Dengê Komûnê - Komünün Sesi

Dengê Komûnê - Komünün Sesi Azadî bê Komûn nabe
Komünsüz özgürlük olmaz

24/06/2026
19/06/2026

14/06/2026

10/06/2026

09/06/2026

🌿’”Sonsuz değil köleliğimiz!

Bugün özgürlük için adım atma, ve birlik olma zamanı.”

04/06/2026

🌿Kodlanmış Algıları Aş | BÖLÜM 1

Yaşam boyunca bize sunulan her düşünce, her yargı ve her kalıp gerçekten bize mi aittir?

Algılarla şekillenen bir dünyada hakikati aramak, insanın kendini yeniden keşfetme yolculuğudur.

Bu çalışmanın ilk bölümünde; sistemin yarattığı algıları, birey ve toplum üzerindeki etkilerini sorguluyoruz.

“Özgürlüğe giden yol, hakikati tanımaktan geçer.”

Me bişopînin û bidin şopandin;

Muaviye ve Ebu Süfyan Zihniyetine Karşı Demokratik Toplum Manifestosuİnsanın ruhsal, sosyal, doğasal devrimi olmadan sağ...
04/06/2026

Muaviye ve Ebu Süfyan Zihniyetine Karşı Demokratik Toplum Manifestosu
İnsanın ruhsal, sosyal, doğasal devrimi olmadan sağlıklı bir devrimden veya yaşamdan bahsedilemez. Bugünün Muaviye ve Ebu Süfyan zihniyetine karşı Demokratik Toplum Manifestosu cevap olacaktır.
Siyaset bütünü doğrudan bir biçimde asla görmez. O saf bir ahlak ya da daha önceden yazılmış evrensel bir tarihin bir bölümü değildir. O daha ziyade, kendi kendini icat etme sürecinde bir eylemdir. Bunu ıskalamak hayatı ve hayatın hakikat oluşturucu gücünü anlamamak olur. Demokratik Toplum Manifestosu da böylesi bir anlam ve çaba ile bütünleşmiş bir emek ve arayış olarak zuhur eder.
Ortadoğu’da 100 yılık yeni bir dizayn yapılıyor. Bunu en başta fark edenlerde Önder Apo olduğunu çok rahatlıkla söyleyebiliriz. Bundan kaynaklı bulduğu ilk fırsata demokratik toplum ve barış sürecinin startını verdi. Ama ne yazık ki, AKP ve MHP’nin zamana yayma ve konjonktürel üslup değişikliklerinden dolayı halen somut bir şey yok ortada. Bu yaklaşımlar toplumda ve dış kamuoyunda da dikkat çekmekte birçok taraf açık bir şekilde Türk devlet aklının halen habitusun etkisinden kurtulmadığını, şimdilik ertelendiğini açık dilendirmekte. Önderlik ve Apocu Hareket kendi tarafında en son atılması gereken adımları çok cesur atmış ve bu sürecin yürümesi için tüm fedakarlıkları yapmıştır. Kısaca Türk devlet aklı denilen yapı hala zikzaklar çizmekte, böyle davrandığı için de güvensizlik ortamı doğuyor. Devlet Bahçeli’nin söylemleri zamanla değişti, Erdoğan ve şürekâsının üslubu halen aynı. Önce ‘Terörsüz Türkiye’den’ dem vurmaya başladılar bu terörsüz bölge oldu zamanla örgütü tasfiye etmek için güya kurumlar gece gündüz çalışıyor söylemleri ile süreci baltalıyor ve toplumun değer yargılarını incitiyor. Eğer bir barış olacaksa bu onurlu olmalıdır. Önderlik, “Savaşanlar ancak barışı gerçekleştirir” diyor. Diğer muhatapların barış gerçekleştirme gücü olamaz. İkincildir ya da yardımcıdır. Heyettin tüm açıklamaları ortada hiçbir dönem ve süreçte Önderlik kin ve ötekileştirecek bir dil ve üslup kullanmadı. Deyim yerinde ise her konuştuğunda leblerinden ballar aktı. Sürecin ne ile hasıl olacağını hep birlikte göreceğiz… tabi ama bizim için elzem olan ve anlamamız gereken Önderliğin yol haritası olarak önümüze koyduğu manifestoyu anlamsallaştırarak topluma yaymamız olacaktır. Süreç böyle ilerlediği için Rojava’da da toplum entegrasyon çalışmalarına dair kaygılı ve tereddütlü yaklaşmakta. Haksız da değiller. Rakka ve Dêrazor’un durumu ortada. Babası, gündüz toplumu vahşi olarak tanımlıyor, oğlu gece özür diliyor. Garip ve muammalarla dolu bir süreç Suriye’yi bekliyor! Konumuza dönersek. Burada Elmalı Hamdi’den bir alıntı yapmak istiyorum. Tecdidi tanımlıyor. Tecdit yenilenme, yenilik. Bir kökün inkişaf seyrini takip etmektir. Bir yenilik olması için kök olması lazım. Hatta yenilik olmazı için önce bir gelenek olması lazım. O geleneğin statüye dönüşmesi ve tıkanması lazım. Çağın ihtiyaçlarına cevap veremez hale gelmesi lazım. Sonra o düşüncenin içinden çıkan birilerinin ‘burada donma var, burada tıkanma var, şöyle bir açılım yapmamız lazım’ demesi gerekir. İşte o çıkışı hareket şahsında Önderlik yaptı her zaman yaptığı gibi. İdeolojik ve politik sıkışmanın eşiğinde Önderlik, demokratik toplum manifestosuyla sürece müdahale etti ve bunu çok cesurca tarih karşısında deklere etti.
Şeyh Bedrettin der ki, “Gökyüzünden düşen bir yağmur damlası arkasından gelen ikinci yağmur damlasıyla aynı değildir.” Her bir yağmur damlası ayrıdır yeni bir yağmur damlasıdır ve hiçbir şey tekrar etmez. Her şey sürekli yenilenir ama yenilenme zamana yayıldığı için biz bunu anında kavrayamayız. İşte toplumsal olarak bunun sancılarını çekiyoruz. Önderlik, aslında bir şekliyle bizi değişim ve dönüşme davet ediyor.
ÖNDERLİK BU SÜRECE DEMOKRATİK ENTEGRASYONLA CEVAP VERDİ!
Kürtler bu sürece katılacak ama nasıl? Her şeyden önce soykırıma karşı kendini koruması lazım. Eğer ontolojik olarak kendimizi korumasak entegre olmanın anlamı da kalmıyor. Eğer Kürt varlığı kültürel ve dil bazında korunmazsa o zaman yok oluruz, buharlaşırız. Doğaya bakın bir savaş halinde ama değişim semiyotiktir. Değişim mevsimsel olsa da özü hep aynı kalıyor. Mesela bir ağacın yaprakları dökülüyor ama özü aynı kalıyor bu eksaptasyondur. Doğada bir Adaptasyon var bir de eksaptasyon var. Adaptasyon ile tür çevreye uyum sağlıyor, eksaptasyonla koruma hamlesine girişiyor. Yani yıkıcı bir değişim seni yok etmeye yönelirse tür hemen kendini korumaya alarak bu yıkıcılığa karşı kendini koruyor ama aynı zamanda adaptasyon da sağlıyor. İnsan doğayı dinleyerek anlam gücünü geliştirir. İlk öğrenme tarzının mimetik olması bundandır. İnsan doğayı dinleyerek doğadan dönüştürür. Doğa kendi içinde değişim ve dönüşümü ötekini yok etmeden, başkalaştırmadan gerçekleştiriyor. O zaman bizim demokratik entegrasyondan anladığımız, tabi-entegre olmaktan çok bu sistem içinde özünü koruyabileceksek demokratik bütünleşmeyi esas almalıyız. Böyle olursa toplum anlam verebilir yoksa çok tehlikelidir ve yanlış anlaşılmalara açık hale gelir.
Eğer değişime direnirsek, entegrasyon sağlamazsak kaskatı hale geliriz ve tarih dışı oluruz. Eğer kendimizi entegrasyona fazla kaptırır da kendimizi koruyamasak bu sefer de buharlaşıp, yok oluruz. Ya buharlaşarak ya da katılaşarak yok olma durumuyla karşı karşıyayız. Önümüzde üç yol var. Biri ya tamamen kendimizi korumaya alacağız geleneğe döneceğiz. Ya da katılaşacağız. Bunun sonu dogmatizmdir, tekrardır.
İkinci yol, tamamen kendini korumayı bırakarak teslimiyeti dayatan yoldur. Burada isim vermek istemiyorum, kendilerini tarihçi ve sosyolog olarak lanse eden tarihsel ve toplumsal reel gerçeklikten uzak klavye şövalyeliği yapıp teslimiyete retoriğini yapan ekoldür. Bu ekol taksim merkezli siyaset yürüten, ilkel milliyetçi, sabah başka, akşam başka bir kafa yapısına sahip, toplumun kafasını karıştırmaktan öteye gitmeyen, Önder Apo’nun “çöplük Kürt” olarak lanse ettiği ya da judenrat olarak tanımladığı kesimdir. “Kardeşim bu iş artık bitti, yani mücadele dönemi bitti. Şu anda uygarlık dönemdir, ulus devlete tamamen teslim olmamız lazım” diyerek kendini buharlaştırıp, yok edip, teslimiyeti dayatan ekoldür.
Manifestodan yola çıkarak ele aldığımızda bu iki görüşte iflas etmiş durumda. Bu iki görüş de yanlış.
Üçüncü yol nedir? üçüncü yol tam Önderliğin altını çizdiği, demokratik entegrasyondur. Hem kendimizi koruyacağız hem de entegrasyon sağlayacağız. Bunun yolu nedir? Bunun yolu; demokratik kominler birliğini her sokakta geliştirip toplumsallaştırarak genelleştirmeden geçer. Toplumun diğer kalan kesimiyle dünyada ortaya çıkmış tüm akımlarla asil bir ilişki kuracağız. Gidip onlara tabi olmayacağız. Onlarla ilişki kuracağız, demokratik toplum manifestosunu oraya taşıyacağız. Bizde olmayanı oradan alacağız, onlarda olmayanı biz onlara vereceğiz. İşte böyle olduğu zaman tıpkı türün kendini koruyarak ve yenileyerek var varoluşunu sürdürmesi gibi demokratik toplum dünyası ve düşüncesi de modern dünyada kendini koruyarak varoluşunu çağdaş bir dile olarak sürdürebilir.
Bakın Önderliğin ifade biçimi eylemdir, her dönemde düşüncede ve pratikte bu eylemini sunduğu perspektif ve kitaplarıyla ispatladı. Hiçbir güç önderliği üretimden düşüremedi, onun eylemci yönünü süreç dışı bırakamadı. Anda tarih yazan bir dönemden geçerken, hiçbir kaygıya girmeden, özel savaş oyunlarının etkisinde kalmadan, inşayı zihniyete gerçekleştirip yaşamsallaştırmamız hiçbir dönemde olmadığı kadar, bu dönemde kendini arz kılmakta. Bu tarihi sürecin kadrosu, her an ve her dakika Hallac-ı Mansur misali sebat içinde olmalı yoksa eski tarz ve
alışkanlıklarla sürece cevap olmak imkansızdır. Karşımızda Muaviye ve Ebu Süfyan zihniyeti var bunu bilip ona göre yola düşmek lazım.

Hevpeymaniya Rojhilat: Divê Civaka Navnetewî Li Dijî Darvekirinan Îranê Xwedî Helwest BeHevpeymaniya Hêzên Siyasî ya Roj...
03/06/2026

Hevpeymaniya Rojhilat: Divê Civaka Navnetewî Li Dijî Darvekirinan Îranê Xwedî Helwest Be
Hevpeymaniya Hêzên Siyasî ya Rojhilatê Kurdistanê îro derbarê pêla nû ya darvekirinan li Rojhilatê Kurdistan û Îranê de daxuyaniyek weşand.

Di daxuyaniyê de ev tişt hatin parvekirin:

“Dewleta tepeserkirinê ya Komara Îslamî ji bo veşartina şikestinên xwe yên siyasî, leşkerî û ewlehî, li Îranê, bi taybetî li Rojhilatê Kurdistanê, pêlek nû ya darvekirin û girtina girtiyên siyasî daye destpêkirin.

Tawanên Komara Îslamî ya Îranê ku di van demên dawî de bi awayekî berbiçav zêde bûne û pêla nû ya tepeserkirin û tundiyê li dijî têkoşerên azadiyê, bi taybetî di girtîgehan de, ne normalin û divê destûr neyê dayîn ku wekî normal werin dîtin. Ev darvekirin û kuştinên siyasî kuştinên girseyî û rêxistinkirî ne û ji bo her kesî eşkere ye ku Komara Îslamî darvekirinan bikar tîne da ku civakê bêhtir bitirsîne û wekî mertalek ji bo mayîna li ser desthilatdariyê bikar tîne.

Zext û darvekirinên li welat û êrişên bênavber yên bi mûşekan li ser partiyên siyasî li Herêma Kurdistanê di demekê de zêde dibin ku rejîm di qada navnetewî û di pevçûna xwe ya bi Dewletên Yekbûyî yên Amerîkayê û Îsraîlê re rastî têkçûneke stratejîk û valahiyeke ewlehiyê ya kûrtir hatiye. Ji ber vê yekê, ew serî li afirandina qeyranan li derve û tundiya zêdetir li navxweyê welat daye.

Di heman demê de, berdewamiya tawanên Komara Îslamî di dema agirbesta demkî ya bi Dewletên Yekbûyî yên Amerîkayê û Îsraîlê re delîlek bê gûmane ku rejîmê şerê xwe yê li dijî azadîxwazan, çalakvanên mafên mirovan û dijberên navxweyî ranewestandiye. Di şûna wê de, hemû derfetek, nemaze agirbestê, bikar bîne da ku dijberên xwe ji hêla fîzîkî ve paqij bike.

DIVÊ DARVEKIRIN WEKÎ SÛCÊ LIDIJÎ MIROVAHIYÊ BÊ DÎTIN
Hevpeymaniya Hêzên Siyasî ya Kurdistana Îranê bawer d**e ku cezayê darvekirinê ji bo kesên ku bi tohmetên bê bingeh yên ‘sîxurî’ ji bo biyaniyan an ‘şerê çekdarî’ li dijî rejîmê têne girtin, di rastiyê de çekek tolhildanê ye li dijî gelê têkoşer û mafxwaz. Di tevahiya temenê xwe de, vê rejîma kujer hewl daye ku bi darvekirina çalakvanên siyasî lêçûna têkoşîn û berxwedanê li dijî rejîma xwe ya tepeserker zêde bike û mafên netewên Îranî û tevgerên siyasî û sivîl binpê bike. Ji ber vê yekê, civaka navnetewî nikare darvekirina bi sedan girtiyan di salê de li Îranê tenê wekî ‘binpêkirina mafên mirovan’ bibîne. Di şûna wê de, divê van kiryaran wekî ‘tawanên şer’ û ‘tawanên li dijî mirovahiyê’ nas bike û li dijî van tawanên rejîmê tedbîr bigire.

Hevpeymaniya Hêzên Siyasî ya Kurdistana Îranê her wiha diyar d**e ku her dîplomasî, her danûstandin û her cûre agirbestek bi Komara Îslamî re dê rê li ber bidawîhatina tundiya navxweyî ya li Îranê û darvekirin û binpêkirinên sîstematîk ên mafên mirovan ji aliyê vê rejîmê ve negire. Her wiha dê Komara Îslamî teşwîq bike ku siyaseta xwe ya kuştin û tunekirina gelên azadîxwaz bidomîne. Her wiha derfetek peyda d**e ku temenê vê rejîma kujer û zordar dirêj bike.

DIVÊ KONSEYA EWROPAYÊ ZEXT Û DARVEKIRINAN BIXE ROJEVA XWE

Hevpeymaniya Hêzên Siyasî ya Kurdistana Îranê bang li Netewên Yekbûyî, Parlamentoya Ewropayê û hikûmetên demokratîk d**e ku zextê li ser Komara Îslamî ya Îranê zêdetir bikin û têkiliyên dîplomatîk bi wê re rawestînin da ku ew ji berdewamiya sûcên xwe rawestîne. Divê mijara tepeserkirina navxweyî li Îranê û darvekirin jî di Konseya Ewlehiyê ya Netewên Yekbûyî de bibe mijarek bingehîn û divê biryarên dijwar li dijî rejîmê werin girtin. Bê gûman, heya ku lêçûna darvekirin û tundiya navxweyî li dijî Komara Îslamî ji hêla siyasî û aborî ve neyê zêdekirin, reftar û siyaseta rejîmê li navxweyî naguhere.

Her wiha Hevpeymaniya Hêzên Siyasî ya Kurdistana Îranê, bang li netewe û partiyên siyasî yên Îranê yên ku li dijî Komara Îslamî ne d**e ku bi yekîtî û hevgirtinê ji polîtîkayên rejîmê paşve gav bidin avêtin. Em piştrastin ku gelê Kurd dê bi rêxistinkirina refên xwe û têkoşîn û berxwedana xwe wekî her carê bersiva polîtîkayên rejîmê bide.

Bijî têkoşîna rewa ya gelên Îranê ya ji bo azadî û edaletê.”

Address

Welat
Mardin

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Dengê Komûnê - Komünün Sesi posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Shortcuts

Share