturma, sorgu diyerek zaman kazanmak istediği anlaşılıyordu. Teğmen 17-18 yaşlarında gösteriyordu. Zayıf yapılı, sarı benizliydi. Üstünde yıpranmış ince bir kaput vardı. Ayağındaki ayakkabı patlamış ve dağılmıştı. Titreyip duruyordu.

29.Tümen komutanı Albay Arif teğmeni tanımıştı. 9. Kolordu Komutanı İhsan Paşa'ya dönerek şöyle dedi:

"Paşam!... Bu çocuk seferberlik ilan edildiğinde harp okulunun son sınıfindaymış. Gönüllü olarak savaşa katılmak için bize başvurmuştur!.. Tümenin en genç teğmenidir!.. Savaşın başından beri takım komutanıdır. Şimdiye dek iyi hizmeti geçmiştir!.."

29.Tümen komutanı Albay Arif genç teğmene döner ve sorar:

-"Oğlum, Enver Paşa seni neden yakaladı?.."

Genç teğmenin cevabı tam bir dramdı:

"Efendim, bir hafta önce, takımımda 40 kişi vardı. Yollarda çok kayıplar verdik. Sabah Çerkezköy'e doğru saldırıya geçtiğimizde ancak on kişiydik!.. Hep birlikte ileri atıldık!.. Ruslar inatla direniyorlardı, çok zor ilerliyorduk!.. Çerkezköy'e yaklaştığımızda şiddetli bir ateşle karşılaştık. Askerlerin hepsi de şehit düştü, tek başıma kaldım!.. Ne yapacağımı şaşırmıştım!.. Alay komutanını ararken biraz soluk almak için bir ağacın dibine oturdum. Ön hatlara gelen Enver Paşa hazretleri beni orada buldu!.."

Biraz sonra Enver Paşa çıka geldi. Yanında General Bronsart Von Schellendorf, Yarbay Feldman ve Yarbay Felix Guze vardı.

Saldırının umutsuzluğu artık gizlenemez olmuştu. Enver Paşa'nın gittikçe hırçınlaştığı her halinden belliydi. Saldırı bir bozguna dönüşmek üzereydi. Bu hırçınlık ve bedbinlik içinde İhsan Paşa'ya dönerek sordu:

-"Teğmen hakkında verdiğim emir yerine getirildi mi?.."

İhsan Paşa büyük bir soğukkanlılıkla şöyle cevap verdi:

-"Hakkında idam kararı almak için harp divanına verdik, sorgusunu yapıyoruz!.."

Bu cevap üzerine Enver Paşa şöyle haykırır:

-"Ne sorgusu? Derhal idam edilecek!..."

Enver Paşa'nın emri çaresiz olarak yerine getirilecekti.

Askerlerden oluşturulan bir idam mangası Enver Paşa'nın ve Alman subaylarının bulunduğu yerin biraz gerisine düzenlerini aldılar. Ardından ağlamaklı bir ses duyuldu:

-"Ateş!..."

On tüfek birden patladı. Genç teğmen önce sarsıldı, sonra da kaykılıp karlar üstüne kapaklandı. Bir iki titreme belirtisi görüldü, ardından o da kesildi. Sıcak kanı kari eritmiş, cepheye gelirken, uğruna can vermeyi düşündüğü toprağa karışıp gitmişti!.

Enver Paşa'nın bu kanun tanımaz despotluğunun ardından Albay Arif Bey şöyle demektedir:

-"Zavallı genç bir zorba komutanın emriyle karargâh bölüğü tarafindan kurşuna dizildi!.. Zayıf vücudu yere yıkıldı!.. Fakat gözlerimizin önünde çöplüğe atılmış bir suçlu gibi değil!.. Sarıkamış'ta hayatlarını feda edenler gibi, şeref meydanına serilmiş bir şehit gibi gözlerimizde büyüdü ve yüreklerimizde öylece yer tuttu!..

(Hadiseye şahit olanlardan biri olan) Yarbay Şerif (Köprülü) ise şöyle diyor:

-"Donuk gözleri, zayıf ve bitkin, iki bacağının üstünde zorlukla duran iki avuçluk vücudu, ince kolları, bükülen boynu hâlâ gözümün önündedir. Bu çocuk da bir anadan doğdu!.. O ana da çocuğunun beşiğini sallarken aynen Enver Paşa'nın annesi gibi "oğlum büyük adam olsun, paşa olsun!.." diye ninni söyledi. Enver şimdi paşa oldu!... Ocak söndürmeyi, ev bark yıkmayı, ordular batırmayı becerdi!..."

(Sarıkamış gerçeği/Beyaz ölüm - Hanri Benazus shf.554-559)

"2000 Mahkumla Beraber Savaşan Yüzbaşı Yakup CEMİL Teşkilatı Mahsusa kurulduğunda, Kuşçubaşı Eşref'in ilk istediği adaml...
04/02/2026

"2000 Mahkumla Beraber Savaşan Yüzbaşı Yakup CEMİL

Teşkilatı Mahsusa kurulduğunda, Kuşçubaşı Eşref'in ilk istediği adamlardan birisiydi Yakup Cemil. Kuşçubaşı, Yakup Cemil'e görevini söyleyince bir izin istedi Kuşçubaşı'ndan. Kendi askerlerini seçme izni. Ve Ardından Sinop Cezaevinde yatan 2000 azılı mahkumun kendisine verilmesini istedi.

Sinop Cezaevi. Üç kıtada varlık gösteren imparatorluğun en azılı mahkumlarının toplandığı cezaeviydi. Değil gardiyanlar, Jandarmalar bile mahkumların arasına girmezdi. Yakup Cemil cebinde yetkisi cezaevinin kapısına dayandı. Birbirinden korkunç suçlu katillerden oluşan 2000 mahkumun kaldığı kısıma geldiğinde. Kendi fedaileri ve jandarmalara gidebilirsiniz dedi. Cezaevi müdürünün yalvarmalarına aldırmadan 2000 caninin arasına tek başına girdi.

2000 çift göz kısım avlusuna giren bu adama bakıyordu avluda bir sandalyenin üstüne çıktı ve "siz hayatı beş para etmeyen adamlarsınız. Namımı duyanlarınız duymayanlara anlatsın sizi almaya geldim. Ya benim emrimde ben isteyince ölür, ben isteyince yaşarsınız. Yada bir tekinizi buradan sağ çıkartmam" dedi. Baş mahkumlardan birisi "Adamların dışarıda kaldı çerkes" diye laf atınca onun kolunu kırdı ve emretti. Aranızda berberlik yapanlar öne çıksın.

Öne çıkan berberlere sordu "kaç leşiniz var" her berber kaç adam öldürdüğünü söyledi. İçlerinden birisi 14 deyince ona "neyle öldürdüğünü sordu 14 kişiyi" . Berber "ustura ile boğazlarını kestim" deyince, Yakup Cemil cebinden usturasını çıkardı, berbere uzattı ve "al bakalım seni özel berberim tayin ettim. Traş et şimdi beni" dedi. Sandalyeyi altına çekip oturdu. 14 kişiyi usturayla boğazlayan berberin elinde ustura elinin altında Yakup Cemil'in boğazı. 14 kişiyi usturayla doğrayan berber elleri titreye titreye Yakup Cemil'i traş ederken 2000 çift göz sanki Pier Loti'nin bahçesinde çayını yudumlayıp ,manzarayı seyredip traş olur gibi tütün tüttüren Yakup Cemil'i seyretmekteydi.

Yakup Cemil, Osman Kara'nın deyimiyle ölümle liderlik arasındaki süre, saniyeden de kısa. 14 leşli özel berber Yakup Cemil’in yüzünü sabunlamada, 2 bin kanlı katil sahneyi izlemede ve Yakup Cemil sandalyede ayak ayak üstüne atmış tütününü tüttürmede. O sandalyenin üstünde, o usturanın ucunda ve o 2 bin kanlı katilin huzurunda liderlik sınanmada, daha doğrusu insanlara liderlik dersi verilmede.

O 2000 mahkum, Yakup Cemil'İn emrinde doğuda ölene kadar savaştılar ve herbiri ölene kadar Yakup Cemil'e sadık kaldılar.

Teşkilatı Mahsusa altında üç kıtada savaştı. Bir çok operasyona katıldı. Balkanlarda ve kuzey afrikada edindiği gerilla harbi yetenekleri, üstün cesareti, kabadayılığı ve yiğitliğiyle büyük başarılar gösterdi.

1915 yılında. Teşkilatı Mahsusa ve İttahat Terakki içinde. Atatürk'e bağlı olanların başını çektiği için İstanbul'a acilen çağrıldı. Artık Enver Paşa ve diğer ittihatçı şeflerle arası açılmıştı. Memleketin başına Enver Paşa'nın değil, Mustafa Kemal'in geçmesini istiyordu ve bunu açık bir dille söylüyordu arkadaşlarına. Yakup Cemil'le arasında kişisel husumetlerde bulunan Talat Paşa sürekli olarak Cemil'in bertaraf edilmesi için Enver Paşa'ya bastırmaktaydı. Ancak Enver yıllarca emrinde çalışmış, verilen görevler için canını ortaya koymuş kahramana böyle bir muammeleyi yakıştıramıyordu. Talat Paşa'nın baskıları sonucu 1916 yılında Yakup Cemil yargılandı ve suçlu bulunup idama mahkum edildi. İdam kararı Enver Paşa'nın önüne gelince. Paşa idamı onaylamadı ve Talat Paşa'ya bunu Almanya'dan dönünce görüşeceklerini söyledi. Enver Paşa Almanya'da iken Talat Paşa'nın emriyle Yakup Cemil kurşuna dizildi.

Yakup Cemil'e verilen idam cezası tüm teşkilatı mahsusa ve ittihat terakki üyelerince sanki sanal bir ceza gibiydi. Yakup Cemil'i hizaya getirmek için ona verilen bir gözdağı veya ihtar gibi geliyordu herkese. Hiç kimse onun kurşuna dizileceğini yada bunun söz konusu bile olacağını düşünmüyordu. O büyük kahramanlarıydı.

Talat Paşa'nın idamın infazı emri ulaştığında ilk üç komutan bu emri infaz etmektense hemen tabancalarını çekip kendi başlarına birer kurşun sıkmayı tercih edeceklerini bildirerek emre itaat etmediler (Osmanlı ordusundaki bu temayül günümüze kadar gelmiştir). Bunun üstüne Talat Paşanın kurmayları Yakup Cemille beraber hiç savaşmamış genç bir subaya emri verdiler. Yakup Cemil hücresinden alındı idam edileceği yere götürülürken. Genç komutana "yüzünü asma aslanım devletin emrini yerine getiriyorsun" dedi. Ve bir ricada bulundu "bu güne kadar hiç karpuz yemedik müsade ette bir tane kestirelim" Araçlar durdu askerler bir karpuz seçtiler ve Yakup Cemil 14 adam boğazlamış berbere traş olurkenki gibi rahat karpuzunu yedi.

Gözleri bağlandı. İdam mangası yerini aldı. Subay emretti "nişan al". İkinci kez emir "nişan al" üçüncü, dördüncü askerler kıpırdamadı. Belkide o an askerler için "devlet, idam, mahkeme, karar, emir" gibi kavramların hepsi uçup gitti. O andı önemli olan. Ellerinde silah namlunun ucunda Yakup Cemil. Cephede birbirlerine hikayelerini anlatarak cesaretlendikleri. "Yakup Cemil adamlarıyla bu mıntıkadaymış" söylentisini duyduklarında rahatladıkları komutanı öldürmek üzereydiler.

Askerlerin komutanlarının emrine karşı gelmelerini ve bunun sorumlusu olmayı kabul etmedi Yakup Cemil. Donup kalmış askerler o tanıdık sesle kendilerine geldiler "Dikkat". Bağıran elleri arkadan ve gözleri bağlı Yakup Cemil'di. "Nişan Al" ve "Ateş" diye bağırarak kendi idam emrini verdi.

Devrim ilk çocuğunu yedi böylece."

https://www.turkishnews.com/2021/03/13/mahkumlarla-savasan-yakup-cemil/

Erzurum Şenkaya Zümrüt(Pertus)köyü Gürcü tarihçilerin Gürcü olduğunu iddia ettiği sarışın renkli gözlü Kıpçak. Orjinal i...
01/02/2026

Erzurum Şenkaya Zümrüt(Pertus)köyü Gürcü tarihçilerin Gürcü olduğunu iddia ettiği sarışın renkli gözlü Kıpçak. Orjinal ismi ile Pertus Köyü'nün bilinen kurucu ailesinden 17. Yüzyıla kadar Hristiyan olarak yaşamışlar, Gürcü Krallığına askerlik yapmışlar, Osmanlı Devleti'nin gelmesi ile Müslüman olmuşlardır. Camiye çevirdikleri kiliselerini 20. Yüzyılda yıkarak yerine okul yapmışlar. Rusların getirtip köye yerleştirdiği Ermenilerin kiliselerini yıkarak yerine camii yapmışlardır.

31/01/2026
31/01/2026

28/01/2026

25/05/2025

Uzun Hasan, 1423 yılında Diyarbakır'da doğmuştur. Oğuzların Bayındır boyundan, Akkoyunlu Hanedanının kurucusu Kara Yülük Osman'ın torunu olup, babası Celâleddîn Ali Beydir.

1453 yılında Akkoyunlu Devletinin başına , Başkentleri Diyarbakır'da geçmiştir. Karakoyunlular ve Timur’un torununu yenerek Devletinin sınırlarını güneye doğru genişletmiştir. Böylelikle Devletin yeni Başkenti Tebriz olmuştur. Uzun Hasan bügünkü İran, Irak, Azerbaycan, Ermenistan ve Türkiye'nin bir bölümünü kapsayan bir coğrafyada 1453-1478 yılları arasında hüküm sürmüştür. Uzun Hasan 11 Ağustos 1473 tarihinde Osmanlı İmparatorluğu ile yaptığı Otlukbeli Savaşı'nda yenildi.

Uzun Hasan, tam 547 yıl önce, 6 Ocak 1478 tarihinde Tebriz’de vefat etti. Kendi yaptırdığı Nasriyye Medresesi avlusuna gömüldü.Uzun Hasan’dan sonra oğlu Halil Mirza, Akkoyunlu hükümdarı oldu. Uzun Hasan’ın ölümünden sonra ortaya çıkan taht kavgaları sonucunda Akkoyunlu Devleti ikiye bölündü.Uzun Hasan'ın kızkardeşi Halime’nin oğlu "İsmail" daha sonra "Safevi" devletinin hükümdarı Şah İsmail olacaktır.

Uzun Hasan'ın Türkmenistan'ın Başkent'i Aşkabat'taki heykeli.

(Alıntı)

OSMANLIYI NASIL ÇÖKERTTİNİZ..Osmanlıyı 1299 yılında Oğuz Türklerinin Kayı Boyu kurmuştur.Osmanlı imparatorluğu;- 1299 da...
22/05/2025

OSMANLIYI NASIL ÇÖKERTTİNİZ..

Osmanlıyı 1299 yılında Oğuz Türklerinin Kayı Boyu kurmuştur.

Osmanlı imparatorluğu;

- 1299 da kurulmuş, 1579'a kadar 3 asır YÜKSELMİŞ....

- 1579 dan 1699 kadar,
1 Asır DURAKLAMIŞ.

- 1699 dan 1919 kadar.
GERİLEMİŞ VE YIKILMIŞTIR.

Gerçekte iki farklı Osmanlı vardı;

- Halifeliğe kadar olan Osmanlı... (1299-1517) Nam-ı diğer Türk İmparatorluğu

- 1517 tarihinde Halifeliğin alınmasından sonraki Araplaşan Osmanlı İmparatorluğumuz… Ve Araplaştıkça daha çok batan koca Osmanlı İmparatorluğumuz…

Aslında Türkler için her şey güzel gidiyordu...
Ta ki Halifelik sevdasına düşülene kadar…

O günkü şartlarda halifeliği olmazsa olmaz gören Yavuz Sultan Selim ile akıl hocası Şeyh İdris-i Bitlis-i ve diğerleri Memlüklülerin elinden Abbasi halifeliğini almak için Mercidabık ve Ridaniye savaşlarını tertip ederler...

Bu savaşların sonunda, kılıç zoruyla artık halifelik Türklerdedir. (1517)

Ama çok büyük bir sorun çıkar, çünkü Arap dünyası halifeliğin kendilerinden alınmasına şiddetle karşı çıkar ve Türk halifeye biat etmek istemezler...

İşte bu sorunu çözmek, Arapları, Türk halifeye bağlamak için Arapların da kabul edeceği bir orta yol bulunur.

Bu yol Mısır’dan ve Arap diyarlarından seçilecek iki bin civarında ulemanın, Mollanın, Ebussuud Efendilerin İstanbul’a davet edilerek, para, mal, mülk, arazi de verilerek kalıcı olarak yerleşmeleri sağlanır...

İmparatorluğu Araplaştırmak, diğer bir deyişle; Türk İslam’ının terk edilerek, Arap İslam’ına doğru evrilmesini sağlamak konusunda anlaşırlar.

Bu projeyi Araplar da destekleyince proje hayata geçer ve maalesef bundan sonra artık imparatorlukta “bugün de kısmen olduğu gibi” Türk kelimesi yasaklanır, “Türk’üm!”, “Türkmen’im!” diyen Kızılbaş diye aşağılanır, dışlanır, kafası kesilir.

Bu dönem sadece Kuyucu Murat Paşanın “Türk’üm!", “Türkmen’im!” dedikleri için kafasını kestirip, kuyulara doldurduğu insan sayısı 158 bindir.

Maalesef Osmanlının son 350 yılı ilk 250 yılın aksine, Türklere zulümle geçer, sıkı bir Arap tandanslı mezhepçilik kurulur...

1603 yılına gelindiğinde artık Ehl-i Beyt Türk Tekkeleri yasaklanır, kapatılır; yerine Halidî, Nakşî, Kürdî Tekkeler kurulur.

Yine bu dönem Kürtlere sayısız imtiyazlar verilir,

1839 birinci Tanzimat Fermanına kadar Kürtler askerlikten bile muaf tutulurlar. (Kürtlere Şah İsmail diyeti ödenir…)

Yine bu dönem Türkler, saraydan, ordudan ve müesses nizamdan tasfiye edilirler…

Türklerin askeri ve siyasi gücünü kırmak için bu Arap mollaların fetvalarıyla, serdengeçti birlikleri sadece Türklerden oluşturulur ve en ön safta savaştırılır, böylece kırdırılırlar, ganimet bile toplatmazlar…

Ganimeti de saraylardaki Arap mollalar ile işbirliği yapan yeniçeriler kendi aralarında paylaşırlar…

Ordudan, saraydan ve müesses nizamdan yavaş yavaş tasfiye edilen, kafası kesilen, sürgün edilen Türklerin bir kısmı bu mollalara kızar ve canını kurtarmak için de Kürtleşmeyi ana stratejik hedef olarak seçerler.

Bu aşiretler ve boyların en büyükleri Avşarlardır, Halaçlardır, Mukri, Bayat, Beğdili, Evya, Yıvadır… Buna tarihimizde “Ekrad (kürtleşmiş) Türkmanlar” denir…

Yine Kelkit’ten Hakkâri’ye kadar olan bölgede yaşayan Akkoyunluların büyük bir kısmı İran’a gider. (Bugün dünyanın en büyük Türk nüfusunun yaşadığı başkent Tahran’dır…)

Böylece yüzyıllarca başımızı ağrıtacak Kürt sorunu ve bu politikalar sonucu gelişir ve büyür.

Osmanlı öyle bir açmaza düşmüştür ki, ne halifelikten vazgeçebilir, artık ne de imparatorluğun kan kaybetmesini durdurabilir... Çünkü imparatorluğu kuran asli unsur Türkmenler dışlanmış, mezhepçiliğe kurban edilmiştir…

Mollalar, başta matbaa olmak üzere bir sürü saçma sapan fetva verirler…

Ve sonuçta Osmanlı’ya Rönesans’ı ıskalatırlar, Rönesans’ı İngiltere kapar…

Matbaa Osmanlı’ya ilk kez 1480’de Yahudiler ile gelir, sonra 1527’de Ermeniler matbaaya kavuşur. 1563’te ise Rumların matbaası vardır.Bu meşhur mollalarımız her seferinde yeni bir fetva ile bizimkilerin matbaaya kavuşmasını engellerler, ta ki Batı Rönesans’ı ve aydınlanmayı yakaladıktan, yani 240 yıl sonra, 1727’de İbrahim Müteferrika’nın çabaları ile matbaaya kavuşuruz; ama bilgiye sahip olmak için artık çok geçtir…

Şimdi açıkça şu soru sorulmalıdır:

1299’dan 1683 Viyana Bozgunu’na kadar savaştığı tüm savaşları kazanan bir Türk imparatorluğu (Osmanlı) varken; neden son 250 yılda girdiği tüm savaşları kaybedip, bir de Kurtuluş savaşı yapmak zorunda kalmıştır?

Osmanlı bu dönemde; yani yaklaşık son 250 sene, 1683 Viyana Bozgunu’ndan, nihayet 1922’de Ankara, Haymana Ovası’nda yapılan Sakarya Savaşını kazanana kadar tüm savaşları kaybetmiştir.

Acaba; Halifelik ve akabinde yürütülen Türk düşmanı, Arap tipi mezhepçi politikalara dönülmeseydi; koca bir imparatorluk batar mıydı?

Ve yine; Yunus Emre'lerin, Hacı Bektaş'ların, Seyit Gazi'lerin, Ahmet Yesevi'lerin İslam’ı, İslam değil miydi?

Osmanlıyı kuran Şeyh Edebali'lerin İslam’ı, Akşemseddin'lerin İslam’ı İslam değil miydi de, Ebussuud'lara teslim edip batırdık koca imparatorluğu…

Bugün de aynı sürecin devam etmesi tarihten hiç ders almadığımızı göstermektedir.

Pir-i Türkistan Ahmet Yesevi der ki:
*“Din bir seçimdir, ama Türklük kaderdir!”*

İşte bu yüzden "Arap sevici, mezhepçi" değil, Cumhuriyetçiyiz, Türk'üz, Atatürkçüyüz...

Ne Mutlu Türküm diyene...!!! 🇹🇷

CENGİZ HAN'IN MİLLİYETİ...Cengiz Han'ın tarihle ilgilenen herkesin kafasında soru işareti olan mıllıyetının ne olduğu ko...
22/05/2025

CENGİZ HAN'IN MİLLİYETİ...
Cengiz Han'ın tarihle ilgilenen herkesin kafasında soru işareti olan mıllıyetının ne olduğu konusu Ukraynalı ünlü tarihçi Vladimir Belinskii'nin ortaya koyduğu iddialarla yeniden gündeme geldi.
Peki Cengiz Han Türk mü?
Yoksa Moğol mu?
İşte bu sorunun cevabı...
Büyük savaşçı ve komutan Cengiz Han’ın hayatını araştırmaya tüm ömrünü adayan ünlü tarihçi Vladimir Belinskii, iddasına kanıt olarak Cengiz İmparatorluğunun esasen 4 boyun oluşturduğunu ve bu boyların Türk boyları olduğunu ortaya koydu.
Ukraynalı ünlü tarihçi Vladimir Belinskii Cengiz Han’ın Moğol olmadığını, aksine Türk olduğunu iddia etti.
Büyük savaşçı ve komutan Cengiz Han’ın hayatını araştırmaya tüm ömrünü adayan ünlü tarihçi Vladimir Belinskii, iddasına kanıt olarak Cengiz İmparatorluğunun esasen 4 boyun oluşturduğunu ve bu boyların Türk boyları olduğunu ortaya koydu.
Bu boylar, Kıyatlar, Kereyler, Naymanlar ve Merkitler...
Cengiz Han’ın babası Esugey Bahadır Kiyat boyuna mensup birisi idi.
Cengiz Han’ın eşi Börte’nin boyu ise Kongırat.
Vladimir Belinskii, tüm imparatorluğun Türkçe konuştuğunu ve Cengiz Han’ın gerçek adının “Temirçın” olarak okunması gerektiğini iddia ediyor.
Büyük imparatorun Türk olduğunu ispat noktasında ünlü tarihçinin başka iddiaları da var.
Doğuya yapacağı büyük sefer öncesinde bütün Türk boyları Cengiz Han’ın buyruğu altında birleşti.
Bunun içindir ki Kazakistan coğrafyasında Cengiz Han’ın ordusu ile göçebe Türkler arasında hiç sorun yaşanmadı.
Cengiz İmparatorluğunun daha kurulduğu yıllarda Ak-Naymanlar ve diğer boylar onun içinde yer alıyordu.
Bu bakış açısını ünlü Rusyalı tarihçi Hacı Murat’da savunuyor.
Ona göre, Cengiz Han Altay menşeyli Türk boylarının mensubu. Ünlü tarihçinin tahminine göre, büyük imparatorun Çin’e yaptığı meşhur seferi öncesinde, imparatorluğa Moğol boyları da dahil oldu.
Vladimir Belinskii ve Hacı Murat’ın Cengiz Han’ın Türk olduğu yönündeki iddialarına delil olarak ortaya koydukları “Cengiz Han İmparatorluğu’nda kullanılan metal paranın üstünde Türkçe yazması.”
görüşü ise aslında gayet açık bir ispat niteliğinde...
Rus sanatçı Alena Abramova’nın yaptığı Cengiz Han figürü aşağıda ...






























https://instagram.com/alena.abramova.52?igshid=1jsplpp3ap42n

Address

Copceac

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Kıpçak Devleti posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share