Dersim

Dersim ☻/ Bütün Dersim'lileri Yukarıdaki/▌ Arkadaşlarına Öner'e/ \ Tıklayarak Davet Ediniz ! Aksi durumda yapılması gereken işlemler yapılacaktır.

Sayfamız Dersim insanlarını bilinçlendirmek ve Dersim hakkında bilgilendirmek amacıyla, hiçbir çıkar gözetmeksizin kurulmuştur. Bizler Dersimliyiz.Dersim'i , Dersimli ve Tuncelili diye ayırmak art niyetliliktir! Sayfamıza Katılan tüm üyelerin aşağıdaki kurallara uymasını rica ederiz.
..Sayfa Admini

Sayfamızın Kuralları :

1- Bu sayfa Dersim Sayfasıdır. Haliyle paylaşımlar Dersim' e yönelik olac

ak ve yorumlarda Dersimin kültürüne , değerlerine, inançlarına saldırıda bulunanlar atılacaktır.

2-Sayfamızda güncel haberler paylaşılmaktadır.. O haberi paylaşıyoruz diye onu savunduğumuz anlamına gelmez !Yorum yapar iken buna dikkat edin ve sayfamıza laf atmayınız..! Özellikle sayfa ismine eleştiri getirenler sayfada durmalarının anlamı olmadığı kadar hemen sayfadan ayrılabilirler.

3-Üye hangi partiden olursa olsun görüşlerini hakaret etmeden belirtebilir ve düzeyli tartışılabilir..

4- Sayfamızda ırkçılığa yer yoktur..

5-Türk ve Kürt düşmanlığı yapmak yasaktır..

6- Yorumlarda hakaret,küfür ve saldırı niteliği içeren mesajlar yayınlamak kesinlikle yasaktır..

7- Sayfamızda Kırmancki,Zazaca, Kürtçe,Lazca İngilizce (Alt Yazılı) vs videolar paylaşılabilir.. Karşı olan beğenmekten vazgeçebilirler..

8-Sayfaya, yöneticidenn izinsiz link atmak yasaktır..Link kaldırılır..

9- Sayfa yöneticisi adına yorum yapmak, yönetici adına konuşmak, diğer üyelere yanıt vermek yasaktır.

10-Sayfamıza yorum yapan bayanları rahatsız etmek kesinlikle yasaktır.Sayfamız da yorum yapan bayanların rahatsız eden kişinin linkini bana haber vererek bildirmesi yeterdir.. O kişi ve kişiler sayfadan uzaklaştıracaktır..Devam eder ise rahatsız etmeye sayfada profili yayınlanıp şikayet ettirilecektir..

11- Sahte hesaplarla mesaj yazmak, "beni ekleyin", "burda yeniyim bana yardımcı olun" "isteyen ekleyebilir" gibi mesajlar yazmak direkt sayfadan çıkarılma nedenidir.

12-Başka üyemizin yazısına istinaden kendi fikirlerini kullanıcıya lanse etmeye çalışarak mesaj yazmak, dayatma içerisine girmek, yeni konu başlatmak, tanımadığı insanlara canımlı ,cicimli vs mesaj yazmak yasaktır.

13-Üyelerimizi rahatsız edici ve konu ile alakası olmayan mesajlar yazmak,konu ile alakası olmayan başka bir kullanıcı mesajına yorum yazarak konu başlatmak yasaktır.Paylaşım içeriği dışına çıkılmamalıdır .

14-Sayfamız içeriği Tamamen Dersim' dir.Dersimin kültürüne , değerlerine, inançlarını yansıtmaktadır. Yorumlarınızı ona göre yapalım ve Ona göre sayfaya üye olalım...

15- Bu Kurallara lütfen uyunuz ve uygulayınız. Anlayışınız için şimdiden teşekkür ediyorum...

Daha güzel paylaşımlar için....

Baxîn Köyü Katliamı Yıl 1993, Yer Dersim - Mazgirt, Olay olmadan bir kaç gün önce yakın bir köy olan, Karakoçan'a bağlı ...
08/02/2015

Baxîn Köyü Katliamı Yıl 1993, Yer Dersim - Mazgirt,

Olay olmadan bir kaç gün önce yakın bir köy olan, Karakoçan'a bağlı Newala Aşan'a iki PKK li gelmiş. Köyde bir kaç gün kaldıktan sonra kendilerini suyun öte yanına, yani Dersim tarafına geçirmesini söylemişler. Köylü onları Peri Suyu'na kadar götürmüş. Karşıya geçebilecekleri yolu göstermiş. Suya girmişler. Biri geçmeyi başarmış ama biri suda kaybolmuş.

Bir kaç gün sonra köye PKK liler gelmiş. “Eğer bu hevali bulursanız kimseye söylemeyeceksiniz, bize haber vereceksiniz” demişler. Olay unutulmuş.

Günler sonra köyün altında bir ceset bulunmuş.Bulan köyün eski muhtarıymış. Hiç kimseye söylemeden yakın karakola haber vermiş, askerler gelip cesedi götürmüşler. çünkü eski muhtarın PKK lilerden hiç haberi yokmuş.

Olay çok normal bir şey olarak görülmüş, çünkü tanımadıkları ceset
bulununca karakola haber vermek ilk akla gelen bir işmiş. Günler sonra aniden köye silahlı PKK li bir gurup gelmiş. Her eve bir kaç silahlı girmiş ve dışarı çıkmalarını emretmişler. Baxîn dedikleri ne ki, on on-beş hane bir köy.

Daha TC askeri mi başkası mı anlamadan hepsi dışarı çıkmış. çünkü
bu köyün hepsi sol radikal örgütlerin veya PKK nin ne olduğunu bildiğinden dışarı çıkarılmalara ve tehditere pek yabancı değilmiş. Ama bu defa öyle olmamış. öne çıkan bir kadın “gerilla” hiç sorgu sual sormadan “intikam, intikam” diye bağırmış ve ateş etmiş. Arkasından onlarca silah ölüm kusmuş.

Frankfurt'ta yanına oturduğum arkadaşım bana daha detayları anlattı.

“Ateş başlayınca kızkardeşim, (daha 13-14 yaşında) guruptan kaçıp bir ahıra kaçmış. “Ateş” emri veren “gerilla” da arkasından koşup ahıra girmiş. Bir kaç el kızkardeşime ateş etmiş.Hem de ensesinden. Kardeşim bayılmış. Ama “gerilla” tam kapıdan çıkarken bir başka “gerilla” tarafından kızkardeşim sanılarak vurulmuş.” Sonuçta 12 çocuk yetişkin köylü ölmüş. Köylülerin gerisi de ağır veya hafif yaralı kalmış. Kadın “gerilla” da ağır yaralı olmuş. Köyün biraz ilerisinde ölmüş ve orada bırakılmış.

Frankfurt'taki arkadaşım devam ediyor anlatmasına.

“Kızkardeşim çok ağır yaralı olarak İstanbul Haydarpaşa'ya kaldırılmış, aylarca kalmış. Ben de onu yurt dışına çıkardım. Şimdi benim yanımda. tedavi devam ediyor, boynundaki yaralar hala ağır.”

Yanımdaki arkadaşın en anlamadığı şey de köylüler toplandığı zaman eski muhtar Keko'nun onlara “Eğer bir suçlu varsa benim, yanlız beni öldürün” demelerine aldırmamaları. Adamlar köyün hepsini, çocuk veya yaşlı demeden kurşuna dizmeleri. Keko da yaralıların içinde kalmış, ölmemiş.

Peki bu katliamdan sonra ne oldu? PKK yayın organları önce alışıldığı üzere “12 hain cezalandırıldı” dedi. Bir kaç gün sonra sözlerini geri aldılar. “MİT katliamı” diye başlık attılar. Daha sonra da “Yanlışlık olmuş Hevval” dediler. Sade bununla kalsa iyi. çok daha başka şeyler uydurdular. Onlara göre suda boğulan “gerilla”nın üzerinde 700 bin mark vardı ve köylüler bunu çalmıştı da, bunun için intikam alınmıştı. Hepsi yalandı oysa, hepsi düzmeceydi. Şimdi o köy bomboş. Katliamdan sonra herkes bir yana kaçtı. Kimi Türkiye metropollerinde, kimi Avrupa'da.

Ama işin en acı yanı ne biliyor musunuz? Frankfurt'ta karşılaştığım Baxînli her zaman PKK lilerle yakın duran, gazetelerini alan, eylemlerine giden biri. Katliamdan sonra yine gitmiş kapısını çalmışlar eylemlere gelmesi için. “O anda ne diyeceğimi şaşırdım” diye acı acı anlattı. “Heval, siz benim ocağımı söndürdünüz, hala eyleme gel diyorsunuz” diye cevap vermiş.

İşte Kürdistan Kurtuluş Hikâyesi”nden bir parça bu. Yorumunu size bırakıyorum.

Bir dahaki sefere daha acı hikâyeler anlatacağım.

(Dersimli eski bir PKK’lı)

HDP Şırnak Milletvekili ve Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eş Başkanı Selma Irmak demişki:" Dünyada hiçbir erkek Abdull...
02/02/2015

HDP Şırnak Milletvekili ve Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eş Başkanı Selma Irmak demişki:" Dünyada hiçbir erkek Abdullah Öcalan kadar kadınların ruhuna giremedi." Tecavüzcüsüne aşık olmak böyle birşey olsa gerek.

KARDEŞİNİN SEVGİLİSİ ZEHRA OKCUYA DAHİ TECAVÜZ EDEN ÖCALAN,:

"Abdullah Öcalan, Osman’ın eşi Zehra’yı yanına, yani yoğunlaşma evlerine aldı. O evlere giren her kadına yaptığı gibi o kızın da ırzına geçti. Olup bitenleri duysun diye de bu yaklaşımını ve hakaretlerini etrafına sezdirdi. Yüzlerce kişiye hitap ederken;

“Bizim Osman da ben kadın seviyorum diyor. Ulan aşağılık adam, sen kim, kadın sevmek kim. Kadını sevseydin, sevdiğin kadın yanında olurdu. Oysa ki onun seviyorum dediği kadın şu anda benim yanımda. Öyle ki ne yapıyorsam yanımdan ayrılmak istemiyor. Beni ona tercih etmiş olmalı ki git desem de gitmiyor.” dedi.

Zehra Okçu daha sonra bir çatışmada ölür...

Osman Öcalan’ın Anlatımı:

30 yıllık bu tahakkümün son kurbanı Osman Öcalan olmuş gibi görünüyor. Geçen hafta yazdığı bir yazıda eski örgütü PKK’nın kadın - erkek ilişkilerini yasaklayan tutumundan yakınırken "örgüt jargonu" ile bir imkansız aşk hikayesi anlatıyor :

"1991’de Zehra Okçu arkadaşla ilişkilendim. Oluşan bağlılığı gidermek ve ilişkilenmemek için direndimse de başaramadım. Aşk denilen olayı ilk kez yaşıyordum. Geliştirdiğim ilişki her ikimize de pahalıya patladı. Zehra arkadaş 1997’de şehit düşünce tövbekar oldum. 2003’te Keve arkadaşı tanımam bu duruma son vermeme yol açtı. Keve arkadaşa derin bir duygu ile bağlandım. Direnmeyi bir tarafa bırakarak ilişkimi açıkça ilan ettim".

20 yılını geçirdiği PKK'da üst düzey sorumluluğa kadar yükselen Şemdin Sakık örgütün iç yüzünü anlattığı kitapta Öcala'nın cinsel hayatına da değindi...

14.03.2008

Öcalan'dan "Kürt halk önderi" diye söz eden Zana, "Kürt halk önderi Abdullah Öcalan, kadınları anlayan tek liderdir. Öcalan bir yaşam biçimidir. Bir tek o kadınları anlıyor ve değer biçiyor" iddiasında bulunmuştu.

Şemdin Sakık 20 sene örgütün içinde Apo'nun sağ kolu olarak görev yaptı. İşte o Sakık Öcalan'ın kadınları en iyi nasıl anladığını kitabında yazdı.

'BOYUN EĞMEYEN FAHİŞE ve AJAN'

Şemdin Sakık, kitabında teröristbaşı Abdullah Öcalan'ın kadın militanları nasıl istismar ettiğini de örnekler vererek anlatıyor. Öcalan'ın Suriye'de bulunan 'yoğunlaşma' adı verilen evlere istediği kadın militanı aldığı belirtiliyor. Hatta Öcalan kadınları seçmek için PKK'lıların eğitim sırasında çekilen görüntülerini izleyip beğendiği teröristi Suriye'ye çağırıyor. Sakık, tanık olduğu olayları aktarırken idamların kime sorulması gerektiğini de söylüyor:

''Öcalan, bütün bu kızları eğitim için çağırdığını söylüyordu. Herkese sahip olmak istiyordu; ama kızların çoğunluğu cinsel tacizlere ve köleleştirme yaklaşımlarına boyun eğmediler. Bu kızlara, 'fahişeler, ajanlar, önderliğe özel savaş açmışlar' diyerek suçlamalarda bulunurdu.''

'KURŞUNA DİZDİ'

Küfür sağanağı altında bir-iki tetikçiye teslim edip sorgulama merkezi olan Lübnan'ın Bar Elias Kenti'ne gönderirdi. Düzmece ifadeler imzalatır ve haklarındaki ölüm cezalarını onayladıktan sonra ya döverek ya boğarak ya da kurşuna dizerek öldürtürdü. Irzına geçtiği kızların sayısını bilmediği gibi tecavüzünü reddeden kaç kızı ölüme gönderdiğini de bilemez. Ama belki Rıza Altun kaç kızı öldürdüğünü bilir.

'Yoğunlaşma' evlerinde Öcalan'ın cinsel ilişkiye girip sonra 'ajan diye öldürdüğü' kızların isimleri de var kitapta. Her kızın hayatı uzun uzun anlatılıyor. Evin, Adife, Dilan, Medya, Saime Aşkın (Delal), Ayten Yıldırım (Eski PKK yöneticilerinden Hamili Yıldırım'ın eşi. Yıldırım şu anda Elbistan'da cezaevinde bulunuyor. Ergenekon operasyonunda 'gizli tanık' sıfatıyla ifadesine başvuruldu.), Bircan Yıldız bunlardan sadece birkaçı.

'KARDEŞİNİN KARISINI ALIKOYDU'

Ancak kitapta yer alan bir bölüm dehşet verici boyutta. Öcalan'ın, kardeşi Osman Öcalan'ın karısını nasıl alıkoyduğu ve Selim Çürükkaya'nın eşine nasıl tecavüz ettiği aktarılıyor. Şemdin Sakık iki olaya dair şu bilgileri veriyor:

'Osman'ın eşi Zehra'yı yanına, yani yoğunlaşma evlerine aldı. O evlere giren her kadına yaptığı gibi o kızın da ırzına geçti. Olup bitenleri duysun diye de bu yaklaşımını ve hakaretlerini etrafına sezdirdi. Yüzlerce kişiye hitap ederken 'Bizim Osman da ben kadın seviyorum diyor. Ulan aşağılık adam, sen kim, kadın sevmek kim. Kadını sevseydin, sevdiğin kadın yanında olurdu. Oysaki onun seviyorum dediği kadın şu anda benim yanımda. Öyle ki ne yapıyorsam yanımdan ayrılmak istemiyor. Beni ona tercih etmiş olmalı ki git desem de gitmiyor.' dedi. Zehra daha sonra bir çatışmada ölür...

'KAÇ KEZ ALTIMDAN GEÇTİ'

Sakık'a göre Öcalan, diğer tecavüz olayını da şöyle anlatıyor: 'Yine 1997 baharında, MED-TV kanalının bir muhabiri röportaj için Şam'a gelmişti. Röportajda, bu alçak Selim(Çürükkaya), 'zar-zor namusumu kurtardım' diyor. 'Namusum' dediği de kadınıdır. Ulan, aşağılık adam, o kadının kaç kez altımdan geçtiğini biliyor musun? Kalkmış, utanmadan 'namusum' diyor. 'Namusunun içine ettim, içine!' (ALINTI-ARŞİV)

HDP Şırnak Milletvekili ve Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eş Başkanı Selma Irmak: Dünyada hiçbir erkek Abdullah Öcalan kadar kadınların ruhuna giremedi

Buda Oruspu Çocukların, Türk istihbaratı MİT'le olan ilişkisinin belgesi
28/01/2015

Buda Oruspu Çocukların, Türk istihbaratı MİT'le olan ilişkisinin belgesi

'TSK'nın yapacağı operasyonlar, MİT tarafından günler öncesinden kriptolu telefonlar üzerinden Kandil'e bildiriliyordu'

Oruspu Çocukların belgelerini yayınlamaya devam ediyoruz. Buda Suriye'de Alevi, Hırıstiyan, Ermeni katili IŞİD yavrusu E...
28/01/2015

Oruspu Çocukların belgelerini yayınlamaya devam ediyoruz. Buda Suriye'de Alevi, Hırıstiyan, Ermeni katili IŞİD yavrusu El Nusra ve YPG arasındaki yapılan anlaşmanın belgesi.

ÖSO Den sonra El Nusra da Halep merkez de YPG İle ateşkez anlaşması imzaladı. Halep ve çevresinde uygulanacak olan ateşkes anlaşmasının maddeleri:

1) Bu anlaşma YPG ile Ehli Şam (El Nusra, Ahraruş Şam, Liva Tevhid, İslam Cephesi ve Ceyşül Mucahidin) arasında imzalanmıştır.

2) Her iki taraf, karşı tarafın bölgelerine girebilecek ama yanında arabanın modeli ve nereye gideceğini yazan imzalanmış kağıt olacak.

3) İki taraf arasında mahkum takası olacak.

4) Ehli Şam (El Nusra, Ahraruş Şam, Liva Tevhid, İslam Cephesi ve Ceyşül Mucahidin) YPG’nin bölgelerine güncel hayata dair herşeyin giriş çıkışına izin verecek.

5) YPG’nin bölgelerinde, iki tarafin haberi olmadan hiçbir askeri nokta kurulmayacak.

6. YPG hakim olduğu bölgeler, Esed ile savaşmak için kullanabilecek.

7. Şii kasabalar olan (Nubbul – Ezzehraa) abluka altına alınacak ve insani giriş çıkış yasaklanacak. (Dêsim-Dersim Zaza Platformunda Alıntı)

Buda Oruspu Çocukluğun Selahattince Versiyonu ve AKP Yalakalığın Belgesidir
27/01/2015

Buda Oruspu Çocukluğun Selahattince Versiyonu ve AKP Yalakalığın Belgesidir

BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Başbakan Erdoğan’ın “BDP ile referandum noktasında, müşterek adım atabiliriz” sözleriyle ilgili

CHP'lileri Dersimde kovacağız diyen alçaklar, Gaziyi size mezar edeceğiz diye devrimcilere saldıran yavşaklar, İzmirde G...
26/01/2015

CHP'lileri Dersimde kovacağız diyen alçaklar, Gaziyi size mezar edeceğiz diye devrimcilere saldıran yavşaklar, İzmirde Gurup Yorumun konserini engelliyen sözde yurtsever kılıklı kürt faşistler, Diyarbakırda "Biji Serok Ahmet" diye silogan atanlara neden ses çıkarmıyorsunuz, onları neden Diyarbakir da kovmuyorsunuz, onlara neden saldırmıyorsunuz? Size Erdoğan'ın itleri dememiz boşuna değilmiş demek ki, hak ediyorsunuz, hatta siz itoğlu itsiniz!

Diyarbakır'da serok Ahmet sloganları, çok daha fazlası için => https://www.facebook.com/ensonhaber

BDP ve HDP’nin Newroz 2014 Afişleri 20 Mart 2014’de, İstanbul büyük şehir belediyesi eş başkan adaylarından Pınar Aydınl...
25/01/2015

BDP ve HDP’nin Newroz 2014 Afişleri

20 Mart 2014’de, İstanbul büyük şehir belediyesi eş başkan adaylarından Pınar Aydınlar’ın, Facebook’da ki paylaşımlarının içinde Newroz etkinliğiyle ilgili propaganda afişi vardı. Afiş, BDP ve HDP İstanbul il örgütlerine aitti. Afişin ilginç yanı ilk defa Kürtçeden başka Zazacanın da aynı afişte kullanılıyor olmasıydı.

Kürtçüler, Kürt milliyetçileri, Kürtçeyle Zazaca aynı dil ve Kürtlerle Zazalar aynı halk deyip duruyorlardı. Peki bu halklar aynı halksa, dilleri de aynı dilse, ne diye her iki dili de aynı afişte kullandılar ?

Kürt milliyetçilerinin, Zaza halkından elde ettikleri devşirme ve misyonerler, öyle-böyle değil tuğla gibi büyük Kürtçe-Zazaca sözlükler yayınlamışlar. Bu koca koca sözlükleri yayınladıktan sonra iki dil aynı dildir ve/veya Zazaca Kürtçenin lehçesidir diyecek kadar alçalmışlardır.

Anlaşılan Kürt milliyetçileri, Zaza halkını eskisi gibi aldatamayacaklar. Görünen bunun en somut örneğidir. Bunda Zaza aydınlarının, çabalarının çok büyük etkisi vardır.

Avrupa’da son otuz yıldır değişik zamanlarda ve değişik isimler altında yayınlanan Zazaca ya da Zaza halkına hitap eden dergilerin önemi büyüktür. Bu dergiler birbirinden kopuk da olsa etkileri günümüze kadar sürüp geldi. Dahası bunlar aralarında ciddi tartışmalar yaşamış olsa da gene hepsi kendi ölçüsünde Zaza davasına katkıları oldu. Bu çalışmaların Avrupa’ya gitmek zorunda kalmış dar aydın çevrelerden oluştuğunu söyleyebiliriz..

Zaza aydınlarının çok önemli bir özelliği dilbilimcilerin çalışmalarına, daha geniş anlamıyla bilimsel çalışmalara çok büyük önem vermiş olmalarıdır. Söz konusu aydınlar Avrupa’nın demokratik ve bilimsel ortamından yararlanarak kendi halklarının etnik kimliği, dili, tarihi gelişimi konularında bilgi sahibi oldular ve bu bilgilerini dergileri aracılığıyla kamuoyuna açıkladılar.

Zaza yurtsever aydınlarının üzerinde durdukları en önemli nokta, Zazacanın başlı başına bağımsız bir dil olduğu konusuydu. Aydınları asıl saflaşmaya götüren konu burada düğümleniyordu. Avrupa’da ki dergiler belli periyotlarda yayınlar yaptıktan sonra yayınlarını sonlandırdılar.

Ancak bir kez ateş tutuşturulmuştu, Avrupa’da tutuşturulan ateş Anadolu’ya da geçti. Anadolu, tutuşturulmuş olan bu ateşi yangına dönüştürüp körükleme yolunu tuttu. İstanbul’da, Bingöl’de Zaza-der’ler kuruldu. Demokratik Zaza Halk Hareketi kuruldu, Zaza Platformu kuruldu. Bu isimler altında 20 Ekim 2012’de Tünel’de toplanılarak Taksim’e yüründü ve Taksim’de tarihi Zaza mitingi yapıldı. Önceden üzerinde tartışılıp geniş bir mutabakatla hazırlanmış olan deklarasyon Türkçe ve Zazaca olarak kamuoyuna okundu.

Halk kendi tarihinde ilk defa sokağa çıkıp, kamusal alanda demokratik hak ve özgürlüklerini talep etti. TRT televizyonu geldi, mitingin filmini çekti ve kısa da olsa söyleşiler yapıp bunları yayınladı. Zaza-der’de doğrudan mitinge resmi düzeyde katılmamış olmasına rağmen bir ekip gönderip film ve fotoğraflar çektirmişti. Genel olarak mitingde bol-bol film, fotoğraflar çekildi ve bunlar sosyal medyada yaygın bir biçimde paylaşıldı. Zaten miting büyük ölçüde sosyal medya üzerinden yürütülen çalışmalarla örgütlenmişti. Ayrıca, mitinge yakın günlerde Yol TV’de bir hafta, on gün gibi bir zaman reklam döndürülmüştü.

Kurulan platformlarımız, İstanbul’un birçok yerinde Halkların Anayasası Bileşenleri, Aka-der gibi dostlarıyla yan yana gelerek konularında paneller düzenlemişti. Platform olarak 02/Aralık/2012’de Kadıköy Halk eğitim merkezinde ortak düzenlenmiş olan konsere örgütlü olarak ve standımızla, sanatçımızın (Raber Diler) ana dilde yaptığı müzik dinletisiyle katıldık. 21 Şubat 2013’de geniş bir halklar platformu içinde yer alarak Taksim’den Galatasaray Lisesi’ne yürüyüşümüzle dünya ana dil günü kutlamalarında etkin olarak yer aldık.

Aynı dil etkinlikleri çerçevesinde Zaza-der, 22 Şubat 2013’de Bilgi Üniversitesi’nde bir kutlama programı gerçekleştirdi. Bu programda, ana dilde tiyatro, ana dil konusunu işleyen film gösterimi, ana dilde müzik dinletisi, ana dilde sunumlar ve söyleşiler yapıldı.

Zaza-der, Aka-der, Mektebe zazaki gibi kurumlardan başka, İstanbul, Erzincan, Eskişehir ve başka bazı illerde çeşitli kurumlar altında anadilde dersler verilmeye başlandı.

20 Ekim 2012 Taksim mitinginden sonra Diyarbakır’da Zazana dergisi yayın hayatına başladı. Zazana dergisi, Zaza halkının yaşadığı il ve ilçeleri tek-tek dolaşarak çarşı-pazarda stantlar kurdu. Hem derginin tanıtımını yaptı hem de halka Zaza davasında mücadelenin verildiğini gösterdi. Bunlardan çok çok önce Çermik’de bir Zaza müzesinin kurulmuş olması kültürel ve otantik çalışmaları da Zaza kültürüne, diline, tarihine, etnik kimliğine önemli katkılar sağlıyordu.

Mayıs 2013’de Bingöl’de kurulan Zaza Dil Kültür ve Tarih Derneği, 19-20 Ekim 2013’de Zaza dil festivaline ev sahipliği yapmış ve festival, İstanbul Zaza-Der ve Almanya'da faaliyet gösteren Zaza Gemeinde in Deutschland’ ın ( Zaza Cemaatı) da katılımıyla üçlü yapı tarafından organize edilmiştir. Burada dayanışma, birlik-beraberlik çok güzel bir örnek oldu.

Dersim (Mamekiye) de Kırmanciye Kültür Merkezi’nin kurulması ve 01 Şubat 2014’de Suriye halkıyla dayanışma mitingi yapması, orada son dönemin önemli toplumsal, yerel, etnik özellik taşıyan bir eylemiydi. Bu harekette diğer hareketler gibi dil, kültür, inanç, etnik kimlik gibi konuları öne alıyordu.

Mardin Artuklu Üniversitesi’nde ki Kürt milliyetçileri Zazacayı Kürtçenin lehçesi olduğu tezini işliyor ve resmi kurumları böyle davranmaya itiyordu. Bingöl Üniversitesi bu konuda daha esnek, daha yapıcı duruyordu. Kürt milliyetçilerinin etkisi altındaki Mardin Artuklu Üniversitesi kendi anlayışı gereği orta öğretim okullarında önleyemediği Zazaca seçmeli dil derslerini bu defa lehçe yapıp Kürtçenin boyunduruğu altına sokup ezmeye çalışmıştı.

İtirazlar sonucu Milli Eğitim Bakanı Bingöl’de, 12/12/2012 tarihinde yaptığı açıklamayla Zazacanın gelecek yıl bağımsız bir dil olarak mütaala edileceğini açıklamıştı. Ancak ilgili bakanın kabine revizyonunda değiştirilmesi o süreci sekteye uğrattı. Bu açıklamaya en çok karşı duran ve çılgına dönen Zaza kürdü olduğunu iddia eden Bingöl BDP milletvekili Baluken ve etrafındakiler olmuştu. Zaten bu çevre, Zaza halkıyla ilgili atılan en küçük demokratik bir adıma dahi tahammül edemiyorlardı.

Bingöl Üniversitesi, Zazaca konusunda yaptığı sempozyumlara, Zaza diline çeşitli açılardan bakan aydınları-akademisyenleri çağırıp son derece güzel çalışmalar yapmıştı. Bu dönemde Zaza dili açısından çok önemli akademik bir şahsiyet, Almanya’dan Tunceli Üniversitesine davet ediliyor ve çalışmalara başlaması sağlanıyordu. Bu akademisyenimiz Zaza dili konusunun en önemli uzmanı, formasyon sahibi Dr. Zılfi Selcan’dı.

Gerek akademik olaylar, gerek dernekler, gerek dergiler, gerekse halk hareketleri yaptıkları çalışmalarla birbirlerini etkileyip, etkilenmekte ve ağır-ağır ilerleme sağlamaktadırlar

Avrupa’nın en gelişmiş ülkelerinde çeşitli örgütlenmeler, cemaatlar ortaya çıkmış ve bunlarda çalışmalarını sürdürmektedirler. FDG’nin de siyasal duruşu bir yana, daha doğrusu siyasal duruşunu ben anlayabilmiş değilim, etnik kimlik, dil, kültür, inanç, gelenekler konusunda ki çalışmaları çok önemlidir. FDG’nin 1938’le yüzleşme çalışmaları, idam edilen Dersim önderlerinin akibetlerinin açıklanmasını istemesi ve Elazığ’a kadar gelip etkinlikler düzenlemesi, Avrupa’da her yıl kitlesel katılımlı festivaller düzenlemesi çok önemli gelişmelerdir. Bu federasyon yaptığı çalışmalarla, Dersim’de bir ayağı olan siyasal hareketlerin, Dersim’le ilgili etnik kimlik, dil, inanç gibi konularda tutum almasına yol açmıştır. CHP Dersim milletvekili Hüseyin Aygün’ün kendi partisine ters düşme pahasına da olsa Etnik kimlik, dil, kültür, gelenekler konularında açıklamalar-çalışmalar yapması, etkinliklere katılması çok önemlidir.

Sosyal medyanın çalışmalarını da küçümsememek gerekir. Oda bu alanda mücadele eden insanları bir araya getiriyor. Sosyal medyayı daha yaygın ve daha etkin kullanmakta fayda olduğunu düşünüyorum.

Çalışmalara dikkat edersek milli mücadele gelenekleri açısından zayıf, sanayileşmesini gerçekleştirememiş, kendi kendisini yönetememiş, dili eğitim dili olamamış, dili-kültürü kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya kalmış, geri bir toplumsal yapı üzerinde ulusal-demokratik bir mücadele veriliyor ve bu mücadelede çağdaş-uygar yöntemlere başvuruluyordu. Bu çok olumlu bir noktadır.

Öncelikle, dil, kimlik, kültür, inanç, vicdan, adalet, hak, hukuk, ana dilde eğitim-öğretim, yazılı-sözlü medya, televizyon-radyo yayınları gibi yaygın-örgün günün iletişim olanakları haklarını elde etmek gerekiyor. Bu haklar, aydınlarımızın genel olarak üzerinde mutabık kaldığı haklardır. Bunlardan daha ileri talepler yerel yönetimlere daha özerk (öz yönetim olanağı gibi) bir konum istemek olabilir. Söz konusu bütün taleplerimizin anayasal düzenlemeyle güvenceye alınmasını istiyoruz. Çalışmaları, şiddet içermeyen barışçıl-demokratik yollardan ve halk kitlelerine dayanarak yürütmek gerekiyor.

Halk, milli değerleri öne alan mezra, köy, nahiye, kasaba ve şehirde komite ve konseyler biçiminde örgütlenmelidir. Şu ana kadar insanlığın öğrendiği evrensel demokrasi değerlerini, insani değerler bütününü merkezine almalıdır. Hem yukarıdan aşağıya, hem aşağıdan yukarıya doğru, yem yatay, hem dikey işleyen gelişkin demokratik ve şeffaf bir örgütlenme biçimi hayata geçirilmelidir. Örgütlülükte yer alan bütün üyeler, daha doğrusu halk söz ve karar sahibi olmalıdır. Kişi diktatörlüğü, kişi despotizmi, kişi tapınıcılığı, değişmez şef anlayışlarına düşülmemelidir. Bu örgütlenmelerde dilin, kültürün, eğitimin, geleneklerin, ekonominin, çeşitli biçimlerde (üretici-tüketici) kooperatifleşmenin, halk sağlığının, halk güvenliğinin, bilimin, teknolojinin vb. geliştirilmesine özel önem verilmelidir.

Toplumsal örgütlenme ve mücadelede en üst örgüt biçimi parti örgütüdür. Ancak parti toplumdan ve onun yukarıda saydığımız örgütlerinden ve amaçlarından kopuk olamaz. Bütün bu örgüt biçimleri birbirlerini besleyen bir karekterde olmalıdırlar. Milli mücadelede, başka halkların değerlerine ve onların yaşam alanlarındaki egemenliklerine saldırmak değil, kendi kimliğini başka kimliklerin saldırısından korumak amaçlanmalıdır. Halkın ulusal-demokratik haklarını kabul eden ve onaylayan kişi, kurum, ülke, halk kimler olursa olsun onlarla dostluk ve dayanışma içinde olunmalıdır. Bu konuda bilgi sahibi olmayan kesimleri bilgi sahibi yapıp, konularımızda doğru tutum almalarını sağlamak gerekiyor.

Fakat Anadolu’da hala istenen örgütlülük sağlanabilmiş değil. O konuda sancılar var. Ancak bir defa eşik aşılmış ve geri dönülemez bir yola girilmiştir. Yıllar öncesinden aydınların tutuşturduğu yangın sürüyor ve bu yangın gerçeğin, gerçeğe ulaşmanın, gerçeği yakalamanın yangınıdır, bu yangını körükleyeceğiz, büyüteceğiz.

İşte asimilasyoncu, inkarcı, imhacı Kürt milliyetçi hareketinin korkusunu ve paniğini buralarda aramak gerekir. Yukarıda kısmen yazdığımız olaylar, bu çevreyi Zaza dilini kullanmaya itiyor. Yıllarca devlette Kürtçe diye bir dil yoktur, o dil Türkçenin lehçesidir diyordu, Kürt diye bir şey yok onlar dağ Türkü’dür, dağda kar üzerinde yürürken kart-kurt sesleri çıkarıyorlardı ondan onlara böyle isim veriliyor diyordu. Ancak bu günlerde aynı devlet TRT kanalında bir Kürt televizyonu kurmuş durumda. İşte Kürt milliyetçilerinin yaşadıkları da aynı böyle bir şeydir. Onun içindir ki afişlerinde Kürtçeden başka birde Zazaca kullanmışlar. ALINTIDIR...

24/01/2015

Yavuz Sultan Selimin tetikcileri, İdris-İ Bitlisinin torunları, 1915'in Ermeni katilleri, Hamidiye Alayının artık piçleri, Pkk'li Oruspu çocukları, Dersim'de CHP'lileri kovacaklarmış, sıkıyorsa kovun, Dersim'de değil CHP'lileri kovmak, CHP'lilerin kapısındaki köpeğine dahi dokunamazsınız, dokununda görelim, Elazığın, Mardinin Diyarbakırın Khuro piçleri, Erdoğanın paralı köpekleri sizi,

büyük usta son noktayı koymuş ama çakallar anlamıyor ki,
21/01/2015

büyük usta son noktayı koymuş ama çakallar anlamıyor ki,

Adana Sheraton Oteli'nin lobisi.. Saat 23.00...Lobi girişinin hemen sağ tarafındaki oturma grubunda kalabalık bir heyet ...
17/01/2015

Adana Sheraton Oteli'nin lobisi.. Saat 23.00...
Lobi girişinin hemen sağ tarafındaki oturma grubunda kalabalık bir heyet var. Diyarbakır Belediye Eşbaşkanı Gülten Kışanak, Siirt Belediye Eşbaşkanı Belkiza Beştaş, Van, Hakkâri, Tunceli, Nusaybin belediye eşbaşkanları oturuyor. Lobiden içeri giren, ev sahibi belediye başkanı Hüseyin Sözlü. Sözlü, MHP'li. Diğerleri HDP/ BDP (Alıntı, Hürriyet gazetesi yazarı Fatih Çekirge).

Dersim-Tunceli Belediye başkanını kim MHP'nin yemekli toplantısına gönderdi dersiniz, tabiki kontracı provakatör Ergin Doğru gönderdi. Bu provakatör böyle çalışıyor işte, bir yandan Dersim halkını CHP'ye, DHF'ye, ÖDP'ye, TKP'ye karşı kışkırtırken, diğer yandan kendisi MHP'li faşsitlerle toplantılar düzenleyip, aynı masada oturup zıkkımlana biliyor...

Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Hüseyin Sözlü,...

14/01/2015

DBP-HDP'li Kontracı Ergin Doğru ve Avrupadaki sözcüsü Kürt faşisti Kamer Söylemez (Munzur Dersimoglu) demişki, "Amed Cizre Batman 'daki ihanetci hizbul kontraciyla, Dersim Sivas Erzincan 'daki Türkleşmiş fasist CHP 'li olmuş birisi arasinda hic fark yoktur !" İşte bu kontracı faşist her iki provakatör, uzun süredir Alevi halkını CHP'li olan Dersimlilere ve Alevilere karşı böyle kışkırtıyorlar. Ulan alcaklar, Hizbullah gibi ortacağ karanlığını savunan, islamcı, gerici, yobaz katil sürüsüyle, Laikliği, demokrasiyi, düşünce ve inaç özgürlüğünü savunan Dersimli, Erzincanlı, Sivaslı CHP'li Alevileri nasıl aynı kefeye koyarsınız hey adi, şerefsiz alçak itler sizi.

FAŞİŞT KONTRA PKK ÖRGÜTÜNÜN KALLEŞÇE KATLETTİĞİ ONAT KUTLAR'I VE YASEMİN CEBENOYAN'I UNUTMADIK !************30 Aralık 19...
13/01/2015

FAŞİŞT KONTRA PKK ÖRGÜTÜNÜN KALLEŞÇE KATLETTİĞİ ONAT KUTLAR'I VE YASEMİN CEBENOYAN'I UNUTMADIK !
************
30 Aralık 1994 günü eşi Filiz Kutlar ile evlilik yıldönümünü kutlamak ve dostlarıyla buluşmak üzere saat 18.30'da gittiği The Marmara Oteli'nin girişindeki Opera Pastanesi'nde (Cafe Marmara) kalleşçe bir yöntem olan (mayınlar normal savaşlarda bile BM'ce yasaklandı!) bir paltonun cebine bırakılan bombanın patlamasıyla omurgasına saplanan camlar nedeniyle ağır yaralanan ve 11 Ocak 1995'e dek yaşam mücadelesi veren ama kalleşliğe yenilen Onat Kutlar'ı saygıyla anıyoruz.
*
Kalleş saldırıyı ilk günlerde şeriatçı terör örgütü İBDA-C'nin üstlenmesine karşın bir delil bulunamadı. Yıllar sonra, katliamın PKK tarafından yapıldığı saptandı. Polis PKK'ye yönelik olarak düzenlenen bir operasyonda yakalanan 20 kişinin Kutlar'ın ölümüne neden olan bombalama olayını yaptıklarını itiraf ettiklerini açıkladı.

Onat Kutlar "TÜRK TURİZMİNİ BALTALAMAK İÇİN!" ÖLDÜRÜLMÜŞ!

Yargılama aşamasında savcılığın mütalaasında, sanıklardan Deniz Demir, Hicran Kaya, Abdülcelil Kaçmaz ve Hasan Kızılkaya için ölüm cezası istendi. Dördü, 2003'te müebbet hapse çarptırıldı. 26 Şubat 2003 tarihli kararın gerekçesinde sanık Deniz Demir ve Gülşen Özdemir'in The Marmara Oteli'ne "Türk turizmini baltalamak için bomba koymayı kararlaştırdık"larını yazmaktaydı. Dava Yargıtay'da 25 Nisan 2007'de sonuçlanı.

Onat Kutlar'ın katili PKK'li Deniz Demir 9 yıl sonra cezaevinde itirafçı oldu, "topluma kazandırma yasası!"ndan faydalandı ve aramızda "kazanılmış" olarak geziyor.
*
Kalleş saldırıda her şeyden habersiz, arkadaşını bekleyen arkeolog Yasemin Cebenoyan masasında hemen ölmüştü. Yasemin Cebenoyan'ın kardeşi sinema eleştirmeni Cüneyt Cebenoyan, "PKK'nin yaptığı çok açık bir eylem. Hatta bunu söylediğimizde bizi 'susun, sesinizi kesin' diyerek tehdit ediyorlar. Örgüt özür dileme çağrılarımıza da hoyratça yanıtlar verdi" demiş.
*
Onat Kutlar, önemli bir öykü yazarıydı. Sinematek'in kurucusu, İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı'nın yönetim kurulu üyesiydi, Cumhuriyet gazetesi yazarıydı, edebiyatımızın önemli bir direğiydi, tam bir aydındı. Ölmeden bir gün önce yazdığı "Herkesin Kaybettiği Tek Oyun" başlıklı yazısında sanki tehlikeyi sezmiş gibi, ''Terörün anlamı ve kapsamı, onu kullanana göre değişmez." diye yazmıştı.
OĞUZ KEMAL

*****************************************************************************
Neden HDP,
Cinayetler bütün toplumu ilgilendiren olaylardır. Faili meçhuller sadece yakınını kaybedenlerin meselesi değildir. 12 Eylül’ün cinayetlerinin hesabını sormak hepimizin boynunun borcudur. Roboski’de kendi ülkelerinin topraklarında savaş uçaklarıyla bombalanan çocuklar, gençler sadece Roboskilileri ilgilendirmez, hepimizi ilgilendirir. Sivas’ta yakılan aydınlarımız hepimizin meselesidir. Gezi’de öldürülen gençlerimizin yası, hepimizin yasıdır.
Herkes bu ve benzeri cinayetlerin kendi meselesi de olduğunu kabul edecektir. Ama herkesin hemfikir olmadığı bazı cinayetler var. Onat Kutlar ve ablam Yasemin Cebenoyan’ın öldürüldüğü, The Marmara Oteli bombalaması herkesi ilgilendirmiyor. Ben ablamın katlini, kendi meselem olarak, tek başıma yaşıyorum.

Cinayetler, o cinayetleri işleyen siyasi örgütlerle ilişkimizde genellikle belirleyici rol oynar. Siyasi görüş ayrılıklarımız bir yana, en temel düzeyde aramızda bir duvar oluşur. Yakınlarımızı katleden siyasi örgütlere gidip de oy atmamız söz konusu olmaz. Eğer o cinayetin hesabını vermiş, özrünü dilemiş ve değiştiklerini kanıtlamışlarsa durum değişebilir elbette ama bunlar olmadan, sevdiklerimizin katilleriyle yan yana duramayız. Durursak vicdanımız sızlar. Durursak, kendimiz olamayız. Durursak sevdiklerimizi inkar etmiş oluruz.

Onat Kutlar ve Yasemin Cebenoyan’ı öldüren bombalı eylemi PKK düzenledi. Bu kanıtlandı. PKK ve BDP’ye bu cinayetin özrünü dilemesi için çok şans tanıdım. Bir ses gelmedi. Gelen sesler ya “kes sesini” tarzındaydı, ya “seninki de bir şey mi?” cinsindendi ya da “hakikatleri araştırma komisyonları kurulunca düşünürüz” şeklindeydi.

30 Aralık 2010’da Toplumsal Bellek Platformu olarak The Marmara Oteli önünde, Özgür Mumcu’nıun okuduğu bir basın açıklaması yapmıştık. PKK’ya ve BDP’ye son kez burada özür çağrısında bulundum. O çağrıda arkadaşım Sırrı’nın da yanımızda olmasını istemiştim. Kendisini telefonla aradım, geleceğini söyledi. Ama ne geldi ne de bir daha aradı. Sonra da BDP’ye girdi. Demek ki dediydim, Sırrı, BDP’ye girmenin gereğini yapmış, yanımda bu yüzden durmamış. Sırrı, şimdi ablamı öldüren örgütün şefi Abdullah Öcalan’ın yanında duruyor, birlikte poz veriyorlar.
Bu siyasi görüşlerin tartışıldığı bir yazı değil. Yoksa BDP’yle ilgili tek meselem bu değil. Ne de bir meselem olan tek siyasi hareket HDP/BDP değil.

Benim anlamadığım şey şu: Neden benim meselem sadece benim meselem olarak kalıyor? Neden benim ablamın öldürüldüğü eylem benim en yakınımdaki insanların, arkadaşlarımın bile tavrını etkilemiyor? Nasıl olup da gidip HDP’ye ve Sırrı’ya gönül rahatlığıyla oy veriyorlar ve hatta benim de içinde bulunduğum gruplara “Haydi oylar HDP’ye” tarzında mesajlar gönderiyorlar? Ben mi yanlış yapıyorum? Ben mi kişiselleştiriyorum? Ben mi anlamıyorum? Lütfen anlatın, anlamıyorsam. Senin ablanı PKK öldürmedi diyorsanız, yazın bir yazı, beni ikna edin PKK’nin öldürmediğine. Senin ablanın ölümü, Türkiye’nin esenliği için gerekliydi diyorsanız anlatın bana, neden gerekli olduğunu. PKK/BDP/HDP bu ve benzeri cinayetlerin hesabını verdi, özrünü diledi diyorsanız, ne zaman verdi, ne zaman diledi anlatın. Vermesi gerekmiyor diyorsanız, neden vermesi gerekmiyor, anlatın. PKK başka, BDP başka, HDP bambaşka diyorsanız, onu da anlatın.

Ben mi bu kadar önemsizim, Onat Kutlar mı bu kadar önemsiz, Yasemin mi bu kadar önemsiz ve daha sayısız masum kurban mı? Bazı cinayetler herkesi, bazıları ise sadece mağdurlarını mı ilgilendirir? Lütfen anlatın. Ki anlayayım, nasıl HDP’ye gidip oy verebildiğinizi ve bana da HDP’ye oy ver çağrısında bulunabildiğinizi.
CÜNEYT CEBENOYAN
************************************************************************************
ONAT KUTLAR VE YASEMİN CEBENOYAN,IN SAYGI İLE ANIYORUZ (Alinti-Che)

Address

Munzur Şenlikleri
Tunceli

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Dersim posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Organization

Send a message to Dersim:

Share

Category