13/06/2026
Camiler Kul Yapısı, Yönetimi Devlet Vakarıdır: İbadethaneler Şahısların Değil, Milletindir
İslam medeniyetinde cami ve mescit yaptırmak, kulun Rabbine sunabileceği en güzel sadaka-i cariyelerden biridir. Bir tuğla koyanın ahirette sarayla müjdelendiği bu yüce amel, şüphesiz her türlü takdirin üzerindedir. Ancak dinî müesseselerin inşası ne kadar şahsi veya derneksel bir gayretle başlarsa başlasın, tamamlandığı andan itibaren mülkiyeti de yönetimi de kamunun, yani ümmetin ortak varlığı haline gelir.
Türkiye Cumhuriyeti anayasal düzeninde ibadet yerlerinin yönetimi, din hizmetlerinin yürütülmesi ve görevli tayini münhasıran Diyanet İşleri Başkanlığı’na verilmiştir. Hukuki süreç nettir: Bir şahıs ya da dernek cami yaptığında, burayı Diyanet’e devreder; personel ataması, hutbe ve vaaz programları Diyanet tarafından yürütülür.
Yetki Devredilmişse, Tasarruf Bitmiştir
Bu devir işleminin ardından, camiyi yaptıran kişi ya da dernek yönetimlerinin kendilerini hâlâ o mekânın "mutlak sahibi" gibi görmeleri, oradaki din görevlisine bir "amir" edasıyla yaklaşmaları hem hukuken geçersiz hem de dinen leavesiz bir tavırdır. Hiçbir şahıs veya dernek, devletin atadığı memura kendi keyfine göre müdahale edemez, cami üzerinde paralel bir otorite kuramaz.
Açıkça ifade etmek gerekir ki: Din hizmetinde çift başlılık kabul edilemez. Eğer bir yer Diyanet’e devredilmişse, orada söz sahibi devletin resmi kurumudur. Yok eğer kişi veya dernekler "Benim istediğim olacak, burası benim mülkümdür" iddiasını sürdürmekte ısrar ediyorlarsa, Diyanet İşleri Başkanlığımız bu duruma anında müdahale etmelidir.
Çözüm: Kararlı Kurumsal Duruş
Bu tür dayatmaların yaşandığı yerlerde çözüm basittir:
Hızlı Yer Değişikliği: Dernek veya şahısların baskı kurmaya çalıştığı, din görevlisini kendi personeli gibi gördüğü camilerdeki görevlilerimiz, il ve ilçe müftülüklerince derhal başka cami veya mescitlere nakledilmelidir.
Vakar ve Devlet Ciddiyeti: İl ve ilçe müftülerimiz, dinin ve devletin vakarını temsil eder. Hiçbir müftü, camiyi yaptıran zengin bir iş insanına ya da nüfuzlu bir dernek başkanına karşı "el pençe divan" duramaz, durmamalıdır. Maddi katkı baş tacıdır, teşekkür edilir; ancak bu katkı, kimseye din görevlisinin onuruyla oynama ya da cami yönetimini rehin alma hakkı vermez.
Camiler ticarethane, din görevlileri de şahısların ücretli işçisi değildir. Müftülüklerimiz, mülki amir sıfatıyla camilerde tam yetkili olduğunu dosta düşmana hissettirmelidir. İbadethanelerimizi şahsi egoların ve dernek hegemonyalarının gölgesinden kurtarmak, din hizmetinin ihlası ve devletin saygınlığı için bir lütuf değil, asli bir zorunluluktur.
Zübeyir Demirkaya
Tekbir-Sen Genel Başkanı
Diyanet İşleri Başkanlığı Prof. Dr. Safi Arpaguş İhlas Haber Ajansı (İHA)