15/07/2026
KESK, 12 Eylül 1980 faşist darbesinin yarattığı karanlık ortamın ardından doğmuş; kuruluşundan bugüne darbelere, darbe mekanizmalarına, otoriter yönetim anlayışlarına ve her türlü antidemokratik uygulamaya karşı mücadele etmiş bir emek ve demokrasi örgütüdür.
15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe girişimi karşısında da konfederasyonumuz, ilk andan itibaren açık ve net bir tutum alarak; darbelerin, askeri ya da sivil her türlü antidemokratik müdahalenin karşısında olduğunu ortaya koymuş; demokrasiden, hukuktan, halk iradesinden ve temel hak ve özgürlüklerden yana tavır almıştır.
Ancak darbelerle gerçek anlamda hesaplaşmak; yalnızca darbe girişiminde bulunanlarla değil, aynı zamanda hukuk dışı yapılanmaların devlet içinde güç kazanmasına zemin hazırlayan, bunlara alan açan ve kamu kurumlarının bu yapılara teslim edilmesine yol açan anlayışlarla da yüzleşmeyi gerektirir.
Devletin tüm kurumlarında çeşitli cemaat yapılanmalarının örgütlenmesine imkan veren siyasal anlayışın, daha sonra çok çeşitli nedenlerle ortaya çıkan hesaplaşmaların sonucunu yalnızca bir darbe girişimi başlığı altında değerlendirmek; bu sürecin siyasal, toplumsal ve kurumsal sorumluluklarını görmezden gelmek anlamına gelir. Gerçek bir demokratikleşme, devlet içerisinde hukuk dışı yapılanmaların nasıl güç kazandığının tüm boyutlarıyla ortaya çıkarılmasıyla mümkündür.
Darbeleri yalnızca askeri müdahaleler olarak değil; sermaye ilişkilerinden, uluslararası güç dengelerinden ve emperyalist müdahalelerden bağımsız olmayan siyasal süreçler olarak da değerlendirmek gerekir. Tarih göstermiştir ki darbeler, demokratik denetim mekanizmalarının zayıfladığı, halk iradesinin etkisizleştirildiği, otoriter ve baskıcı yönetim anlayışlarının güç kazandığı zeminlerde hayat bulmaktadır.
Hiçbir siyasal hesap, devlet içerisinde örgütlenen hukuk dışı yapıların ortaya çıkardığı sonuçların ve bu süreçteki sorumlulukların üzerini örtemez. Bu nedenle yaşananların tüm boyutlarıyla açığa çıkarılması, sorumluların tarih önünde hesap vermesi ve hukukun üstünlüğünün egemen kılınması gerektiğini savunuyoruz.
OHAL döneminde çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile yaklaşık 162 bin kamu emekçisi, herhangi bir etkili yargı süreci işletilmeden, savunma hakkı tanınmadan ve masumiyet karinesi hiçe sayılarak hukuksuz biçimde kamu görevinden ihraç edildi. Bu hukuksuz tasfiyeler yalnızca insanların işini değil; mesleğini, sosyal güvencesini, ekonomik geleceğini ve toplumsal yaşamını da hedef aldı.
Bu süreçten KESK de doğrudan etkilendi. Konfederasyonumuzun 4.259 üyesi ve yöneticisi, hiçbir somut delile dayanmayan idari işlemlerle kamu görevinden ihraç edildi. Emek, demokrasi ve sendikal hak mücadelesi veren kamu emekçileri cezalandırılmak istenirken, KHK rejimi hukukun üstünlüğünü ortadan kaldıran kalıcı bir yönetim anlayışına dönüştürüldü.
15 Temmuz sonrasında “Allah’ın bir lütfu” olarak ifade edilen siyasal zemin kullanılarak; OHAL uygulamaları kalıcılaştırılmış, demokratik hak ve özgürlükler ağır biçimde sınırlandırılmıştır. Bu süreçte;
Binlerce kamu emekçisi işinden edilmiş, iş güvencesi fiilen ortadan kaldırılmış,
çok sayıda insan tutuklama ve uzun süren yargı süreçleriyle karşı karşıya bırakılmış,
Aralarında şiddet mağduru kadınlara danışmanlık hizmeti sağlayan derneklerinde olduğu yüzlerce dernek kapatılmış,
gazete, televizyon ve çeşitli basın-yayın organları kapatılmış, ifade ve örgütlenme özgürlüğü sınırlandırılmış,
Grev hakkı çeşitli gerekçelerle engellenmiş, yargı bağımsızlığı ağır biçimde zedelenmiş, toplumsal muhalefet ve demokratik kurumlar baskı altına alınmıştır.
Bu darbe girişimi gerekçelendirilerek yürütülen OHAL hukuksuzluğunun devlet yönetme biçiminin esası haline getirilmesi ile örgütlenen sistem, her sabah başka biçimleriyle karşılaştığımız otoriter tek adam rejimine dönüşmüştür.
Siyasal İslamcı ve milliyetçi unsurların devlet yönetiminde belirleyici hale getirildiği bu süreçte; toplumsal muhalefet başta olmak üzere demokratik kurumlar zayıflatılmaya çalışılmış, halkın demokratik tepkileri tutuklama, baskı ve orantısız hukuksuz uygulamalarla bastırılmış ve bu anlayış günümüzde de devam etmektedir.
Bugün yaşadığımız antidemokratik, hukuk tanımaz uygulamalar; emeğin her geçen gün daha da değersizleştirilmesi, çalışma yaşamında güvencesizliğin yaygınlaşması, çocuk işçiliği dahil emek sömürüsünün derinleşmesi; o günden bugüne yürütülen politikaların bir parçası ve sonucudur.
Ancak unutulmamalıdır ki darbe örgütlenmelerini engellemek ancak halkın iradesinin etkin olabildiği, güçlü demokratik kurumlara sahip toplumlarda mümkündür. Dünyada da bunun çok sayıda örneği bulunmaktadır. Darbeler mekaniği, demokratik denetimin ortadan kaldırıldığı otoriter ve baskıcı rejimlerde zemin bulur.
Bizler; laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devletinin, tüm yurttaşların eşit haklara sahip olduğu, eşit yurttaşlığa dayalı bir düzenin; inanç özgürlüğünün güvence altına alındığı, hiçbir yurttaşın inancı, kimliği ya da düşüncesi nedeniyle ayrımcılığa uğramadığı bir toplumun savunucularıyız.
Bu topraklarda bir daha hiçbir darbenin, darbe girişiminin ve otoriter yönetim anlayışının yaşanmaması için; devlet içerisinde hukuk dışı tüm yapılanmaların açığa çıkarılması, tasfiye edilmesi ve eşit yurttaşlığa dayalı, özgürlükçü ve demokratik bir Türkiye’nin inşası için mücadele etmeye devam edeceğiz!
KESK Yürütme Kurulu